Mektup: Barkın Bayoğlu Anısına

Gece Gündüz
A A

Mektup: Barkın Bayoğlu Anısına

Merhaba Ağabey;

Ölümünün üzerinden bugün tam altmış beş gün geçti. Altmış beş gündür senin ardından bir şeyler yazmak istiyorum fakat ellerim klavyeye gitmiyor. Ne zaman sana bir şeyler yazmaya kalksam kullanacağım tüm harflerin üzerine bir kifayetsizlik siniyor sanki. Yine de her şeye rağmen artık bu mektubun yazılması gerekiyor.

Seninle ilk tanıştığım günü hatırlıyorum şimdi. İlk kez sesinin kulaklarımda yankılandığı günü. Yanılmıyorsam yedi sene önceydi. O zamanlar kulaklarımda yankılanan o sesin, beynimin içine sızıp ömür boyu konuşacak bir iç sese dönüşeceğini bilmiyordum. Senin sayende dört tekerli kafeslerin içinden kurtulup iki tekerli demir atların üzerine çıkabileceğimi de… Sayende çıktım; bundan daha da önemlisi sayende o atların üzerinde hayatta kaldım.

Motosikletimi ilk aldığım gün, gece sokaklar ıssızlaştığında ilk turuma çıkmıştım. Evimin sokağının çıkışından sağa dönmem gerekiyordu fakat ben, tam karşıdaki apartmana doğru gidiyordum. Duvara çarpmanın kaçınılmaz olduğunu anladığımda ön freni sertçe sıktım. Altımdaki motosiklet artık benim için bir mancınık, ben ise o mancınığın sepetinde fırlatılmayı bekleyen bir taş parçasıydım. İşte az sonra motosiklet beni üzerinden fırlatacak ve ben de muhtemelen boynumun kırılacağı şekilde tam karşımdaki duvara kafa üstü çarpacaktım. O an birden kaskın içinde sesini duydum: “Freni sertçe sıktınız, arkasının havalandığını hissettiniz, sakın paniklemeyin… Freni bırakın, pat diye inecektir.” Freni bıraktım, pat diye indi. Sonra tekrar konuştun: “Motosiklet, nereye bakarsan oraya gider.”

O günden sonra ne zaman motosikletin üzerine çıksam kafamın içinde benimle konuşup duruyorsun. Her viraj girişinde “Kafanı kaldır, çıkışa bak, çıkışa bak…”

Her yağmur çiselemeye başladığında: “Hemen tempomuzu düşürüyoruz; sert gaz açıp kapatmaktan, motoru fazla yatırmaktan kaçınıyoruz.”

Sinyal vermeden, aynaya bakmadan önüme atlayan her şuursuzda: “Ben hiçbir zaman ‘Arabacılar motosikletleri fark etsin.’ demedim. Ben size dedim ki: ‘Bu arabacılar, tahta beyin olduğundan fark etmezler, siz ona göre sürün.’”

İnanır mısın ağabey, cenaze arabanın arkasındaki kortejin içinde seni takip ederken bile benimle konuşuyordun. Diyordun ki: “Grup sürüşleri tehlikelidir, aman ağabey… Hep tetikte olacaksın.”

Beni kaç kez kaza yapmaktan, kaç kez ölmekten kurtardığını hatırlamıyorum. Hayatımı borçlu olduğum adamın artık yaşamıyor olması ne acı… Sen gittikten sonra ben ve tabii bütün motorcular kendilerini öksüz, yarım, yetim ve sahipsiz hissettiler. Doğrusunu istersen hâlâ da biraz eksiğiz ve bu eksikliğin, hiçbir zaman tamamlanmayacağını biliyoruz.

Sık sık aklıma sen Peru’dayken yaptığımız görüşme geliyor. “Dönünce arayacağım fakat önce Türkiye’ye dönmem gerekiyor.” mesajın… Ara sıra açıp okuyorum o konuşmamızı hâlâ; hatta sürdürüyorum. Bir şeyler yazıyorum sana; rahat ve huzurlu uykular diliyorum, teşekkür ediyorum…

Neyse; Türkiye’ye döndün ve aramadın. Ben de “Demek ki aramaktan vazgeçti.” deyip seninle yeninden bağlantı kurmayı düşünmedim.

İşin fenası ne biliyor musun ağabey? Sen ölmeden önceki gece kendi kendime, “Belki de numaramı kaybetti.” diye düşünüp ben sana ulaşmaya karar vermiştim. Hayat ama işte… Bazı sabahlar insanı sert bir tokatla uyandırıyor. Kalktığımda yoktun, gitmiştin.

Bugün ölümünün üzerinden altmış beş gün geçti. Seni çok özledim. Ölünce sonsuzluğun virajlarında seninle gazlayacağım ama önce yaşamam gerekiyor.

Ve senin sözlerinle bitiriyorum: “Her anımız bir hediye. Gerisi… Gerisi boş.”

“Durumlar böyleydi. Görüşmek üzere.”

Hoşça kal ağabey.

İlker Eroğlu

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...