Ölüm Atölyesi – Bölüm 4

Gece Gündüz
A A

Ölüm Atölyesi – Bölüm 4

Bölüm – 4

Ya Da Olmamak

Tepede aklıma gelen ilk şey simitlerin, arabanın atölye bahçesinde kalışı olmuştu. Aklımda annem, Temmuz, Diyar, Benan, Nalan, yaşlı adamın sözleri. Her birine cevaba yetişemezken yaşlı adam tabloya eklenen doğru renk gibi geldi. Hararetli bir tartışmadan çok arka koltukta Nalan’ın dizine uzandım.

Uzun süren konuşmanın ardından bazı şeyleri çözebildim. Fakat midemde bulantı, ellerimde uyuşukluklar ile uyandım. İhtiyar çay almaya gitti. Döndüğünde netleştirmek istiyorum her şeyi.

– Şimdi anlıyorsun değil mi? Başka çözümümüz yoktu.

+ Ne diyeceğimi bilmiyorum. Hastalığımı bana dördüncü anlatışınız olduğunu nasıl anlayabilirim. Muhtemelen diğer üçünde de böyle yapmıştım. Peki diğerlerinde neydi mesleğim? Bir de sen nasıl buldun beni orada. Ne zaman geldim buraya? Çıldıracağım hatırlamıyorum.

– Bak. Buraya dört yıl önce geldin. Sen gerçekliği, geçmişi silerek yaşayan gördüğüm ilk kişisin. Bilgi ve birikimine saygım var. Dört yıl önce fakültede önce öğrencilere Freud’un olmayan, kimseye anlatmadığı kuramını anlatmışsın. Sonra seni evinin kirasını ödemediğinde ev sahibinin kapına dayanması ile araştırdık. Ev sahibin seni tam iki ay aramış. Sen şehir dışında küçük bir evde tek başına ölmek üzereydin. Önceleri bu teoriyi sana Diyar’ın anlattığını, kanıtların olduğunu söylemişsin herkese. Ülke genelinde senden gelen soruları neredeyse kayıtsız, şartsız yayımlayacak kaynak ve sınavı yapan kurumlar var. Fakat bu kuram ve teorilerle ilgili sorular yazmışsın. Biri seni ziyaret ettiğinde ise takip edildiğini sanmışsın.

+ Heh! Bak! Diyar geliyor. Anlatsana. Sen anlat.

– Ilgaz… Diyar yok…

+ Yok… mu? Na.. nasıl?

– Tamam, hadi konumuza dönelim. Seni bulabiliyorum çünkü her seferinde o kulübenin yakınlarında oluyorsun. Kazanılmış yaşantı. Ne vakit kararsız kalsan korku ile orada oluyorsun. Zaten atölyeye çok uzak değil. Sen tanımlayamadığım türden birisin. Senin gibi farkındalık sahibi olan biriye bu konu ile ilgili ondan fazla cümle kuramazsın.

+ Diyar gözümün içine bakıyor, sen yok diyorsun! Ta..tamam. Peki ya önceki seferler?

– Geldiğinde sadece kütüphanenden istediğin kitapların listesini verdin. Sana Freud’un kuramı hakkında inandığımızı, barınacak bir atölyemiz olduğunu söyledik. Bizlere bu kuramı anlatıp geliştirdin Ilgaz. Sadece yemeğe çıkıyor, benimle sohbet ediyor. Nalan geldiğinde normalleşiyordun. Kalan tüm sürede sana verdiğimiz tahtada bir şeyler ile uğraşıyor notlar alıyor ve bağıra bağıra şiir okuyordun.

+ Neymiş ya bu kuram? Belki hatırlarım.

– Seni görmek isteyen eski bir dostun geldi bu olaylar yaşanırken. Ne oldu bilmiyoruz aranızda. Ertesi sabah seni bulamadık.

+ E sonra?

– Tam dört ay sonra haberlerde gördüm seni. Antalya’da ünlü bir restoranda baş aşçı olmuşsun.

