Attila İlhan Gibi Sevmek

Gece Gündüz
A A

Attila İlhan Gibi Sevmek

Bir şair gibi, bir Attila İlhan gibi sevmek nasıldır acaba?.. Yan yana dizdiği, o her uyumlu kelime ki bir başka hikaye barındırır çünkü daima… Çokça zaman kendimi bulurum o dizelerde ve kimi de sevdiklerimi… Sonra en çok da henüz tecrübe etmediğim o kelimeler, o dizeler, yani o hikayeler düşündürür beni… Belki o tonda da severim bir gün kim bilir veya sevilirim de… Belki böyle bir sevmek görülmemiş de olur o güne kadar, varsın öyle olsun, daha ne?..

Attila İlhan gibi sevmek… Mesela, yağmur gibi çiselemektir yâre, yalnızlığını söküp almaktır bir dizede. Ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına benzemesin diye, özgürlüğü o sevgiliyle tam ortadan paylaşmaktır tebessümle… Onu hatırlamak için hatıralara hiç mi hiç ihtiyaç duymamak, adıyla nasıl beraberse öylece beraber olmaktır o yâr ile. Eski bir pikaptan unutulmuş bir makam dinlerken birkaç satır mektup karalamaktır belki de, hani sevgilinin o kuğu boynu parmaklarına…

Attila İlhan gibi sevmek; onun ışıl ışıl gözlerine doya doya bakabilmek için, gece gündüz siyah camlı gözlüklerle yaşamaktır. Sonra onsuzken, yüce dağ başındaki bir âmâ kadar yalnız kalmaktır mesela… O yâr ki kirpiklerini büküp de bir rüzgar gibi baktıkça, sigara diye parmak uçlarını yakmaktır kibritle… Sevdiceğin yaramaz bir çocuk gibi dokunup dokunup kaçan o tatlı hayallerine yine bir çocuk gibi ağlamayı istemek, lakin bir türlü ağlayamamak, bir ters bir düz dönse de o yataklarda, yolunu bir türlü bulamamaktır saatlerce… Sabahlara kadar kederler biriktirmek, lakin yine de uyuyamamak, gizli gizli, kesik kesik o ağlamalara rağmen yağmurlardan nasıl da korkmak, tüm ıslaklıklardan telaş telaş kaçmaktır…

Attila İlhan gibi sevmek; yârin gözleri akla geldikçe dengeyi yitirmek, sokaklara, kaldırımlara düşmektir. Gülümseyen o mavi gökyüzünü sanki hışımla çekip almışlarcasına, asfaltların o antrasit karanlığında boğulmaktır. Durup dururken dalıp giden o gözlerin, yudumlanan bir bardak kırmızı şarapta kaybolmasıdır sonra… Onsuz geçen akşamlarda, yalnızlığın sisli yağmurlarında ıslanmak, paslı raylarına öylece bakılan o garlardaki düdükler sustuğu halde puslu kalbini bir türlü susturamamaktır…

Attila İlhan gibi sevmek; sonu bir türlü gelmeyen şiirler yazmak, çatlamış dudaklarında sevgiliden mısralar aramak, sesinin beklendiği o telefonlarda sessiz sessiz kaybolmaktır… Resimler çizilen bir camın buğusunda sevgilinin ıslak dokunuşlarını aramaktır dakikalarca… Geriye binlerce umuttan bir umut bile kalsa, kaç kere umutsuzluğun yolları da tutulsa, ne vakit ki ondan gayrı bir yaşamak düşünülse, ‘Sus!’ deyip her şeye onun adıyla başlamaktır… Sevdiceğin yaprak yeşili o gülüşünü beklerken; nice ilkbaharları harcamak, nice yazlarda boğulmak, nice sonbaharlarda yağmak ve ah o kışlardan ki nasıl da korkmaktır… Üşümüş, ürpermiş bir halde, soluk soluğa beklenen o yârin ellerini bir tutmayı bin ölmeye yeğlemek, o ellere nasıl da mecbur olmaktır… Sonra, yaşlı bir kaptan misali gemiler kaldırmaktır şiirlerden öylece, o uzak yalnızlık limanlarına doğru…

Attila İlhan gibi sevmek; içilen her sigarada, bakılan her yüzde, duyulan her seste, dökülen her yağmur tanesinde, öpülen her dudakta, sevilen her kadında o yâri görmek, ondan geçmek istese de bir türlü vazgeçememektir… Yorgun düşmüş başını üşümüş yastıklara yaslayıp uyumaya çalışmaktır bomboş otel odalarında. Lakin sadece buzlu bir kadeh gibi buğulanıp buğulanıp durmakla kalmak, öylece varmaktır o nemli sabahlara… Tekrar tekerrür, o loş yalnızlıkların en dibinde olmak, usulca savrulmaktır sararmış ilkbahar yaprakları gibi. Oysa yapraklar ilkbaharda neden sararsın ki?..

İşte Attila İlhan gibi sevmek ki yapayalnız kalmaktır her gün ve elde var hüzün…

Mehmet Barış

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...