İnsana Dair

Gece Gündüz
A A

Yağmurlu bir akşamüstü, küçük bir gezintinin ardından eve dönmek için yola koyulmuşum, yüzüme hafifçe vuran yağmurun serinliği hissediyordum. Gelecek otobüsü bekliyorken insanlığın, bir yerden bir yere anlamsız bir şekilde koşturduğu hissine kapıldım. Ne var ki elinde şemsiyelerle bir yığın insan, hızlı adımlarla hareket ediyordu. Yağmurdan bile çekiniyorlardı ki ellerine aldıkları şemsiyeler, bunu açıkça belli ediyordu. Yağmurun nesinden korkuyorlardı? Islanmak mı? Bence bir sorun teşkil etmiyordu. Saçlarının şekli bozulur veya yüzündeki makyajın akmasına sebep olur diye mi endişe ediyordu kadınlar? Oysaki biri onları sevecekse eğer; ruhlarından ötürü sevmeliydi, öyle değil mi? Böyle olmayan sevgiler de kalıplaşmış sorumluluklarla aynı anlamı taşırdı aslında.

Her şeyin ötesinde, niçin yaşıyorduk? Bunu sormalı insan kendine. Herhangi bir aile babasına veya ev hanımına sorsanız çocukları için yaşıyordur. Liseli âşık bir çifte soruyorsanız eğer; birbirleri için yaşıyorlardır. Benim düşüncemdeyse anlamsız bir serüvende olduğumuz fikri yatıyor. Yaşamı mantıklı kılacak olan her tür olguyu, kendi elimizle yaratırız. Elbette ki doğru dediğimiz ve insanlık tarafından da doğru algılanan olguları da kendimiz yaratırız. İyi bir üniversite okuyup garanti bir iş sahibi olmak, bizi gerçekten tatmin eden bir olgu mudur? Yoksa genelgeçer ve dogma kabullerden biri olduğu için mi bize hep tatlı gelir? Yani doğduğumuzdan beri, insanlık tarafından kabul edilmiş bu dogmalara maruz kalmamış olsak gene aynı fikirde olur muyduk?

Nietzsche, 1800’lerin sonunda “Üst İnsan” modelini ortaya attığında haksız mıydı? Ne diyordu kitabında: “İnsana yakışan; güçlü, korkusuz ve acımasız olmaktır.” Yani kısaca diyordu ki üst insan, insanlığın daha da ileri gitmesi için bir kilometre taşıdır. Nietzsche’ye katılarak söylemeliyim ki: Bence de insan, aşılması gereken bir varlıktır. Bizler, eski nesillerden farklıyız. Büyük savaşlara eşlik etmedik, büyük buhranlara maruz kalmadık; fakat en kötüsüne maruz kaldık. Ruhani savaş ve ruhani bir buhran. Bizim savaşımız, dünya üstündeki en zor savaştır. Sorgulamak ve sıkışılmış olan tabu kafesini kırmak…

Dünya üzerindeki bugünkü yaşantımıza bakarsak; bize dayatılmış olan bir şeyler için çabalamak zorundayız. Yeterince para kazanıyorsak bu parayla gidip kendimizi şımartacak mobilyalar almalıyız; şık kıyafetler ve aksesuarlar da cabası… Yani aslında insanlığın kurduğu büyük bir mekanizma var. Tabii ki bu, dünyaya hangi perspektiften baktığınızla ilgili. Bu mekanizmanın küçük bir çarkı olmak istiyorsanız görmezden gelmek yeterlidir. Büyük mekanizma öylesine teknik kurulmuştur ki yaptığınız ve yaşadığınız her şey size birbiriyle bağlantılı gibi gözükür. Bütün eylemleriniz, kronolojik bir sıraya göre hazırlanmıştır sanki. Hiçbir olay ne önce ne de sonra oluyor; tam anında…

Ruhlarımızı özgür bıraktığımızda ise tam anlamıyla arınmış hissediyor olacağız. Peşimizden gelen, zorunda bırakıldığımız sorumluluklar olmayacak. Sıkışmış bir varlığı özgür bıraktığımızda, çok farklı düşünüyor olacağız muhtemelen. Çocuklarımıza daha farklı bir deneyim vermiş olacağız. Belki de en iyisi şimdilik bu düzene ayak uydurmaktır. Bu seferlik bitirmem gerekiyor. Mekanizmanın otobüsü durağa yanaşıyor; mekanizmanın insanları ona binecek ve mekanizmanın evlerine doğru yola koyulacak…

Kürşat İsmayil

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...