Perde

Gece Gündüz
A A

Perde

Pek Kıymetli ve Muhterem Dostlarım;

Şu hayatın mel’un koşturmacasından birkaç saatliğine uzaklaşıp da bu yazıyı yazmak neredeyse imkân dahilinde olmayacak idi. Buna mukabil Pek Değerli Editörümün baskıları sebebiyle; sürekli koşturup kanat çırptığım sokağın bir kuytusunda rastladığım sokak lambasının altına sığındım, etrafında bir kaç kez pervane gibi döndüm ve düşündüm: “İstediğimiz hayatı mı yaşıyoruz yoksa dayatılanı mı?”

Sevgili Tanrı’nın lütfu olan şu hayatı bir tiyatro oyunu tadında dahi yaşayamamak acıların en büyüğü olsa gerek. Öyledir ki bir tiyatro  oyununda bile perdenin açılmasından kapanmasına kadar her oyuncunun sahneye çıkacağı zaman bellidir. En şehvetli ve kudretli doğaçlamalarda dahi bir oyuncunun diğer bir oyuncunun repliğini gasp etmişliği yoktur. Şu hayatımız ise oyuncularının hep beraber sahneyi işgal etmeye uğraştığı, diğerlerinin bağrışmasına baskın gelerek onların repliklerini kıskançlık ve hasetlik ile gasp etme çabasında olduğu bir tiyatro oyunudur. Ve bu oyun öyle gülünçtür ki oyuncuların her biri esasen otuz sayfalık pasajlarını otuz saniyelik bir nefes ile tükettiklerine sevinir ve hatta bunun ile övünürler. Ve hatta aralarında en önce kimin her şeyi tüketip bitireceğine diğer bir söyleyiş ile yitip gideceğine dair bir yarış vardır. Üstelik hepsi bir an önce sahneden inmeye can atıyormuşçasına aynı anda repliklerini söylemeye yeltendiğinden ortaya can sıkıcı bir uğultudan başkası çıkmaz. Böylece bu gülünç tiyatrodan geriye ne oyuncular adına kayda değer bir şey kalır ne de seyirciler. Eğer bu sahnelenen vak’anın gerçek manada bir tiyatro oyunu olduğunu düşünürsek, işte o zaman kesinlikle emin olabiliriz ki izlediğimiz şey hayatın çarpıcı bir parodisidir.

Henüz küçücük bir sivrisinek iken, Pek Kıymetli Pederim beni karşısına oturtmuş ve şöyle demişti:

“Sevgili Wolfgang nasıl yaşamayı planlıyorsun? Benim Sevgili Yavrucum, eğer ekseriyetin seçtiğini seçeceksen sana altmış senelik hayatında sahip olacaklarının altı saniyelik bir özetini çıkarmama izin ver.”

Ben yuvalarında fır fır eden minik gözlerim ile ve meraklı bakışlarımla babama bakarken o güzel el yazısı ile altı saniyelik özeti çıkardı:

“Doğ ve nefes sahibi ol, yıllarını harca ve meslek sahibi ol, çok çalış ve para sahibi ol, evlen ve bir kadına sahip ol, çocuk sahibi ol ve öl.”

Ne gariptir ki bu minik özetin içerisinde beş kez sahip olmadan bahsediliyordu ancak sonunun ölüm ile bitmesi gerçeği acı bir şekilde ortaya çıkarıyordu. Anladım ki somut olan hiçbir şeye tam manası ile sahip olunamıyordu.

“O halde neye sahip olabiliriz Efendim?”

“Ah benim Sevgili Amadeus’um, bu Dünya’da ve Ötelerde sana faydası olacak ve üzerinde tahakkümünden bahsedebileceğimiz yegane şey özgür bir zihindir. O bize en büyük iyilik ve lütuftur.”

Evet, Sevgili Arkadaşlarım; ister bir sivrisinek olsun ister bir insan bu evrende düşünebilen ve akıl sahibi olan herhangi bir mahlukatın sahip olabileceği yek şey “özgür bir zihindir”. Yazıktır ki tarih boyunca yaşamış özgür zihinli kişilerin bu dünya namına pek bir şey kazandıkları görülmemiştir. Ancak ne sevindiricidir ki diğerlerinin aksine tüm kazandıklarını tek bir ölümle kaybettikleri de görülmemiştir.

O halde zarif bir baş hareketi ile seyircileri selamlayıp, perdenin bizim için ineceği ve sahneden çekileceğimiz o vakte kadar gayemiz ve çabamız özgür bir zihne sahip olabilmek olmalıdır. İnancım odur ki bu daha sonra da en büyük mutluluk kaynağımız olacaktır. Aksi halde yaşadığımız şeyin tıpkı Babamın minik özeti gibi bir algoritmadan farkı kalmayacaktır.

Bu hususta ileri okuma arzulayanların “Göğü Delen Adam (Papalagi)” isimli kitabı okumasını ehemmiyetle salık veriyor, tekrar görüşmek dileği ile huzurunuzdan ayrılıyorum.

Koynunuza kuşlar konsun…

Lord W. A. SIVRIUS

Lord W. A. Sivrius

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...