Ölüm Atölyesi – Bölüm 3

Gece Gündüz
A A

Ölüm Atölyesi – Bölüm 3

BÖLÜM – 3

Dİ-YÂR

Gözümü açtığımda her kadını rüyamda gördüğüm kadın sanıyorum. Her akşam aynı rüya! Bir kadını görüyorum, arkasından koşuyorum, bir şeyler konuşuyoruz ve sonra soy ismimle bir mezar taşı. Ve uyandığımda istemsizce çevremdeki kadınlara Diyar diye sesleniyorum. Sesleniyorum çünkü hepsinin yüzü Diyar gibi duruyor.

Evdeki tüm alkol rezervini alt katta oturan öğrencilere verdikten sonra bir dal sigara yakıp arabaya bindim. Benzin göstergesi yakıtımın en az benim kadar bitkin olduğunu gösterecek şekilde boşluğu işaret ediyor. Şansım yaver gider diyorum yaptığım alkolü bırakma ve başkasına bağışlama iyiliği ile. Radyoyu açtım bu yüzden yirmi dakikalık yolculukta odama varıp bir kahve söylemek için can attım odanın kapısını açtım ve içeri girdim. Sırtı bana dönük bir kadın oturuyor odada. Saçları sarı. Şaşkınca “Diyar?” diye seslendim. Döndüğünde Nalan bana “Ne Diyarı? Diyar da kim?” dedi, gel de anlat. Saçlarını boyatmış Nalan. Birkaç cümle ile savuşturdum ama gün içinde öğle yemeği dahil birkaç kez daha Diyar dediğim için artık Nalan’a bir açıklama borçluyum. Anlatacak bir şey yok. Deliyim deyip geçemem de. Olayın özeti “Ne oluyoruz *mına koyim!”. Ama bunu da Nalan’a söylemem, eğer tokat yemeyi seven bir mazoşist değilsem.

Aptal bir hüzne düştüm, daha öğle olmuş oysa. Nalan’dan zor kaçtım. Daha yeni bırakmıştım alkolü. Soluğu yine yıkık dökük bir alkol ruhsatlı mekanda aldım. Bir bira söyledim. Zorla meze al diye gözüme bakan çocuğu geri de çeviremedim. Sonbahar düştü şehrin sokaklarına. Sarı sarı yapraklarla. Şu sarhoşların unuttuğu sigaralarla yer yer yanmış masa gibiyim. Dirseğimi koymaya mecalim yok masaya. İndirsem masadan nereye koyacağım? İçerek çözülecek bir mesele değil bu. O mezarlığın nerede olduğunu biliyorum. Ama mezarlıklara tek başıma gitmekten korkuyorum. Ama içimden biri itekleyip duruyor beni…

Tam da rüyamdaki yerde mezar. Çok ürkütücü. Doğum ve ölüm tarihi yok. Sadece ad soyad. Ağlayasım geliyor birden. Göz kapayıp açışlarımda gördüğüm anılar. Ben varım anılarda. Bir de o. Ama hiçbiri tanıdık gelmiyor bana. Bir kap suyla geldi yanıma yaşlı bir adam. Bir dal da sigara uzattı. Önce sigarayı içtik. Konuşmadan. “Suyu güzelce dök, kuru otları topla, sonra uğra yanıma, bir çay iç” dedi. Başımı salladım, tamam dedim galiba. İşlerim bittikten sonra tek tek harflerini sevdim mezar taşının. D-İ-Y-A-R…

Kapıda girdim, kaloriferin dibine iliştim. Şekere uzandım.

+ Hiç cevap alamamak zor değil mi?
– Bazen konuşuyorlar, duyabilirsen. Yakının mıydı?
+ İnan hiç tanımıyorum be.
– Tanımadığın birinin mezarına bu ilgi ne için?
+ Rüyalarımda görüyorum onu. Bir de bu mezarlığı. Anlamadım ben de.

Sessizlik aldı ortalığı. Saate ilişti gözüm. Üç olmuş. Aceleyle kalktım yerimden. Çünkü dörtte intihar etmesin diye konuşmamızı yapacağız Temmuz’la. Aslında şöyle; hem Temmuz kendini öldürmesin diye hem de Temmuz ben konuştuktan sonra kendini öldürmesin diye. Geçen sefer ne olduğunu biliyoruz!

Salona girdiğimde sağ ayağımı “Kıt’a dur!” der gibi duraksattım sol ayağımın yanına. Temmuz güldü “On dakika erken geldin” diyerek. Kahve söyledim, öyle lafladık biraz. Şiirini uzattı. Nalan gelince yüksek sesle okumamı istedi. Sevindim böyle bir şey yapmasına. Şiir yazmasına.

“Alo?
Baba gelirken kaybettiklerimizin yerine biraz umut alır mısın?
‘Aradığınız numara kullanılmamaktadır!’
İşte böyle Bahtiyar,
Sana umudu alınacak gibi bir şeymişçesine arayacak olan tek adam,
Dünyadan göçmüş ve sen hala onu arıyorsun.

