Allah Affetsin

Gece Gündüz
A A

Allah Affetsin

Altı yıl önce başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum sizlere. Almanya’da işçiyken yaşadım bu olayı. Pek hoş bir anı değil; ama olsun yine de anlatayım.

Berlin’in kasabasında yaşıyorum o sıralar. Gayet güzel bir kasaba. Çoğunluk Türk olduğu için geçinmek de kolay oluyordu. Kendimize ait kahvemiz, bakkalımız, camimiz vardı çok şükür. Sabahın köründe işe gidiyordum, öğleden sonra eve geliyordum. Eve erken geldiğim için can sıkıntısından bütün gün kahvede oturuyordum. Namaz vakti geldiğinde de namaza gidiyordum.

Kasabada herkes birbirini tanırdı; ancak benim kafam Rüstem Amca, Laz Seyfi ve Dadaş Hüseyin’le daha bir uyuyordu. Çok dini bütün insanlardır. Hele Rüstem Amca Konya’dayken hocalık yapmış bir insan. Öyle mübarek biri yani.

Yine böyle kahvede oturduğumuz bir gün, ikindi vaktini kılmak için dördümüz kalktık, camiye doğru gidiyorduk. Birkaç tanıdık daha vardı gelen. Gelmeyenleri Allah ıslah etsin, derdi Rüstem Amca. Camiye yaklaşırken gördük ki caminin yanına bir şey inşa edecekler. Bir şeyler yazıyor; ama Almanca olduğu için çok da anlamıyoruz.

– Ne ola ki bu Rüstem Amca?

– Bilmiyorum. İnşallah camimizin mimarisine uygun bir şey yaparlar. Sonuçta her şey Müslümana yakışır olmalı.

Dadaş Hüseyin:

– Bence camiyle ilgili bir şey açıyorlardır. Kur’an kursu falan olabilir. Başka bir şeyi bize sormadan yapamazlar zaten.

Elbet öğreniriz, dedi Rüstem Amca. Öylece girdik namaza; ancak merak hala gitmedi.

Aradan on beş gün geçti, inşaat yarı yarıya gelmişti bile. Biz hala öğrenemedik ne olduğunu. O gün kahvede otururken Halil diye bir arkadaş nefes nefese geldi kahveye, yanımıza. Halil de dini bütün, temiz bir cami arkadaşımız. Onu böyle görünce endişelendik. Rüstem Amca hemen sordu:

– Ne oldu Halil oğlum? Ne bu halin?

– Hepimiz cehennemde cayır cayır yanacağız Rüstem Amca. Hepimiz yanacağız!

Biz iyice telaşlandık. Laz Seyfi bir bardak su getirdi Halil’e.

– İyice bir anlat hele. Ne oldu da cehennemde yanacağız?

– Caminin yanına yapılan inşaat var ya hiç beklediğimiz gibi değilmiş Rüstem Amca. Ne Müslüman mimarisi ne de Kur’an kursuymuş o.

– Eee, ne olacakmış peki orası?

– Kerhane açıyorlarmış oraya Rüstem Amca. Allah’ım sen beni affet, bana günah yazma.

– Tövbeler olsun! Sen ne diyorsun Halil oğlum? Öyle saçma şey mi olurmuş? Kitapta yazmaz böyle bir şey. Çarptıracak mı bu gavurlar bizi?

– Bunlar kitap mitap dinlemez Rüstem Amca. Çarpılacağız vallahi.

“Bir şey yapmalıyız; ama ne yapabiliriz” dedim. “Yapılacak şey belli.” dedi Dadaş Hüseyin.

Hiç beklemeden cami derneklerine, Diyanete, Konsolosluğa dilekçe yazdık. Ha babam bekle cevap gelecek. On beş gün geçti, tövbe haşa, kerhane inşaatı bitti, bize daha cevap gelmedi. Biz yedi sekiz kişi topladık, o malum yerin önüne geldik. Kararlıyız, kimseyi içeri sokmayacağız. Ama yok arkadaş, içeri girecek olanlar bizden fazla olduğu için korktuk vazgeçtik. Ama dediğim yerlere dilekçe yazmaya devam ettik. Durmadan yazıyoruz. Ant içtik kapattıracağız bu yeri. Rüstem Amca her camiye girişimizde önce oraya sövüyor, sonra günaha girdiğini anlayıp besmele çekiyor.

– Zındık bunlar zındık! Tövbe tövbe.

Aradan epey bir zaman geçti. Bu aralar camiye yalnız gidip geliyordum. Bir gün camiye girerken gözüm o malum yerin kapısına ilişti. Aman ya Rabbi! O nasıl bir şey öyle! Upuzun boy, dolgun kalçalar, iri göğüsler, sarı saçlar, tam bir afet. Ulan, dedim, ne olur ki girsem? Ama sonra duyulursa aleme ne derim, diye düşündüm. Hele bir de Rüstem Amca duyursa bir daha suratıma bakmaz. O an çok şükür imanım nefsime uymamı engelledi. Gözlerimi yere çevirdim, girdim camiye.

Ertesi gün camiye giderken, ne kadar bakmamaya çalışsam da gözüm o kapıya kaydı. Bu sefer daha güzel bir kadın duruyordu kapıda. Siyah saçlı, beyaz tenli, huri misali bir kadın. İçeride cennet mi var acaba? Kendime daha fazla hakim olamadım. Yatsıdan çıktıktan sonra vardım oraya. Tıklattım kapıyı. Hafif kilolu, sarı saçlı, elinde sigara olan, yaşlıca bir kadın açtı kapıyı. Etrafıma göz gezdirdim. Rüstem Amca ve diğerleri görür diye ödüm patlıyordu. Sıkıla sıkıla girdim içeri. Üst kata çıktım. Salon gibi bir yere geldim. Bir de ne göreyim! Rüstem Amca tekli koltuğa oturmuş, kucağında da bir afet. Göz göze geldik, donduk kaldık. Çok geçmedi odaların birinden Dadaş Hüseyin çıktı. Ne oluyor yav, dedim kendi kendime. Sonra bir bir döküldüler. Laz Seyfi, Halil ve diğer cami arkadaşlarımız. Ben onlardan korkarken onlar işi pişiriyorlarmış. Birbirimizi görmezden geldik. Ben de sessizce girdim bir odaya.

O günden sonra birbirimize hiçbir şey demedik. Herkes gitmiyormuş gibi davranıyor; ama yatsı çıkışı herkes orada. Ne diyeyim Allah affetsin.

Kemal Kaçamak

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...