İade

Gece Gündüz
A A

İade

Dünya kesinlikle hayatın var olduğu ilk gezegen falan değil Saltuk’a göre. Dinozorlara falan asla inanmaz. Huysuz, ters gibi gözükse de insanların hayatlarını yıprata yıprata geldiği noktadan kaçmak için, bulduğu ilk fırsatta tek sohbet kotası olacak şekilde muhabbetlerini sürdürür. Bir meyhaneye gideceği akşam masa ayırtmak en büyük düşlerinden biri. Ama aynı mekanda içemez art arda iki gün. Ölüm en az korktuğu şeyler arasında aptalın. Topraktan bir ağaç olarak yeniden geleceğini düşünür. Bu seferde tüm olan biteni hareketsiz, yıllar geçtikçe daha yukarılardan izleyeceğini sanır. Belki de haklıdır. Kim bilir…

BÖLÜM – 1
KUŞ BAKIŞI

Attığı tüm kazıklar ciğerine bir pençe gibi yara bırakmış. Sanki çok duyarlı bir insanmış gibi tüm yol boyunca borçlarını, attığı kazıkları ve söylediği yalanları düşünüp durdu. Halbuki o kadar çok yalan söylüyor, hayallerinde yüzüyor ki Saltuk. Bazen kendine doğrularını söylediğinde artık doğruları yalanmış gibi geliyordu. Doğru bir geçmişle başlasa hayata Oscar alması işten değil. Fakat kendi hayatını oynamaya devam etmek zorunda. Dünyada yirmi dördüncü yılının sonuna yaklaşırken telefon rehberinde sadece on kişi kalmıştı. Aileden olanlar saymazsak onu dinleyecek sekiz kişi. Hâlâ çıkarlarını gözeten, belki biraz da geyiğini sevenleri saymazsak şu nüfusu koca dünyada seven toplam iki üç kişi kalıyordu. Onlarda kırk yılın başında konuştukları, Saltuk kaçtığından. Aynı zamanda dünya kendini kandırma şampiyonu, bir ömür engelli geçmişinden kaçma ve kendine inanma şampiyonudur.

İlk defa gireceği tekelin kapısına yaklaştı. İçeri girdiğinde en nefret ettiği şey oldu. Göt kadar tekelde sıra beklemek. Kırk beş derecelik açıyla çapraza bakan müşteri kalabalığı, işi biten müşterinin zordan tebessümüne zordan karşılık ile sonlanır. İki bira alıp çantasına koydu. Para üstünü cüzdanına koyarken ne kadar parası kaldığını, akşama kaç tane içebileceğini, sigarasını rahatça içebilir mi soruları ile vakit öldürmek istemediği için, bakmadan buruşturdu paraları, tıktı cüzdana ve çıktı. Tonla insan geçiyor yanından. Kıskanmamak elde değil. İnsanların gidecek, dönecek bir yerleri var. Mırıldana mırıldana ağzına dolanan şarkıyı bok ederek geldi parkın kapısına. Parkta altı, yedi kamelya var. Hiç seçmeden kirlenmemiş bir tanesine oturdu. Birası ısınacak diye çok korktu, hızlıca içti. Ve her hızlı içtiğindeki tepkiyi aldı midesinden. Daha soğuğu iyi olurdu. Korka korka baktı cüzdanına ve derin bir oh çekti. Hemen meyhanenin yolunu tuttu. Kapıdan içeriye girdi. Kimsenin olmaması daha iyiydi onun için. Bir bira daha söyledi. Yaklaşık ikinci birasında, çerezin neredeyse hepsi bitmeye başladığında mekan dolmuştu. Kapıdan şapkasını koltuğunun altına sıkıştırmış, kırklı yaşlarda yaşlı bir adam girdi. Etrafı süzdü Saltuk. Tek tek… Oturulacak tek tabure tam karşısında duruyordu. İşte şimdi daha mutlu oldu. Geriye yaslandı, peçeteyle yediği patatesten dudağının kenarına ilişen ketçapı sildi, toparlandı ve seslendi.

+ Buyur ağabey, gel. Buyur, otur.

– Sağ olasın evlat…

+ Evlat biraz klişe oldu ama..

– Efendim evlat?

+ Yok bir şey. Tek boş yer burası zaten teşekkür etmene gerek yok.

– Yok yok. Olmaz mı? Tek kalmak isteyebilirdin. Ya da ceketini alıp giderdin. Bak konuşmaya başladık bile.

+ Yok canım. Benim en sevdiğim olaydır bu. Hiç tanımadığım birine konuşmak.

– Güzel ya işte denk gelmiş. Hoş benim de tanıdıklarım artık konuşabilecek durumda değiller. E anlat bakalım evlat. Bu akşam rakı benden olsun o zaman, muhabbet de senden.

+ Olur.

– Başla bakalım o zaman, rutin soruları ve söylediğin basit cümleleri geçiyorum, anlat evlat.

+ Neyi geçeceğim? Öyle durduk yere anlatılacak bir şeyim yok zaten. Daha çok gelenlerin konuları üzerine benimki. Hem hikaye öyle bitsin diye çok uğraştım ben. Güzel bitsin diye. Ama ne vakit güzel sona gelsek Tanrının kaleminin mürekkebi bitiverdi. Tam olarak tat alamamak benim olayım. Mesela her öğlen sert bir kahve içmek alışkanlığım olmuş ama bazen o an kahveyi içmek içime sinmese, canım istemiyor olsa bile içiyorum. Yaptığımız bu değil mi? Alışkanlıklardan tat vermeyince bile yapmaya devam ediyoruz. Sanki o gün yapmasak onu bir şey olacak. İlişkiler bile böyle.

