Ölüm Atölyesi

Gece Gündüz
A A

Ölüm Atölyesi

BÖLÜM – 1

İHTİYAR

Sarı tokmağından ittirdiğim kapıyı açar açmaz karşımda yaşlı bir adam gördüm. Kızarmış sinirinden. Kolunda genç bir arkadaş. Hiç de sevmem ha bu tabiri. Genç bir arkadaş. Neyse. Ürktüm tabii biraz ama küfürlerini bitirdikten sonra bağırmaktan çok etrafı manipüle edebileceği bir tonda devam etti yaşlı adam cümlelerine. İşte o zaman nefret ettiğim bekleme sürecini doğru renklere boyamaya başladı. Bu olması gerektiğinden iyiydi.

“Aptallık bu! Ayırt dediniz efendim, ayırt! Ha eğer ayırt edemiyorsanız bir aptal olarak değilmiş gibi gözükmeye çalışmayın. Boşaltın maske dolu çantalarınızı. Aptal olmamak için kaslarınıza ağrı yüklüyorsunuz o maskeler ile. Ve kas liflerinizin hafızası kısa sanıyorsunuz. Biraz daha mental yorulmayı becerin! Ha beceremiyorsanız olduğunuz yerde kalın. İğreniyorum! Gibi yapmak aşağılık bir şey…

Bana bir şeyler sorup durma. O ahmaklarla bir arada oturmak istemiyorum. Yapamam. Aynı anda birden fazla aptallıkla uğraşamam. Şimdi git saat dört gibi gelirsin beni almaya. Hadi… Hadi!”

Yavaşça ilerleyip yanındaki koltuğa dokunmadan bir yanındakine oturdum. Aramızda bir koltuk var yaşlı adamla.  Girişin odalara kadar olan kısmının üstü açık olduğunu fark ettim. Etrafı kestim biraz. Sigara içilemeyeceğini söyleyen bir şey yok. Bir sigara yaktım ve o çakmak taşının sesi konuşturmaya yetti bizi.

– Bir sigaran var mı delikanlı?

+ Tabii. Buyur.

– Ne işin var burada? Bu atölyeye gelmek için fazla gençsin.

+ Sanırım tenim burada bulunmak için fazla genç. Daha doğrusu umutsuz insanlara gelip rastgele şeyler anlatmak istiyordum. O yüzden buradayım.

– Demek öyle.

+ Nefret, öfke veya kibir bulanık hayatta kızarmaya hazır bir tabakta yaşayan bu adamlara bir şeyler anlatmak istiyorum. Bazen onlardan biri olarak oturduğum çemberde bazen ise bir kürsüden telkin ile. İdimi doyurmak istiyorum yani.

– Güzel. Çok güzel hemen odama geçelim o halde.

Bak nerede bela, bok püsür bir şey var tak diye bulurum. Hayret ediyorum bu ana. Öylesine birkaç cümle kurmak ilk defa işime yaradı sanırım. Koridorda güneşi kesen beton çizgiler altında bir güneşli bir güneşsiz bölmelerde ayakkabılarımızın tık sesleri ile gidiyoruz. Kapısı açık odalardan içeri ilişiyor gözlerim. Duvarı çentik ile karalayan, sigarasını titrek eliyle sararken şaşkın bakışını yakaladığım hatta bardağı elini uzandığı kadar ileriye götürüp bardağa konuşanını bile gördüm. Ürkmedim değil. Koridordan sola döndükten hemen sonra kapıdan içeriye girdik. Yeşil eski bir telefonu kaldırıp bir numaraya bastı yaşlı adam. Bize iki kahve dedi ve telefonu boynuna sıkıştırıp nasıl içersin? Diye sordu. Koltuğuna yaslandı. Tablasından bir sigara çıkardı. Kendine bir bana bir küllük aldı yanındaki sehpadan.

– Burada bir birey olarak yatmanın gereklilikleri var önce bunları bilmelisin. Altı kuralı var buranın. Altı altın kuralı. Ayrıca kurallar içinde cevap verilmesi gereken cümlelerden oluşur. Sayıyorum dikkatli dinle.

 

ÖLÜM ATÖLYESİ’NDE BİR ROL ALMAK İÇİN KURALLAR

1- Buraya yalnız gelecek kadar kimseniz olmayacak. Öyle misiniz?

2- Derdiniz her an değişmeye müsaittir. O yüzden derdinizi değil derdiniz hakkında fikirlerinizi bize açıklayın.

3- Hayatı ipe dizsek. Ayakları ipe rahat basacak kadar ince olması mı sizi rahatsız ederdi? Yoksa onu böyle dizginlemek mi?

4- Babanız bir akşam sigara almak için sizi bakkala göndereceği bir akşamdasınız. Ve o akşam sizde babanızdan sonraki gün için para istemek istiyorsunuz. Cüzdanı balkona taşıyana kadar içinde yirmi lira olduğunu gördünüz. Babanızın cebinde kalan o son on lirayı harçlık isteyebilir misiniz?

5- Hayatta bir insan değil de bir tablo olsaydınız, sizi kimin çizmiş olmasını isterdiniz? Ve en çok hangi rengi barındırmak isterdiniz?

