Mısır Koçanındaki Diktatörlük

Gece Gündüz
A A

Mısır Koçanındaki Diktatörlük

Sevgili Minik İnsancıklarım ve Doğanın Tüm Renkleri;

Perde‘ isimli ilk yazımı okuyanlar hatırlayacaklardır ki, hayatın meşgalesinden, koşturmacasından pek bir şikâyetçi idim. Ne bedbahtım ki, o mel’un koşturmaca yakamdan düşmemekte… Ne vakittir huzurlarınıza gelemiyor, sizinle hasbihal edemiyor idim. Dahası aciz parmaklarımı kutsayıp, onları asillerden bir asil haline getiren kaleme dahi değmiyordu ellerim haftalardır. Ancak zamanında şair bir dostumun bana dediği gibi “Siz fiilen yazamıyor olsanız da ‘zihin’ daima yazıyor.” Ne kutlu bir armağan Tanrı’dan!

Son yazımda sizlere bir kitap tanıtmış, Fukuoka’nın mücadelesinden bahsetmiştim. Ancak Fukuoka’nın bu mücadelesi aynı zamanda büyük de bir üzüntünün kaynağıdır. Zira kendisi milyonların içinde yalnız ‘bir’ insandır. Toplama vurulduğu zaman ne kadar da acınası, hüzün ve kaygı kaynağı bir oran…

Açıkça ve korkusuzca ifade etmem gerekir; insanoğlu, dünyaya ayak bastığı andan itibaren tek tipliliğin, toplum mühendisliğinin, ötekini yok etmenin ve de en nihayetinde mutlak (zannettiği) bir diktatörlüğün sarsılmaz sanılan beton bloklarına canhıraş bir şekilde omuz vermekte, doğanın ‘artık yeter’ diyeceği o ana dek, o anlamsız betonarmenin suni gölgesinde soluklandığı bir kaç saniyeyi kâr saymaktadır. Lakin kendine hazırladığı son, bu bir kaç saniyelik soluklanmasını bir kaç salisede tarumar edecek bir dehşet ile gelecektir. Üstelik insanoğlunun mutlak sonu, onun o ana dek biriktirdiği tüm o saadetini birkaç salisede yerle bir edecek fakat ne ürkütücüdür ki belki de seneler sürecektir.

Bakınız insanoğlunun hastalıklı tek tipleştirme, hizaya sokma takıntısı tarım anlayışına bile yansımıştır. Dünyanın modern tarım yapılan herhangi bir tarlasında herhangi bir mısır koçanını elinize aldığınızda manzara hep bir diğeriyle aynı olur; birbiri ardına sıra sıra intizam ile dizilmiş, bir gen değişikliği buyruğuna boyun eğmiş ve de köleleşmiş mısırlar! Komik mi geldi? Gelebilir… Zaten dünyanın sonu her şeyi bir şakadan ibaret sanan insanların yüzünden gelecektir. İnsanoğlu, mısır koçanında özgür biçimde ve belli bir düzene bağlı olmaksızın baş veren mısır tanelerine bile düşmandır. Çünkü o ister ki elinde kare şeklinde bir kalıp varsa onu kimin kafasına indirip kaldırırsa o da kare şekline girsin. Arada bu kare şekline giremediği için dışlanan elipsler, piramitler vs.ler  ya da darbenin etkisiyle zayi olanlar olacaktır ama sonuçta bu hastalıklı yaratığın elinde aynen istediği gibi kareler olur. Sonra o kareleri yan yana üst üste muhtelif şekillerde sıralar. Önemli olan ne şekilde sıraladığı değildir. Onun için önemli olan onların sıraya girer, hizaya gelir hale gelmiş olmasıdır.

Muhtemeldir ki, karelerin bazıları başka bir kare topluluğu ile kendini savaşır halde bulur. İki farklı kare topluluğu savaşırken onlara silahları hep kare mühendisleri satar. Minik kareler okulda her gün kare mühendislerinin öğretmek istediği kadarını öğrenir sıralarda. Bir takım siyah renkli karelerin ülkesine Birleşmiş Kareler Cemiyeti domates yardımı yapar mesela. Halbuki siyah karelerin yaşadığı coğrafya domates yetiştirmeye pek de uygundur. Vesaire vesaire…

Sevgili ve Pek Kıymetli Dostlarım, insanoğlunun vahşetini tasvir etmeye benim yüreğim dayanmıyor. Gerçekten de modern zamanda neticesinden kaygı duymayan herhangi bir varlığın aklı yoktur. Zira “Akıl azaldıkça kaygı da azalır.”

Bu mel’un diktatörlüğün üzerine konuşmaya devam edeceğiz. Şimdilik hepinizi saygı ve sevgi ile selamlıyor, yorgun ve kırgın yüreğimi de alıp huzurlarınızdan ayrılıyorum.

Koynunuza kuşlar konsun.

Lord Wolfgang A. Sivrius

Lord W. A. Sivrius

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...