– Belki de ara vermek bir alışkanlık olacaktır. Ondan korkuyordur.

+ Kim bilir. Bir ufak daha içer miyiz?

– Boğazımda yutkunduktan sonra birkaç saniye nefesimi tutmam gerekiyor. Elli yaşında olmak bunu getiriyor evlat. Şöyle birer cila alalım biz. Sonra biraz yol alalım hava iyi gelir.

+ Hay hay. Kamil ağabey bize iki bira gönderir misin?

Allah bilir ne kadar yürüdüler. Mahallelerin aralarından geçerken Saltuk yaşlı adam yorulduğunda bir banka iliştirdi onu. Cüzdanından alüminyum folyoya sarılı otunu çıkardı, güzelce dizdi Arap çarşaflarını banka. Bir güzel sardı yaşlı adam dinleninceye kadar. Daha keyifli yürüdüler tepelere kadar. Sokak aralarından çimenlerin boyunun uzadığı, belediyenin bakmaya üşendiği bölgelere gelirken bitki örtüsüne göre muhabbet de değişiyordu. Yaşlı adam birkaç yerde kustu. Gün doğmadan önce ellilik paketinin sonunu sardı Saltuk. Yaşlı adam son tütünden ortak olma taraftarı idi. Bir iki fırt aldı “Şimdi ay geri yükseliyor. Geceyi başa sardırıyor bu meret! Hadi bir şiir okuyayım sana” dedi.

“Babamın boğazından öksürükle kopan kan gibi düştüm,
Yara dolu dizlerim.
Ve
Adaletin baltasının saplandığı kafalar,
Hala tüm organları hayatta,
Yaşam durumları stabil.

Terk etmek gün ve dünyayı.
Bir karanlık ve belirsizlik getirir.
Ölüm bir dönümdür, gün dönümü belki.
Güneş bir ölüme bile dönmekte muhtemeldir.
Belki bir gündüzdür ölüm.
Belki bir gün,
Belki güz…”

+ Güneş sanki sen şiir okurken hızlı doğdu be ihtiyar. Sözlerin zamanın tazyikini arttırdı. Einstein’a bir şiir okuduğunu düşünüyorum şu anda.

– Manzaraya mezarlık dahil olmasaymış iyiymiş.

+ Evet! Lan! Mezarlıkta duranları tanıyorum ben. Çok içtik be ihtiyar. Sen dur burada, ben geleceğim.

İnmeye çalıştıkça yolun uzadığını fark etti. Artık indiği yokuşa baktığında, yaşlı adamı görecek perspektifi kestiremeyecek kadar alkol ve uyuşturucu etkisindeydi. O yüzden mezarlığa doğru ilerleme kararı aldı. Mezarlığa varıp, gömülüş yerine yaklaştıkça etrafın tekrar kır çiçekleri açmış bir vadi oluşunu izledi ve sonra buğulu gözlerle bir meyhane geldi gözünün önüne. Gözlerini ovuşturdu. “Ne rüyaydı *mına koyim!” dedi. Akşamüstü böyle sarhoş olup sızmasına şaşıra şaşıra toparlandı, sandalye arkasına astığı ceketini aldı kasaya doğru ilerledi.

+ Ne kadar günahımız?

-Kırk beş Euro ağabey.

+ Olum taşak mı geçiyorsun? Ne Eurosu? Bir büyük beş bira içtik Türk Lirası ödeyemiyor muyuz?

– Saltuk ne Türk Lirası. Asıl sen dalga mı geçiyorsun Lira kalkalı iki yıl oldu.

+ Kamil ağabey ne oluyor ya?

+ Tamam Saltuk sıkıntı yok abisi sonra verirsin…

Üşengeç adımlarla midesi bulanık çıktı kapıdan. İlk başta pek bir şey fark etmedi. Yavaş yavaş kendi mahallesine yaklaştıkça nar bahçesini, hayvan barınağını ve fakültenin artık yerinde olmadığın fark etti. Evinin önüne kadar attığı deparın sonucunda evinin yerinde koca bir apartman… Bakkala koştu bir gazete aldı, tarihi aradı ve ardından şok. Tarih, 22 Kasım 2019.

– Hoş geldin Saltuk.

+ Kim konuşuyor lan!

– Bütün gece muhabbet ettik. Sesimi hatırlasaydın bari.

+ Lan o rüya değil miydi?

– Belki de hâlâ rüyadır, kim bilir?

+ Ne oluyor ya kafayı yiyeceğim. Bak saat kaç olmuş ölüyorum açlıktan ölüyorum, uyandır beni hadi.

– Ah aptal genç. Uyanıksın. Tanrı ile uzun uzun konuştuk bu konuyu ama sana nedenini söyleyemeyeceğim şekilde cehenneme dahi kabul edilmedin. En azından cehenneme yakışacak bir hayat yaşamanı istiyor kendileri. Sen iade edildin. Vakitte bir karışıklık olmuş acilen dönmem gerekti, kusura bakma. Şimdi gitmem gerek. Daha sonra tekrar sesleneceğim…

+ Lan! Ne demek karışıklık olmuş. Nasıl? Ne oluyor ya?

Telefon rehberinde herkesin numarasının arama deneyişinde duyulan ses “Aradığınız numara kullanılmamaktadır.”

Tüm sokakları gezmeye üşeniyor. Şehirde o tarafından aforoz edildiği arkadaşlarına gitmek ile gitmemek arasında geziniyor. Evi yok, cebindeki para geçmiyor. Dilinde tek cümle “Şaka mı bu *mına koyim ya!”

Kerem Cinel

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...