Amerika’dan Gelen Profesör

Gece Gündüz
A A

Amerika’dan Gelen Profesör

“Yav, nedir bu çektiğimiz kardeşim! Geceleri uyku yok, gündüzleri yemek yok. Nereden geldi bu fareler,” diyerek içeriye girdi Muharrem.

“Öyle ya! Geçen akşam koltukta içim geçmiş, bir de baktım ki üstümde cirit atıyor namussuz,” diye karşılık verdi Selahattin.

Köyümüze nereden geldiği belli olmayan fareleri tartışıyorduk kahvede. Bundan on dört on beş gün önce köyümüzde hiçbir problem yoktu. Rahat rahat geziyorduk, mışıl mışıl uyuyorduk. Topraklarımız çok verimlidir. Bol bol ürün alırız. Ancak bu fareler nerden çıkıp geldi akılımız ermiyor; kör olmayasıcalar iki haftada köyü kuruttular. Karnımıza aş, gözümüze uyku girmiyor bu meretlerin yüzünden. Bir de çirkin mi çirkin görünümleri var ki sormayın gitsin. Upuzun kuyruklarıyla etrafta gezindikçe insanın içine ölüm titremesi giriyor. Artık köylü farelerden başka bir şey konuşmaz olmuştu. Kahvede, evde, sokakta fareler konuşuluyordu. Muhtara konuyu açtığımızda hiç yerinden kıpırdamaz, yalnızca “Köyümüzü bu farelerden temizleyeceğim.” der, geçiştirirdi. Zaten bizim muhtara ver yesin, başka bildiği bir şey yok.

Birkaç gün geçtikten sonra duyuru yapıldı. Muhtar hepimizi köy meydanına bekliyormuş. Gittik meydana. Bizden önce meydana geçmiş, yalı kazığı gibi dikelmiş oraya. Yavaş yavaş toplanmıştık. Biraz daha bekledi, öksürdü, boğazını temizledi ve konuşmaya başladı.

– Sevgili köylü kardeşlerim! Başımızda büyük bir fare felaketi vardır. Köyümüz tehdit altındadır. Lakin biz bunun altından kalkarız. Nitekim köye bir profesör çağırdım.

Herkes bir anda umutlanmıştı. Muhtarı deli gibi alkışlamaya başladık. Bize alkışı kestirdi, konuşmasına devam etti.

– Bu profesör benim çok yakından tanıdığım bir profesördür. Kendisi Amerika’da tahsil görmüş bir kişidir. Yardımlarını bizden esirgemeyeceğini söyledi. Birkaç gün içinde burada olacak. O ne derse onu yapmalıyız. Allah’ın izniyle bu beladan kurtulacağız.

Daha büyük bir alkış koptu. Muhtara “Yaşa, yaşa,” diye bağırıyorduk. Farelerden kurtulacak olmamıza çok sevinmiştik. O konuşmadan sonra dört gözle profesörü beklemeye başladık. Onun için iri iri danalar kesildi, kazan kazan yemekler yapıldı. Yetmedi, adına türküler söylendi, efsaneler yazıldı. Şöyle konuşmalar vardı köyde.

– Çok muhterem adammış. Fareleri büyülüyormuş. Bir baktı mı fare yerinden kıpırdayamıyormuş.

– Yaa, yaa öyle! O kadar çok becerikliymiş ki fare deliklerine bile girebiliyormuş.

– O da bir şey mi be! Geceleri fare adam oluyormuş, fareleri yiyip gidiyormuş.

Daha neler neler! En sonunda profesör köye geldi. Profesörü görenler alkışlamaya başladı. Halay çekenler oldu. Ben adamı görünce içimde garip bir his uyandı. Varla yok arası bir bıyığı vardı. Fıldır fıldır dönen gözleri, samimiyetsiz laubali gülüşü bende iyi bir izlenim bırakmadı. Ama ses etmedim. Profesör konuşmaya başladı.

– Çok kıymetli köylüler! Başımızdaki dert büyük bir dert. Ama merak etmeyin, sizde böyle bir muhtar varken her derdi çözersiniz. Allah’ın izniyle halledeceğiz. Yalnız bu işi halletmek için para lazım. Herkes muhtarlığa bağış yapmalı.

Ben bunu duyunca hepten kıllandım. Herkes muhtarlığa para bıraktı. Ben bırakmadım tabii. Gelip soranlara da anlatmaya çalıştım. Bu adama inanmamamız gerektiğini söyledim. Ama muhtara ve profesöre o kadar âşıktılar ki sözlerime kulak asmadılar. Hatta beni köye düşman olmakla suçladılar. O vakitten sonra bir şey demedim.

Birkaç gün sonra profesör bir miktar parayla gitti. Köy yine beklemeye başladı. Bu olaylar yaşanırken fareler eşyalarımızı büsbütün yemeye başladılar. Kocaman olmuşlardı. Artık yatmayı geçtik, oturamıyorduk bile. Profesör nereye gittiyse geri geldi. İlaçlar getirmiş, Amerika ilaçları. Köylüyle birlikte bütün köyü ilaçladılar. Fakat işler beklendiği gibi gitmedi. Fareler etkileneceğine biz etkileniyorduk. Bayılan bayılana. Muhtarla profesör bunun böyle olmayacağını anladı, bizi tekrar meydana topladılar.

– Köylü kardeşlerim, ilaç denememiz başarısız oldu. Alçak fareler köyümüze zarar verdiklerini zannediyorlar. Öyle bir şey yok. Biz köy olarak çok iyi koruyoruz köyümüzü. Evelallah biz bu farelerden kurtuluruz. Yalnız yeni metotlar için bir miktar daha paraya ihtiyacımız var. Hadi bakalım inşallah halledeceğiz.

Köylü halledileceğine inanıyordu. Elinde avucunda ne varsa muhtarlığa verdi. Ben yapmayın, etmeyin dedikçe bana kızıyorlardı. Neredeyse beni linç edeceklerdi. Profesör yine gitti, yine geldi. Ben manzarayı görünce şok oldum. Elinde cam fanuslar vardı. Cam fanusların içinde yılanlar vardı. Gelir gelmez konuşma yaptı.

– İşte bu yılanlar bizi bu farelerden kurtaracak.

Yılanları köye saldılar. Üç dört gün içerisinde fare kalmamıştı doğru. Ancak yılanlar arttı ve farelerden daha tehlikeli olmaya başladılar. Hiç değilse fareler bize bulaşmıyorlardı. Ama bu yılanlar bizi sokmaya başladılar. Birkaç köylü bu yılanlar yüzünden öldü. Sok babam sok, hepimizi soktular. Biz bu telaş içerisindeyken profesör ne yaptı bilmiyoruz. Ortalarda gözükmüyordu. Köyümüz yılanlarca istila edildi resmen. Muhtar bir ara hem profesörü hem de yılanları kınıyordu ama onu sokan yılan yoktu nedense. Aslında her şey profesörün hatasıymış gibi duruyor ancak öyle değil. Bu yılanları resmen kendi ellerimizle köyümüze sokmuş olduk ve acısını çekiyoruz.

Kemal Kaçamak

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...