+ Ee?

– Yanında yardımcılardan birini uyarmana rağmen hala aynı şekilde yamuk kestiği patates dilimleri yüzünden dövmüşsün. Adamın sol gözünde yüzde yirmi hasar vardı. Ilgaz, ben orada seni kurtarmak adına üç gün uğraştım. Yemek yapmayı, baş aşçı olacak kadar yapmayı nereden biliyorsun bilmiyorum ama ondan sonra bir sene kadar, her hafta sonu bize kahvaltı hazırladın.

+ Ben de bilmiyorum…

– Bir kez kaçtığında seni dört beş ay bulamadık. Temizlikçi arıyorduk. Sol elin alçıda işe başvurmak için geldin. Bir kez deney yapmak için hastaları referans almak istediğini söyledin. En son ise biliyorsun işte, işe başladın psikolog olarak. İtiraf ediyorum, en çok Fransa’dan gelen psikiyatrist ile Fransızca konuştuğunda dilim tutulmuştu. Aynı şekilde müzik terapisi yaptığımızda müzisyenden izin isteyerek santur çaldığında da. Bir zamanlar Taksim’de çaldığını söyledi müzisyen. Müzikal tadında oluyormuş. Diyar diye boşluğu tanıtıp, çalıyormuşsun tüm gece. Bu gösteri bayağı tutmuş. Fransızca konusunda, sanırım Nalan bir Fransız ders kitabında resmini bulmuştu ama gelsin sorarız.

+ Tamam yaşlı, tamam. Her şey tamam ama ben daha geçen Diyar’ın mezarına gittim.

– Bu arada Sinan’ı hatırlar mısın bilmem. Ama Sinan deney için geldiğinde, eski eşi Selma ile farkındalığını psikiyatrik kurulun yaptığı test sonucunda geçti. Zaten dört denek almıştın.

+ Konudan kaçıyorsun.

– Temizlikçi olarak geldiğinde ise sağlam kolun alçıda idi…

+ Lan yeter! Yürü mezarlığa gidelim.

Arabaya bindik. Neyse ki hala hatırlıyorum mezarlığın yerini. Diyar’ı aradım on, on beş dakika, yoktu. Yola çıktık, adresi Nalan’a mesaj attım. En sevdiğim şiirleri okuttum yaşlı adama yol boyu. Mezarlıkta karısı gömülüymüş. Öyle güzel okudu ki bu duygu ile. Hatta keyfim yerine geldi, bir çorba bile içtik. Bir köpek edinmek istediğimi söyledim, yol üstünde barınağa bile uğradık. Artık atölyede yaşayacağım sanırım ama olsun, bahçe kocaman.

+ Buyur işte geldik. Mezarlığın sonunda mezar.

– Tamam. Ben görevli Şevki ile görüşeyim. Git gel dost olduk, uğramazsam ayıp. Hem su alırım ben, sen git.

+ Peki.

Mezarlığın sonuna doğru ilerledim. Böyle her bir tümsek mezar tahtası, taşı gitmiş mezarmış gibi geliyor, korkuyorum mezara basıyorum diye. Yol bitmek üzere oldukça Diyar’ın mezarının olduğu yerin boş olduğunu fark ettim. Hızlanmaya başladım. Mezarlığın başından silah sesleri geldi. Bir de çığlık.

– Ilgaz koş! Ilgaz, haydi!

+ Di.. Diyar!

– Bin şu arabaya. Yoksa sen gerçekten mezara gireceksin.

Diyar, hayatımda bir kadranda hiç görmediğim bir yükseklikte hızla, daha önce hiç gelmediğim bir yere çekti arabayı. Şöyle güzelce öptü beni. Tanrım bu gerçeklik tüm yok olma hisleri için kâfi. Kasımpatı sevdiğimi bildiğinden, birkaç tane toplamak için döndü gülümseyerek. Bir iki adım öteye gitti. Dört el ateş… Arkamı döndüm…

Yaşlı adam? Yaş..lı.

Kerem Cinel

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...