Sevgili Arsız Ölüm – Latife Tekin

Gece Gündüz
A A

Merhaba Sevgili Dostlarım;

Şu an oralarda havalar nasıl bilmiyorum ama burada, yeni yılın gelişi ile birlikte kış da geldi. Dinmeyen bir yağmur ve sürekli olarak buharı tüten kahveler, bitki çayları, salepler var. İşin özü hava, tam da kitap okuma havası… Hani meşhur bir şarkıda soruyor ya; “Bugün burada cumartesi, orada da cumartesi mi?” diye. Siz, az sonra tanıtacağım kitabı, oralarda kitap okuma havası olsa da olmasa da bir okuyun bana kalırsa. Bu tanıtımdan sonra yünlü çoraplarınızı giyin, kendinize güzel bir filtre kahve ya da kış çayı yapın, yanına tatlı çörekler koyun, evin en güzel köşesine geçin ve elinize kitabınızı alıp mutluluğun tadına varın. Böyle tatlı mutluluk ortamlarına Danimarkalı dostlarımız “Hygge” diyor. O da başka bir yazımızın konusu olsun.

“Sevgili Arsız Ölüm” bir nehir gibi dur duraksız akıp giden, bir olaylar dizini ya da silsilesini anlatmakla birlikte okuyucuya, anlattığından çok daha fazlasını aktaran bir roman.

Anadolu kırsalının şehre açılan kapısı ve gözü Huvat Aktaş, bir zamanlar kafa yapısı itibariyle herkesin sahip olduğu ilkelliğe sahip olan Alacüvekliler, “kadının başkaldırısı” ile “kadına kadının zulmünü” tek bir vücutta toplamış Atiye, seçimlerini ebeveynlerinin seçimine göre yapmak zorunda olan çocuklar… Hiçbiri rastgele seçilmiş ya da tamamen hayal ürünü karakterler değil. Tamamen hayal ürünü değiller çünkü maalesef hayatımızın birer parçasılar. Bu insanlar, “toplum” dediğimiz hastalıklı hücrelerden mütevellit zararlı organizmanın yapı taşları… Tulumbayı dost, Kuşkuş otunu sırdaş, şiiri yüreğini titreten bir haykırış bellemiş Dirmit ise bu organizmanın çeperlerinden kendini dışarı atmaya çalışan, “birey” olma çabasında bir çaresiz yürek… Aslında daha doğduğunda fişlenmiş, kendisi hakkında hamur tahtasına bir “çentik” atılmıştır. Cinlenendir, geberesicedir, kızlığı yoklanandır, başkaldıran ama her defasında sindirilendir.

“Şiirlerimi yırttılar! Şiirlerimi yırttılar!”

Böyle bağırmıştı Dirmit Kız, sıktığı yumruğunu havaya savurup caddeden akan kalabalığa karışarak.

Bireyselleşmeye çalışan her insan, bir insanlar topluluğu fikri için yeni bir umuttur. Bizim, toplum değil, her bir ferdi bireyselleşmesini tamamlamış insanlar topluluğu olmaya ihtiyacımız var. Dostlarım unutmayınız; toplum, devletin kek kalıbından başka bir şey değildir. İster yıldız şeklinde olsun isterse bir daire, havuçlu kekin tadı hep havuçlu kek gibidir. İşte bugün bahsettiğimiz kitap; toplumun, her defasında size, sizden illa bir havuçlu kek yapma ısrarının, bu amaç uğruna da insanların nasıl ve ne şekilde baskı altına alındıklarının, yıldırıldıklarının, hapsolunduklarının bir özeti adeta.

Dirmit Kız, bireyselleşme mücadelesinde başarılı oldu mu olamadı mı bilemiyoruz. Ancak bildiğim bir şey varsa o da şudur Güzel İnsanlarım; her biriniz insanlardan bir insan, yek başına bir birey olmadıkça hep şöyle bağıracağız ve biz bağırdıkça da keyiflenen Atiye’nin yüreği soğuyacak:

“Şiirlerimi yırttılar! Şiirlerimi yırttılar!”

Yeni yılda bireyselleşme adına çabalamanız dileğiyle; koynunuza kuşlar konsun Sevgili Dostlarım.

Lord W. A. Sivrius

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...