Saklambaç ya da Külkedisinin Maskesi Düşerken

Gece Gündüz
A A

Saklambaç ya da Külkedisinin Maskesi Düşerken

Merhaba, Pek Sevgili Dostlarım;

Bu yazıma, Sevgili Üstadım Soren Kierkegaard’ın meşhur ve mühim bir pasajını sizlere aktararak başlamak istiyorum:

“Herkesin maskesini çıkarıp atmak zorunda kalacağı bir gece yarısı vaktinin geleceğini bilmiyor musun? Hayatın her zaman kendisiyle alay ettireceğini mi sanıyorsun? Bundan kaçmak için gece yarısından biraz önce sıvışabileceğini mi zannediyorsun? Yoksa ondan dehşete kapılmıyor musun? Gerçek hayatta insanlar gördüm; öylesine uzun zamandır başkalarını kandırmışlar ki en sonunda gerçek mizaçları ortaya çıkmaz olmuş. Saklambaç oynayan insanlar gördüm; o kadar uzun oynamışlar ki en sonunda delirip o ana kadar gururla sakladıkları gizli düşüncelerini iğrenç bir şekilde başkalarının gözünün içine sokmuşlardı.”

Bu pasaj her zaman aklıma “Acaba Soren, Külkedisi masalına atıfta mı bulunuyor?” sorusunu getirmiştir. Evet Sevgili Arkadaşlarım, sizce meşhur Külkedisi masalı aslında göründüğünden çok farklı şeyler anlatıyor olabilir mi? Belki de o toz pembe aşk masalının altında dramla harmanlanmış müthiş ve muazzam bir alegori yatmaktadır. Kim bilebilir?

Bakınız Sevgi Kelebekleri, bu bilindik, toz pembe aşk masalına farklı bir açıdan yaklaşalım:

Bilindiği üzere, Külkedisinin babası yaşadığı coğrafyanın en varlıklı insanlarından biridir ve ölen biricik eşinin yerine, ‘sonradan görme’ denilebilecek, taşralı bir kadınla evlenmiştir. Küçüklüğünden itibaren şatafat içerisinde ve her istediğini elde eder biçimde büyüyen Külkedisi bu sonradan görme, taşralı cici anneyi ve onun çirkin kızlarını bir türlü kabullenemez. Masalın genelinde üvey anne ve kardeşlerin çirkinliği, sonradan görmelikleri okuyucunun gözüne sokulur. Kendimizi masal boyunca Külkedisi ile o kadar içselleştiririz ki bir süre sonra üvey anne ve kızlarından nefret eder oluruz. Oysa hepimiz biliriz ki iyi ve erdemli bir insan, diğer insanları fiziksel özellikleri üzerinden yermez, onların sosyal ve kültürel düzeyleri yetersiz dahi olsa bununla onları yargılamaz.

Masal boyunca Külkedisinin mağduriyetine inandırılırız ve üvey annesi ile kız kardeşlerinin zulmüne şahit oluruz. Oysa tüm bunlar açıkça söylemeyim ki Külkedisinin şizofrenik nevrozlarından başka bir şey değildir. Külkedisinin hastalıklı psikolojisi ve zenginlerin dünyasının kokuşmuşluğu bu masalın anlatıcısı tarafından toz pembe bir aşk ile maskelenmiştir.

Evet, kabul ediniz; onu balo gecesi için allayan pullayan ‘peri anne’ Külkedisinin her istediğini elde etme güdüsünün bir tezahürüdür, akıllıca bir imgedir. Arabasının balkabağından oluşu, zenginlerin içi boş fakat yaldızlı hayatının başarılı bir temsilidir. Zira o koca kütle ikiye ayrıldığında karşımıza çıkan içi çekirdek ve türlü zerzevatla dolu bir boşluktur. Üstelik tadı bile güzel değildir. Külkedisinin arabasının atları fareden dönüştürülmüştür. Fare figürü, açıkça zenginlerin üzerinde her daim kırbacının şakladığı fakirlere işaret etmektedir. Öyle ki, zenginlerin şatafatlı imparatorlukları her zaman fakirlerin cüzamlı sırtına inşa edilmiştir. Olur da o atlardan biri şaha kalkacak ya da huzursuzluk edecek olursa arabacı iner ve hanımefendisinin kadifeden ellerini incinmesin diye onun yerine ‘hayvana’ haddini bildirir.

Gelelim baloya Sevgili Dostlarım… Prens Hazretlerinin balosu tam da şımarık ve şöhret sevdalısı hanımefendilere göredir. Sadece Külkedisinin ayağına uyan ve başlı başına bir varlık göstergesi olan camdan ayakkabı bir seçilmişlik göstergesidir. Bu seçilmişlik nişanesi masalın sonraki bölümünde bize davulun nasıl da dengi dengine çaldığını ispat etmek için kullanılacaktır. Öyle ya; ne mümkündür Külkedisi’nin taşralı ve şişko ayaklı üvey kardeşlerinin o ayakkabıyı giyebilmesi? Onu ancak seçilmiş olan Külkedisi giyebilecek, dengi olan Prens ile beraber olacaktır.

Peki tüm bunlara rağmen Külkedisi o gece yarısı, ifadem için af buyurun, neden sıvıştı? Belki de kendine Soren’in pasajında yer alan soruları sormuştu o da… Bir an için her şeyi geride bırakıp, yeni bir başlangıç ile bu hayattan sıyrılmak istemişti, kim bilebilir? Bir süreliğine bunu başarmıştı da. Ancak  cam ayakkabısının biri bağımlısı olduğu hayata en ufak fırsatta onu geri çekecek bir girdap olarak ardında kalmıştı. Emin olun ki Sevgili Dostlarım, bir bağımlılığı terk ettiğinizde kendinizi yeniden onun kollarında bulmak için ufak tefek gönül kaymaları yeterlidir. Üstelik sanki hiç ayrılmamışsınız gibi dudaklarınızdan ruhunuzu emmeye devam eder eskisinden daha da kuvvetli bir biçimde. Nihayetinde Külkedisi yeniden o girdabın içine sürüklendi. Bunda en büyük etkiye Prens sahipti ki kötüye giden yolda her zaman kendimize bir yaren buluruz.

Evet Değerli Dostlar, Külkedisi masalı benim naçizane fikrimce esasında karanlık ve kokuşmuş bir dünyayı imgelerin ardına saklayan, alegorik bir eserdir. Bu vesile ile her şeye ikinci bir kez fakat farklı bir gözle bir kez daha bakmanızı salık veriyor, huzurlarınızdan saygı ve hürmet ile ayrılıyorum.

Koynunuza kuşlar konsun.

Lord W.A.S.

Lord W. A. Sivrius

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...