Hiç gidemedim mezarına.
Bak!
Koltuğunun kılıfını değiştirdim hep,
Patlayan ampulleri değiştirdim,
Takım sandığından karga burunu aldım verdim kendi elime,
İki kahve yaptım öğleden sonra,
Biri soğudu, kızdım soğutma diye ona.
Her pazar uyudum onun gibi, dörde kadar…

Giderken çok kızdım ona.
Sert yer sırtını çok ağrıtır,
Hem rahat da edemez,
Daracık, tahtadan bir tabutta.
Küçük bir notla gömdüm toprağa,
‘Bulutlarda uzan rahattır, yağmur yağacağı zaman haber et baba…’

Şimdi yanına gitsem Bahtiyar,
Utanırım mezar taşına bakmaya.
Ya kızarsa bana.
Olsun,
Uzanırım yanına, beş yaşında bir pazar öğlesi gibi.
Hem annem seslenir belki,
‘Hadi! Kahvaltı hazır!’

Bazen Bahtiyar,
Bazen köşeyi dönünce babama benzeyen bir adam denk geliyor,
E haliyle ben de babam sanıyorum onu.
Bu yer Bahtiyar,
Evime yirmi kilometre uzak,
Artık çalışmayı bıraktığım yerin iki sokak aşağısındaki durak.
Her pazar oradayım Bahtiyar,
Cumartesinin hemen ardından,
Her öğle,
Köşedeyim Bahtiyar.

Dönsün her pazar köşeyi Bahtiyar,
Bir daha ölmesin babam…”

Hiçbir şey konuşamadık. Kahvelerimizi soğuttuğumuza utandık Nalan ile. Birkaç şey iliştirmek istedim sadece, uykusu olduğunu söyledi Temmuz.

Nalan’ın çıkmasını bekledi. Ve bana odasının köşesinden gülümsedi Temmuz. Gittiğim zaman yanına şiir kağıdını gösterip. “İnsan kendi el yazısına nasıl uzaklaşır, garipser? ” dedi. “Hatırla… Sadece bir alkol şişesinin dibine yazılan dizelerle, bir sonraki şişeye koştuğun dizeleri hatırla.” dedi. Suratıma kapattı odasının kapısını…

Saat akşamın onu. Bu semte ne ara geldim bilmiyorum.

Gece iki, yarı açık camım, gecenin öldürdüğü yola bakıyor. Ne ara eve geldim?

Ara ara hatırladığım bir yüz var, yaşlı adam. Tarık Bey… Yanında Diyar, ben… Ne oluyor? Camdan yansıdım kendime, ödüm koptu. Atölyeden hissedemediğim şeyler hatırlıyorum. İğneler, kavgalar, ölü bedenler. Ama ben orada değildim ki. Yani değilimdir. Değildim değil mi? İmzalanan birkaç kağıt ve özür dilenen sahneler ve yine Diyar.

Gece dört gibi yatma planım sızana kadar uzadı ve sabahın dokuzu, yetinemediğim uyku ile Nalan’ın önerdiği ağrı kesicilerden bir tane aldım. Yoldan iki simit aldım, atölyeye gidiyorum. Radyo iyi denk geliyor bu aralar ya da müzik zevkim değişti. Çok içtiğimden dün gece bayağı hayal gördüm. Bugün gitmem hem Nalan’a hem de diğerlerine sürpriz olacak. İşte bu yüzden peynir, zeytin ve hatta on, on beş tane daha simit aldım.

Arabayı atölyenin arka tarafına park ettim. Döndüğümde yaşını yeni silmiş gözleriyle Diyar oturuyor.

+ Ne yani şimdi, ta dün gece içtiğim alkol mü çıkmadı kanımdan?
– (Gülerek cevap verdi) Hala aynısın biliyor musun? Hala hayal gücünün sadece gerçek kadar net olabileceğine inanıyorsun. Seni çok seviyorum.
+ Ya bende seni çok seviyorum. Yani öyle hissediyorum da, bir dakika şu simitleri şuraya asayım, bekleseler de olur…

Hayda! Ne oluyoruz yahu! Bunu Nalan ile konuşmam gerekecek. Az önce ciddi ciddi onunla konuştum. Gölgesi vardı ya! Nasıl hayal bu?

Kapıyı ittirip girdiğimde giriş salonunda elinde kalemle kendi kendine konuşuyordu Temmuz. Onu gördüğümde aklımda geçmişten bir sahneye boyandı atölye. Canan, Benan, Temmuz, Tarık, Nalan. Her biri ile ayrı zamanlardan olan anılar, aynı geçmiş düşüncesi içinde. Bir iki adım geri atıp çıkmayı düşündüm ve Temmuz haykırdı “Uyan… Uyandı! Hatırladın, hoş geldin!”. Tam dünyanın en hızlı koşusunu kaybolmak üzere yapmaya hazırlanırken o yaşlı adam döndü hızlıca koridorun ileriki ucunu. Poşeti elimden düşürdüm. Artık bahsettiğim koşuyu yapmak için vaktim ve mecalim yok. Kapıyı kapatıp çıktım ortalıktan. Gelen ilk otobüse binerken arkamdan duyduğum birkaç şey var sadece;

“Duur! Gitmemen gerek! Dur dedim!” ve ses kısıldı otomatik kapının kapanışıyla. Elim ayağım tutmuyor. Toplu taşıma kartımı başkaları zorluk ile bastı. Durağın birinde indim, neredeyim bilmiyorum.

Neredeyim ben?

Kerem Cinel

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...