Prelude

Gece Gündüz
A A

Prelude

Chopin,Op. 9, no.2 in e flat major. Andante…

Sabahları pek berrak olur bizim buralar. Pırıl pırıl bahar hisseder insan. Sis inmez, güneşin önü kapanmaz. Fikriye teyzenin saksılarından nane kokusu eser rüzgarda. Hemen yan komşu Fikriye teyze. Zamanında annemin yakın arkadaşıymış. Nereden bulup da gelmiş yerleşmişler buraya hep şaşarım. Ankara’nın ortasında Sovyetler’i anımsatır bu site bana. Enlemesine uzun yirmi, yirmi beş bina. Karşılıklı dizilmişler. Hepsinde de dip dibe balkonlar, kutu kutu daireler. Bayram sabahlarında bu daireler ayrı civcivli olur. Bütün o telaşın içinde sigaramdan bir duman alırım; çocuk, kadın, erkek seslerini seçip dinler; keyiflenirim.

Chopin, Op. 9, no.2 in e flat major. Andante… Demek ki bugün çarşamba. İşte yine böyle bir bayram, yanı başımda beklenen sesi duydum:

-Günaydın oğlum Ozan, nasılsın?

-Günaydın Fikriye teyze iyi bayramlar. El öpmeye geleceğiz birazdan Nesrin odada, hazırlanıyor.

-Gelin gelin, size nane de vereceğim. Ah anneciğin… Ne terbiyeli yetiştirdi seni. Sana baktıkça gururlanıyorum onun yerine de. Sizin sesiniz de olmasa çekeceğimiz var. Her gün sabahın köründe dın dın dın. Şuna bak deli bunak.

Homurdanarak içeri girdi sonra. Benimse gözüm Fikret hanımda kaldı. Hatırlarım, küçükken oynamaktan yorulduğumuzda su verirdi. Karne günü geldi mi ‘müzik?’ diye sorardı sadece. Pekiyi ise yanağımı işaret parmağıyla okşar fırından yeni çıkmış sıcacık keki elime tutuştururdu. Bu bayram da kır saçlarını ensesinde toplamış, ceketinin yakasına gül deseni işlemişti. Balkon kapısının aralığından salonu az çok seçebiliyorum. Televizyonun üzeri dantel örtülü, bir de o heybetli beyaz dolap. İçinde, sağında, solunda irili ufaklı figürler dizili. Gramofonu ise balkonun demirbaşıdır. Her sabah farklı Chopin bestesi çalmayı ihmal etmez. Pazartesi Polonaise, salı Valse, çarşamba Nocturne… Fikriye teyze ve diğerlerinin deyimiyle ‘kuru gürültü’. Bilen bilirmiş; şimdilerde ağzını bıçak açmayan Fikret Hanım zamanında çalmadan oynarmış. İstanbul’da öğrenci kızı var diyorlar, Zeliha… O geldi mi sofrayı donatır; balkonda kızına bir otuz beşlik rakı açarmış. Kocasından kalma alışkanlık o da. Bir de kocası var tabii ya. Kızı doğduktan sonra araları bozulmuş, adam ortalarda görünmez olmuş.

Satie, Gnossienne No.1…

Chopin plağını yere bıraktı, bir sandalye çekti karşısına. Kekten önce kendi tabağına, sonra önündeki tabağa dilimledi. Fikriye teyze balkona adım atıp sesleniyor:

-Ozan! Çayı koyayım mı? Nesrin ne yapıyor?

-Bilmem. Fikret hanımın kızı varmış, Zeliha… Ne oldu ona biliyor musun teyze?

-Amaan ne bileyim ben, kimse bilmez ki. Telefon gelmiş günün birinde. Sonra olduğu yere yığılıp kalmış. Kız da kim bilir nerede yıllar oldu gelmez daha. Bi başına böyle… Ne bileyim oğlum yazık. Ama gürültüsü ayrı, bu deli deli halleri ayrı… Yüzümüze bakmaz, anca oturtsun, kimse o, karşısına… Şu hale bak, tövbe tövbe… Neyse Ozan, çay hazır beş dakikaya…

Schubert, Ave Maria…

-Ozan! Gidebiliriz.

-Geliyorum!

Ansızın Fikret Hanımın bakışlarını hissediyorum. ‘İnsan bazen ağlamaz mı bakıp bakıp kendine?’

-Ozan!

-Geliyorum!

Kardelen Dalokay

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...