Velocipede Kuşu

Gece Gündüz
A A

Merhaba Sevgili Dostlarım;

18. yüzyılın sonlarına doğru, birileri çok büyük bir keşfin ilk adımlarını atıyordu. Fransa’da yepyeni bir kuş keşfedilmek üzereydi; Velocipede Kuşu. Hemen hemen her şarta uyum sağlayabilen, insana güven veren ve ona dost olan, kolay evcilleştirilebilen ve evcilleştiğinde ise sizi hiç terk etmeyen bir kuştu Velocipede.

Bu iki tekerli sevecen ve sadık kuşu keşfeden, 1791 yılında Conte de Sivac oldu. Birbirine eş boyda iki tekeri üstten; tahta, düz bir çubukla birleştiren ve adına “Celerifere” diyen Conte de Sivac, Velocipede Kuşunu, yani “bisiklet”i keşfetmiş oldu.

Bu keşfi biraz daha ileri taşıyan, Baron Karl von Drais de Sauerbrun oldu. Kuşun üzerine, dostu için bir sele ve gidon kondurdu ve adını “Draisienne” koydu. Sonra 1861’de, baba-oğul olan Pierre Michaux ve Ernest Michaux çıktı ortaya ve Draisienne’in ön tekerine iki pedal eklediler. Pedalla birlikte bir isim değişikliğine de giderek kuşlarının adını “Velo” koydular. Velo, İskoçya’ya göçü neticesinde Velocipede (Velespit) ismini aldı. Bunun sonrasında da Velocipede, tahmin edileceği üzere birçok dönüşüm geçirdi. Bu dönüşümde, havalı iç lastiği bulan John Boyd Dunlop’un da aralarında olduğu birçok insan emek sahibiydi.

Aslına bakarsanız Velocipede Kuşunun keşfine ve bugünkü hâlini almasına ilişkin hikâyede isimler ve kronolojik sıralama biraz tartışmalıdır. Ancak şahsım, bu insanlardan herhangi birinin fikri ve sınaî haklarını müdafaa görevini üstlenmediğinden, yalnızca hikâyenin sonucuna odaklanmaktadır. Netice itibariyle birden fazla insanın emeği sayesinde, dünyanın en güzel kuşlarından biri keşfedilmiştir.

Velocipede Kuşu, bugün ben de dâhil milyonlarca insanı özgürleştirmektedir. Bu İki Tekerli Kuş’un üzerinde özgürlük hissi doruklardadır. Her şeyden önce doğanın bu özgürlük delisi çocuğu, iyi de bir çevrecidir. Günümüzde “çevrecilik” bilincinin, altı yaşındaki bir çocukta dahi olması gerektiğini söylersem sanıyorum ki başkaca bir açıklama yapmama gerek kalmaz.

Türkiye’de bisiklet, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 3. maddesi ile bir ulaşım aracı olarak tanımlanmıştır. Bisikletin yasal mevzuat tarafından ulaşım aracı olarak tanımlanmasının sonucu açıktır: Bisiklet, diğer tüm ulaşım araçları gibi trafikte bulunma hakkına sahiptir! Zaten bu hak, aynı kanunun 66. maddesi ile de tescil edilmiştir. Ancak Türkiye’de; iyi, güzel, yararlı, mütevazı ve daha medenî olan pek çok şeye olduğu gibi ne yazıktır ki bisiklete de gereken önem ve değer verilmemektedir. Ulaşım, gezi veya herhangi bir sebeple bisiklet sürmek isteyen insanlar, birçok zorlukla ve zorbalıkla karşı karşıya kalmaktadırlar. Peki neden? Cevabı çok açık: Azgelişmişlik, barbarlık ve ekseriyeti fizikken gelişen ancak zihnen güdük kalan insanlar.

Zihniyet itibari ile gelişmiş birçok ülkede bisiklet, günlük hatta iş hayatının da bir parçası hâline gelmiş durumdadır. Ancak bu “gelişmişliğe” küçük bir azınlık dışında insanlar, kendiliğinden erişmiyor tahmin edersiniz ki. Bunu sağlayan güzel bir eğitim sistemi, kontrol mekanizması ve ceza sistemidir. Bugün bisikletin en yoğun şekilde kullanıldığı şehirlerden olan Amsterdam’da insanlar, bir sabah “Artık sorumluluk sahibi olmak, özgürleşmek için bisiklet kullanmalıyız.” diye uyanmadılar. Bu yoğun bisiklet kullanımının birinci sebebi, Amsterdam şehir merkezi trafiğinin, ana yollar haricinde motorlu araçlara kapatılmış olmasıdır. İkinci önemli sebebi ise bisikletlilerin, yasal düzenlemelerle kuvvetli bir şekilde korunmasıdır.

Umarım bir gün Türkiye, gerçekten muasır medeniyet seviyesine ulaşabilir. Bu ülkede, karısını kuaföre makam aracı ile gönderen yetkililerin değil de işine bisikleti ile giden dürüst, namuslu yetkililerin var olmasını dilemek, çok mu şey istemek oluyor gerçekten?

Umut ediyorum ki dostlarım; bir gün zafer İki Tekerli Kuş’ların olacaktır! O güne dek, umudunuzu kesmeksizin pedallayın!

Lord W. A. Sivrius

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...