Hakkını Ara Be Adam

Gece Gündüz
A A

Hakkını Ara Be Adam

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandığım belli olunca evde büyük bir neşe yaşandı. Ben de havalara uçuyorum tabii. Ne de olsa istediğim yer olmuş, annemle babamın bu zamana kadarki emeklerini boşa çıkarmamış olmuştum. Ancak bu sevincimin yanında, benim kara kara düşünmeme sebep olan bir durum vardı. Artvin-Ankara arası on üç, on dört saat olduğu için “O yolu nasıl çekeceğim, o yol nasıl bitecek” diye düşünmeden edemiyorum. Uzun yolculukları sevmiyorum. Araba da tutar beni.

Bu düşünceler içerisinde, mutluluk ve gurur da var tabii, üç hafta geçti. Otogara gidip biletimi aldım. Kayıt yaptırmaya daha iki hafta olmasına rağmen biletimi erkenden aldım. “Zaten araba tutuyor, bari koridorda değil de cam kenarında oturayım” dedim. “En azından dışarıyı gözler, birkaç ağaç sayarım, vaktimi böyle geçiririm” diye düşündüm.

İki hafta geçtikten sonra yolculuk günüm geldi. Bizimkilerde bir telaş var, sormayın gitsin. “Sadece kayıt yaptırmaya gidiyorum, hemen geleceğim, büyük bir uğurlamaya gerek yok” diye anlatmaya çalıştımsa da dinletemedim. Hep birlikte gittik garaja. On dakika geçmeden otobüs garaja girdi. Vedalaştım bizimkilerle. Annem arkamdan seslendi, “El sallamayı unutma.” Bir de parmağını sallıyor, sanki başka önemli bir şey yokmuş gibi.

Otobüse bindim. Mesafe aklıma geldikçe stres oluyorum iyice. Bu stres içerisinde koltuğuma doğru ilerledim. Benim olduğunu düşündüğüm koltukta bir adam var. Biletime baktım, koltuğuma baktım, teyit ettim yani, koltuk benim koltuğum. Önce bir “Neyse” çektimse de sonradan sırf cam kenarı olması için bileti iki hafta önceden aldığım geldi aklıma. Emek harcadım sonuçta. Hakkımı yedirmemeliyim. Yalnız tartışmayı da hiç sevmem, kibar bir dille uyardım abiyi.

– Şey, orası benim koltuğum da.

“Bu da neyin nesi” der gibi ters bir ifadeyle baktı. Yarım ağızla konuştu.

– Bu seferlik böyle olsun ya ne olacak?

“Bu seferlik mi? Yahu zaten bir seferlik yolculuk yapacağız seninle.” Böyle düşündüğüm sırada otobüs hareketlendi. Adamı bıraktım, annemi aradım ancak göremedim. Ulan el de sallayamadım anneme bu adam yüzünden. Kesinlikle koltuğumu kaptırmam. Tekrar adama döndüm.

– Yalnız ben o koltuğa oturmak için biletimi çok önceden aldım. Sonuçta ortada emeğim söz konusu. Lütfen kalkar mısınız?

– Hayret bir şey ya çattık! Yok emekmiş de bilmem ne! Geç hadi geç.

Adam hem hakkıma çörekleniyor hem de artistliğinden geçilmiyor. Pişkinliğe bak be.

– Geçeceğim tabii.

Bu dakikadan sonra yolculuğun hayırlı geçmeyeceği belli oldu. Zaten olayı yaşadığım kişi ve benim koltuğuma yakın muhittekiler bana ters ters bakmaya başladı. Bir de arka koltukta oturan teyzenin sesi kulağımı taciz etti.

– Şu ya, şu işte. Bir yer için tartışma çıkardı. Ne vardı yani öbür tarafa otursa. Boş yere huzur kaçırdı.

Boş yere huzur kaçırmak… Düşünmeye başladım. Bir şey sizin hakkınız ve hakkınızı gasp ettiklerinde hakkınızı ararsanız huzur kaçıran kişi oluyorsunuz. Ancak hakkınıza hücum edene bir şey denmiyor. Bunu her şey için düşünebilirsiniz. Sistemin toplum üzerinde yarattığı etkiye bakın. Hakkını arayan, haksızlığa isyan eden düzen bozandır. Haksızlık eden düzeni toparlamış mı oluyor? Bizden ne istiyorlarsa onu yapmamızı bekliyorlar. Önümüze ne geliyorsa onunla yetinmemizi istiyorlar. Sistem çoğu insana tasma vurmuş zaten. Çoğu insan sistemin istediği gibi. Sistem, kendisinin istediği gibi olmayanlara saldırıyor. Ancak kendisini riske atmıyor. Tasma vurduklarını kullanıyor. Peki bunu neden yapıyor? Egemenliğini devam ettirmek için yapıyor. Bu yüzden kitlesel eylemlere saldırıyor, hakkını arayanlara terörist diyor. Bu yüzden öğrencileri, gazetecileri içeri atıyor.

Şimdi diyeceksiniz ki “Yav kardeşim, bu söylediklerinin bir koltukla ne ilgisi var?” Sen daha susmaya devam et, nefes bile alamayacak duruma gel, bak gör o zaman çok ilgisi var.

Kemal Kaçamak

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...