Padişahın Koltuk Sevdası

Gece Gündüz
A A

Padişahın Koltuk Sevdası

Bir varmış, bir yokmuş. Zenginlik az, fakirlik çokmuş. İnsanlar neredeyse fakirlikten birbirlerini yiyecekmiş. İşte böyle fakirliğin yaşandığı bir ülkede, her şeye sahip, haşmetli bir padişah varmış. Bu padişahın beş yüz odalı sarayı, emrinde binlerce insanı, istediği zaman doya doya yiyebileceği yemekleri varmış. Varmış; ama o yine de mutlu olmaz, hep daha fazlasını istermiş. Halk kendi fakirliğini görmez, tek padişah mutlu olsun diye ellerinde, avuçlarında ne varsa padişaha verirmiş.

Her şeye sahip bu padişah, bir gün bir ferman yazdırmış. Fermanda, padişahın çok büyük bir koltuk istediği ve bu koltuğun yapılması için tüm ülkenin seferber olması gerektiği yazıyormuş. “Eğer bu koltuk yapılırsa, ülke refah içinde yaşayacak.” diye de sonuna bir not düşmüş. Bu ferman tüm ülkeye duyurulmuş. İyi niyetli halk, bu fermanı işitir işitmez koltuk yapmaya koyulmuş. Ellerindeki işleri, tarladaki ekinleri, kundaktaki bebekleri bir kenara bırakıp, koltuk yapmaya girişmişler.

Gel zaman, git zaman ülkenin halkı bir koltuk yapmış. Ülkedeki en güzel, en değerli ağaçlardan, cilalı bir koltuk yapmışlar. On kişilik bir heyet seçip, koltukla beraber padişahın huzuruna çıkarmışlar. Herkes ümitliymiş. Çok güzel bir koltuk yaptıklarını, koltuğun tam da padişahlarına yakışan bir koltuk olduğunu düşünüyorlarmış. Hem o kadar da uğraşmışlar. Padişah sırf halkının emeği var diye bile bu koltuğu beğenir ve ülkeyi refaha taşır diye düşünmüşler. Ancak bekledikleri gibi olmamış. Padişah koltuğu görür görmez hiddetlenmiş. Gelen heyete bağırıp, çağırmış.

– Koskoca padişahınıza layık gördüğünüz koltuk bu mudur? Bir ağaç parçasına oturacağım ha!

Padişahın öfkesi bağırmasına rağmen dinmemiş ve muhafızlara, gelen on kişiyi asmalarını emretmiş. On kişiyi astırdıktan sonra bir ferman daha yazdırmış padişah. Daha büyük ve daha güzel bir koltuk istediğini söylemiş. Sonuçta ülkenin refahını ağaçtan yapılan bir koltuk yükseltemezmiş.

Halk, biraz onu mutlu etmek, biraz da dediğine hak verdikleri için tekrar koltuk yapmaya girişmiş. Bu sefer eldeki işlerin, tarladaki ekinlerin, kundaktaki bebeklerin yanında başlarındaki beyini de bir kenara bırakıp, koltuk yapma işine koyulmuşlar.

Gel zaman, git zaman bir koltuk daha yapmışlar. Bir öncekine göre daha büyük bir koltuk. Hem de gümüşten bir koltuk. Yalnız bu koltuk yapılırken açlığa ve yorgunluğa daha fazla dayanamayanlar olmuş ve oracıkta ölmüşler. Ama sağ kalan halk ölenlere bir iki üzülmüşler, sonra koltuğu yapmaya devam etmişler ve bu güzel koltuğu meydana getirmişler. Sonuçta işin sonunda padişahın mutluluğu ve ülkenin refahı varmış. Ölenler de elbet bunun için ölmüşler.

Yine aralarından on kişilik bir temsilci heyeti seçmişler ve heyeti gümüş koltukla birlikte padişahın huzuruna yollamışlar. Daha da ümitliymişler. Hatta kesin gözüyle bakıyorlarmış padişahın mutlu olacağına. Ancak yine bekledikleri gibi olmamış ve padişah yine hiddetlenmiş.

– Bu mu? Bana layık gördüğünüz koltuk bu mu? Gümüşten daha değerli bir şey bulamadınız mı?

Padişah öfkesinden kuduruyormuş. Yine muhafızlara seslenmiş ve on kişinin asılması için emir vermiş. Bir ferman daha yazdırmış. Fermanda, yapılacak koltuğun tarifini vermiş. Eğer daha fazla insanın ölmesini istemiyorlarsa bundan daha büyük ve altından bir koltuk yapmalarını istemiş. Halk öyle korkmuş ki, ölmemek için uzun uzun çalışmışlar. Altınlar bulmuşlar. Ama bu koltuk işinden bıkanlar da yok değilmiş. Bunlar işin farkına varmışlar ve diğerlerini de uyarmak istemişler. Her yerde bu durumun kötü olduğunu anlatmaya çalışmışlar.

– Bu iş çığırından çıktı artık. Elimizde, avucumuzda bir şey kalmadı. Üstelik insanlarımız da ölüyor. Ülkemizin refaha kavuşacağı yok. Koltuğu kendisi için istiyor. Gelin bu koltuk sevdalısını başımızdan atalım.

Gel gelelim diğerleri anlamamakta ısrar ediyormuş.

– Hayır! O, bu koltuğu bizim için istiyor. Ne olursa olsun bu koltuğu yapacağız. O, bu koltuğa oturacak, mutlu olacak ve bizi kurtaracak. Siz bizim kurtulmamızı istemiyorsunuz.

İşte böyle cevaplar veriyorlarmış. Hatta yetmezmiş gibi, kendilerini uyarmaya gelenleri padişaha şikayet ediyorlarmış. Padişah da ya onları zindana atıyormuş ya da astırıyormuş.

Gel zaman, git zaman altından koltuğu da yapmışlar. Hem de kocaman bir koltuk. Padişahın heybetine, haşmetine yakışır bir koltuk. Altın koltuk öyle bir parlıyormuş ki, bakanlar gözlerini kısmadan bakamıyormuş. Altın koltuk çok güzelmiş; ama yapımı da çok zahmetli olmuş. Bir önceki koltuk yapımında ölen insanlardan iki katı, üç katı fazlalıkta insan ölmüş. Ellerinde yiyecek ekmek kırıntısı bile kalmamış. Ama halka göre bunların önemi yokmuş. Padişah mutlu olsun, zaten daha fazlasını halkına verirmiş.

Padişahın huzuruna çıkmışlar. Altın koltuğu göstermişler. Padişah, koltuğu görünce mutluluktan gözleri fal taşı gibi açılmış. Hemen yeni koltuğunu hazırlatmış. Sarayın en güzel köşesine koydurmuş.

Padişah koltuğuna oturmuş, muradına ermiş. Halk karşılığını beklemiş, padişah yol vermiş. Halk sefalet içinde kalmaya devam etmiş. Ölen insanlar da öldüğüyle kalmış.

Kemal Kaçamak

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...