İyi Denemeydi Montaigne!

Gece Gündüz
A A

Vazoda duran, sahibi tarafından sulanmayı unutmuş bir çiçek, hikâyesi tam olarak belli olmayan ya da bilerek belli edilmemiş… Her sabah uyandığında tek kişilik tütünler sarıp tek kişilik kahve yapma planları yapan bir nesil. Diş macununu tam ortasından sıkıp geceleri tek başına bar taburesinde şarabını yudumlayan biri. “Yalnızlık iyidir.” diyorum. Belki de kendimi avutma şeklimin belirgin bir dışavurumudur. Gidilen otellerde tek kişilik şampuanlar, uçaklarda tek sürümlük tereyağları… Uzun ve monoton rüyadan uyandığımdaysa yeniden uyuyup rüyaya dönmeyi arzu ediyoruz. Uzun yolculuklara çıkmayı düşünüyoruz. Çıkıyoruz da. Yavaş yavaş değişiyoruz. Küçük değişimler bir araya geldiğindeyse koca bir insanın evrime uğradığını görmek ne kadar da can sıkıcı. Dönüşüyoruz; bazılarını isteyerek, bazılarınıysa istemeden kabulleniyoruz. Bu dönüşüm, çoğunlukla Kafka’nın Gregor Samsa’sına çeviriyor bizi. Kurtulmayı beklemeyin. Ortalama yaşantınız böyle geçecektir. Ne yani, yapraklar dökülüyor diye suç hep sonbaharın mıdır? Tanrıyı hissetmek ve hayal etmek gerekiyor bazen de. Kocaman evrende, bir toz parçası kadar küçük bir noktadayken yerdeki gazellerin insanoğlu olduğunu düşünün. Tanrının da üzerimize basarak bir yerden bir yere yürüdüğünü…

Bazılarının ruhları özgürdür; bazılarınınki bir apartman dairesine, lüks bir rezidansın ofis katına hapsolmuştur. Ruhları özgürler eziyet çekiyorlar. Çekeceklerdir de. Onlar aşkın en acısına, müziğin en dokunaklı olanına ve meyvenin en çürük kısmına denk geldiler. Tamamıyla değiştiler artık. Uzun zamandır dinlenmeyen şarkıları dinleyip gidilmeyen mekânlara gidiyorlar. Park köşesinde yatıp kalkan bir şarapçının tavsiyesini dinliyor, âşık olmuyorlar. Ama öyle olmuyor genellikle. Parmak uçları tütün kokan bir kadın görüyorsun. Gözlerindeki ışık, yok olmakla olmamak arasında sıkışıp kalmış; fütursuzca yaşayan, günlerin geçmesi için etkinlikler yapan bir kadın. Yanına yaklaşıp sohbet kurmaktan çekiniyorsun bazen. Sende yarattığı mistik havaya kapılıp yok olacağını düşünüyorsun. Bence konuşman gerekir. İnceldiği yerden kopmalı bazı şeyler, değil mi? Riski almadan kazanç olayını heyecanlı hâle getiremezsin.

Kaybediyorsun… Her gün biraz daha fazla kaybediyorsun. Senden düşük zekâlı birinden emirler alıyor, ona hizmet ediyorsun. O zaman basit bir soru sormam gerekir sana: Sence bu durumda kaybeden; hayatını istediği gibi yaşayan mı kaybetmiştir, yoksa emirlere koşturan beyaz yakalı biri mi? Zaman, onu insafsızca harcayamayacak kadar değerlidir. O zaman bu hayatı öyle yaşamalıyız ki ölüler bile bizi kıskanmalı. Ve öyle yaşamalıyız ki Azrail kapımızı çaldığı zaman ağlayarak canımızı alabilsin…

Kürşat İsmayil

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...