6- Evet, haklısın. Her biri kuraldan çok soru. En büyük kural kendine yapılmamasını istediğin şeyi yapmamaktır. Bize göre. O yüzden aşağıdaki üç maddeye kendi üç kuralını yazmanı bekliyoruz.

A) …

B) …

C) …

+ Gerçekten fazla etkilendim. Etkilenmemem kadar fazla.

– Bak buna sevindim işte. Ama bende senin cümlenden etkilendim. Senden sadece iki ve altı numaraya cevap vermeni istiyorum.

+ Peki. Ama ismi neden bu kadar ürkütücü seçtiniz. Sonuç olarak burası bir akıl hastanesinden daha öte.

– Sanırım önce cevap vermen gerek. Alabilmek için yani.

+ Peki. Başlıyorum o zaman. İki numaraya cevabım için düşünmek istiyorum. Dediğiniz gibi dertler değişmeye müsaittir. Yaklaşık beş sene önceki derdim aklıma geldi. Gülümsedim. Derdimle ilgili cevabı bugünde buldum. Girememekten korktuğum fakültenin diplomasını aldığımda. İnsanın aptal olma arzusu, susması, kinini bile susarak yaşaması tamamen bir yanlış anlaşılma. Algı algoritmasına hakaret eder gibi. İğneyi koltuk kolçağına çuvaldızı ise karşısındakine batırıyor. Ve sonra diyor ki ne batıracağım kendime. Baksana adamın canı nasıl acıdı, nasıl bağırdı. Ulan kafayı kullanmak lazım, yine yırttık. Aptallık maskesini yüzüne takarken etrafında kalan yaratıcı fikirleri de öldürüp aptallık rengine buluyor. Fark edilmesin diye. Böylece biraz da olsa bir şeyler yaratabilme, düşünebilme, gerçekleştirebilme yetisini günden güne boğuyor. Kini! Bağıra bağıra anlatmak istiyorum bunu. Kini ve kibri. Kin, kaç yaşına gelmiş olursan ol o atmaya kıyamadığın eşyayı çekyat altında saklamak gibi. Öğrenemedin mi be güzel kardeşim bunun zararı dönüp dolaşıp sana olacak. Ve kin vücuttan çıplak bir beden gibi çıkıyor ortaya. Sana dönüşüyse kana bulanmış, kesiklerinden oluk oluk kanayarak dönüyor. Ne yazık… Kibre gelecek olursak. Bu tam olarak kalıyor olduğu yere. Demagojiye kaçıyor tabii bu biraz. Kibir, gözünün aç olduğu sofradan kalktığında midenin bulanması gibi. Yaparken öyle haz veren, yaparım işte yaparım ama diye devam eden cümlelerin cezası. Kibirli adam sonunda yalnız kalır. Kötü bir şey değildir yalnızlık. Kazanılmış bir yalnızlık güzeldir fakat terk edildiğin, kimseye bir artın olmayacağının anlayıp zoraki yaşadığın bir yalnızlık bu. Altıncıya gelelim. Öncelikle cümle çok güzel.

A) Söyleyeceğin her şeyi en az iki kez düşün. Fakat üstünden geçtiğin bu düşünceyi dile getirmekten korkma.

B) Ellerini kötü bir şey için kullanacağın zaman. Bu uzvunla yaptığın iyi şeyleri düşün. Hala yapmak istiyorsan unutma kötülüğe karşı alacağın iyilik altında ezilebilirsin.

C) Ölümden ve yaşamaktan korkma. Her an aynı çizgide gidebilecek bu iki şey arasında kaldığın koca hayattasın. Gerekirse aklından taşın başka bir yerlere. Ama yine de düşünmekten vazgeçme.

-Güzeeeeeeeeeel. Çok güzel. Cevabına gelelim. Burada bir seçime tabi tutulan bireyler var. Her biri ölümlerini yalnızlıklarından çok bir şeye benzetmek için buradalar. Fikirlerini paylaşabilmek için. Tek başrollü hikayelerine karakterler katmak için. İşte yaşamlarını şekillendirdikleri bir çatı altında yaptığımız şeyin adı bu. Ölüm Atölyesi. Ölüm Atölyesi’ne hoş geldin. Yarın sabah dokuzda burada kahvaltıma davetlisin. Herkesle tanıştıktan sonra bize bir hikaye anlatacaksın. Görüşmek üzere.

Cevap vermeme fırsat olmadı. Aceleyle kalktı koltuğundan mutlu bir şekilde yaşlı adam. İsmini bile bilmiyorum. Olsun. Öğrenmek için çok vakit var. “Ölüm Atölyesi’ne hoş geldin” biraz garip oldu aslında. Kapının tokmağı güneşin batışına açıldı. Ekim yaprakları asfalta dökmüş. En yakın durağa düşüne düşüne vardım. Her gün tepeceğim dönüş yolunu ilk tepişim. Bir an önce eve gidip yarına kadar ölmemek üzere savaşacağım, nefes alarak…

Kerem Cinel

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...