Sessiz Bahar – Rachel Carson

Gece Gündüz
A A

Sessiz Bahar – Rachel Carson

Merhaba Sevgili Dostlar;

“Doğanın kontrolü, gururla algılanan bir ifadedir. Doğanın insanın rahatı için varolduğu sanrısı biyoloji ve felsefenin taş devrinde doğmuştur. Uygulamalı böcekbiliminin kavram ve uygulamaları çoğunlukla bilimin taş çağından kaynaklanır. Bizim korkutan kötü talihimiz, böylesine ilkel bir bilimin kendini en modern ve korkunç silahlarla donatması, bunları böceklere yönelttiğinde aynı zamanda dünyaya da yöneltiyor olmasıdır.” cümleleriyle bitirir Rachel Carson, ilk kez 27 Eylül 1962’de basılan, “Sessiz Bahar” isimli eserini.

Rachel Carson, sözde kimyagerler ordusunun koruduğu, 7 başlı bir canavarı andıran, kâr odaklı pestisit şirketlerinin karşısına dikilebilme cesaretini göstermiş; cesur ve bir o kadar da naif, bizzat doğa tarafından kutsanmış bir şövalyedir adeta. “Baharın Şövalyesi”nin yazmış olduğu bu kitap, çevrecilik akımlarına ilham kaynağı olmuştur.

1948’de kimyager Paul Hermann Müller’e Nobel Ödülü’nü kazandıran ve birçok böcek türüne karşı öldürücü etkisi olduğu bilinen DDT’nin ve diğer pestisitlerin kanserojen olduğunu, doğadaki birçok canlının katline, toprağın kirlenmesine ve insanların ölmesine sebep olduğunu söyleyen Rachel Carson; komünistlikle, histerik olmakla, bilim ve teknoloji düşmanlığıyla suçlandı. Pazardaki milyon dolarlık paylarını kaybetmek istemeyen pestisit üreticileri, kendi taraflarına çektikleri kimyager ve böcekbilimcilerle bir karşı saldırı başlattılar. Elbette bu kimyasalların sadece böcekler için zararlı olduğuna, insan sağlığını tehdit etmediğine dair yazılan makalelerin ve bilimsel çalışmaların giderleri bizzat malum firmalar tarafından finanse ediliyordu.

Ancak lanse edilenin aksine pestisitler, sadece böcekler için zararlı değildi. Üstelik acıdır ki bunlar, hedef kitlesi olan böcekleri tam olarak yok edemiyor iken geriye kalan her şeyi kırıp geçiriyorlardı. Hedeflenen böceklerin zehirlere karşı dirençli hale gelmesi sonucunda her geçen sene daha fazla oranda pestisit kullanılması gerekiyordu. Bu da toprağın daha fazla kirlenmesi, kuşların ve diğer hayvanların kitlesel ölümü, suların tamamen zehirlenmesi, doğanın dengesinin alt üst olması, insanların anlam verilemeyecek şekilde bazen bir kaç gün hatta birkaç saat içerisinde yaşamını yitirmesi demekti. Rachel Carson insanoğlunun karşı karşıya olduğu bu tehdit için: “Dünya tarihinde ilk kez, her insan döllenme anından ölümüne kadar tehlikeli kimyasallarla temas etmektedir. Bunların kullanıldığı 20 yıldan az sürede, sentetik pestisitler canlı ya da cansız dünyada öylesine yayılmıştır ki bunlar hemen hemen her yerde bulunurlar. Büyük akarsu sistemlerinde, hatta yeryüzünden görülmeksizin akıp giden yer altı suyu akıntılarında bile bulunmuştur. Bunlar balıklar, kuşlar, sürüngenler, evcil ve yabanıl hayvanların vücutlarına öylesine girmiş ve yerleşmişlerdir ki, hayvan deneyleri yapan bilim adamlarının bu tip kirlilik görülmeyen materyal bulmaları hemen hemen olanaksızdır.”

Rachel Carson, mükemmel bir benzetme ile pestisit üretimi yapan firmaların imparatorluğunu Borgia ailesine benzetir. Siyasi, dini vb. çekişmeleri insanları zehirleyerek sona erdirmekle meşhur bu Rönesans dönemi ailesi ile günümüz tarım ve böcek ilacı şirketleri arasında bariz benzerlikler bulunmaktadır. Zira insanlık, doğamız, dünyamız hatta uzun vadede evrenimiz birilerinin daha çok para kazanabilmesi adına sistematik bir şekilde zehirlenmektedir. Paracelsus’un meşhur sözünü hatırlayalım: “Bütün maddeler zehirdir. Aralarında zehir olmayan bir tanesi bile yoktur. Zehir ile ilacı birbirinden ayıran şey ise dozudur.” Maalesef konu pestisitler olduğunda, bu söz geçerliliğini kaybeder, müstesna bir durum ortaya çıkar. Zira pestisitler için doğru bir dozdan bahsebilmek söz konusu değildir. Hangi dozda kullanılırsa kullanılsınlar bu kimyasallar insan sağlığını doğrudan ya da dolaylı olarak hiç fark etmeksizin tehdit etmektedir. Bu zehirlerin yiyecek ve içeceklerde bıraktığı kalıntıların ise tolerans gösterilebilir bir miktarı da yoktur. Rachel Carson, bunun sebebini şöyle anlatır: “Birçok farklı kaynaktan gelen bu kimyasallar ölçülemeyecek miktarda bir toplam etkilenime yol açmaktadır. Bu nedenle herhangi bir özgül kalıntı miktarının güvenli olduğundan söz etmek anlamsızdır.”

İnsanoğlu doğanın dengesini bir kez bozduğu için artık dikiş deliklerini bir türlü denk getirememektedir. “Müdahale etme” ve “hükmetme” saikleriyle hareket ettiği sürece de bunu hiç başaramayacaktır. İnsan doğaya asla hükmedemeyecektir. Ancak onun hükmettiği bir yerde huzurla yaşamayı da kabul etmezse, kendi sonuna sebebiyet verecektir. Bunun yerine hatalarının farkına varır, doğanın iyileşmesine yardımcı olur ve onun dengesinin yeniden kurulması için çaba harcarsa belki de her şey için çok geç kalınmamış olacaktır. Bugün böceklerle mücadele konusunda insanoğlunun kendi kendini zehirleme dışında başka alternatifleri de vardır. Doğada doğal olarak bulunan birbirlerinin avcısı olan canlılar arasındaki dengenin yeniden kurulması adına insanoğlu cansiperane bir çaba sarf etmelidir. Aksi halde Rachel Carson’un “Yarının Masalı” dediği; kuşların ötmediği, toprakta yeşilin bitmediği, hayvanların hastalanıp öldüğü, insanların anlamsız görünen biçimde birkaç günde eriyip hayatını kaybettiği o masal gerçeğin ta kendisine dönüşecek; “Sessiz Bahar” gelip çatacaktır.

Lord W. A. Sivrius

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...