Korkaklar ve Ölüler – V

Gece Gündüz
A A

Koridorun başına geldiğimde bacaklarım beni daha fazla taşıyamadı, dizlerimin bağı çözüldü, oracığa yığılıp kaldım. Ezgi, yerde kıpırdamadan yatıyordu. Yanında gittim, nefes almıyordu. Kan içindeki saçlarının bir kısmı, yüzüne yapışmıştı. O an yerdeki pıhtılaşmış kanın üzerindeki elim kaydı. Elimi kaldırıp baktım; pıhtılaşmış kan, elimin üzerinden yavaş yavaş kayarak kan gölünün içine geri düştü. Midemin ağzıma geldiğini hatırlıyorum. Ne kadar kustum hatırlamıyorum ama bana saatler gibi geldi.

Biraz kendimi toparlayınca polisi aradım. Gelip beni evden aldılar. Ben, ellerimde kelepçe evden çıkarken sağlık ekipleri, hâlen Ezgi’nin başındaydı. Beyhude bir umutla, “Yaşıyor mu?” diye sormak istedim ama utandım. Zaten polislerden biri, “Cesedi kaldırmayın. Belki olay yerinden arkadaşlar incelemek ister.” dediğinde sorumun cevabı verilmiş oluyordu.

Ön kapıdan polislerin arasında çıktım. Tüm mahalle camlarda toplanmış, esnaf kapının önüne çıkmıştı. Herkes, sakin bir şekilde olup biteni izliyordu. Kimsenin yüzünde, olması gereken dehşet yoktu. Sanki ben Ezgi’yi döve döve öldürmemiştim de bu bir film çekimiydi. Yalnız, camdaki teyzelerden biri, “Tüh sana yazıklar olsun!” diyerek içeri girdi. Ocakta yemeği olmalıydı.

Polis arabasına doğru ilerlerken gözümün ucuyla Necmi’ye baktım. Arkadaşlarıyla dükkânının önünde dikiliyordu. “Ne yapmış lan bu tıfıl? Döve döve karıyı mı öldürmüş?” diye arkadaşlarına sorarken gülüyordu. Evet, gülüyordu. Arkadaşları da gülüyordu. O an Necmi’yle göz göze geldik. “Ne bakıyorsun lan?” der gibisinden göz kırptı. Gözlerimi kaçırdım. Beni polis arabasına soktular. Polis arabasının içinden de olsa Necmi’ye dik dik bakmak istiyordum fakat kafam o yöne dönmüyordu. Olmuyordu… Cesaretim yetmiyordu.

Duruşma günü geldiğinde Necmi de tanık olarak hazır bulunuyordu. “Hâlleri garipti.” dedi bizim için. “Bayan arkadaş, açık saçık, tahrik edici giyiniyordu.” dedi. “Bu arkadaş, benden gündüz vakti bira istedi, dükkânda olay çıkardı. Efendiliğimizden alttan aldık, birasını verdik gönderdik.” dedi. “Türk aile yapısına uymayan hareketleri vardı. Günahları boynuna, affedersiniz nikâhsız yaşıyorlardı.” dedi.

Hâkim, bir diyeceğim olup olmadığını sordu. “Ne yaparsanız yapın ama korkmayın.” dedim. Anlamadı… Beni adli tıpa sevk etti. Oradaki psikiyatra da söyledim; “Ne yaparsanız yapın,” dedim, “Ama korkmayın.” Onun da beni tam olarak anladığını zannetmiyorum.

Karar duruşması geldiğinde hükmü yüzüme okudular. Önce ağırlaştırılmış müebbet hapis verdiler; sonra Necmi’nin anlattıklarını, yani Ezgi’nin açık saçık, tahrik edici kıyafetlerini gerekçe gösterip tahrik indirimi verdiler. Oysa ne çok yakışırdı Ezgi’ye, o bordo hırkası. Kıyafetler ne önemliymiş hukukta. Benim takım elbiseme, kravatıma da indirim verdiler.

“Mahkemedeki iyi hâli göz önünde bulundurularak cezasının 3/1 oranında düşürülmesine; sanığın ilk suçu olması, cürümü ağır tahrik altında işlemiş olması, pişmanlığının anlaşılmış olması nedeniyle cezanın, yarı oranında düşürülmesine ve 2 yılı kapalı cezaevinde olmak kaydıyla, 9 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.”

Son bir diyeceğim olup olmadığını sordular. “Ne yaparsanız yapın ama korkmayın.” dedim. Anlamadılar. Beni, cezaevine gönderdiler.

Evet, işte o gece olanlar ve sonrası bunlar.

Kafamda, Ezgi’nin hıçkırıkları iyice arttı. Artık tahammül edemiyorum.

En son kafamı duvarlara vurduğumda beni cezaevinin psikologuna sevk ettiler. Vicdan azabı olduğunu, seslerin aslında olmadığını söyledi. Hayır, sesler gerçekti. Evet, vicdan azabı çekiyordum ama sesler, vicdan azabından değildi, gerçekti. Vicdan azabı dedikleri başkaydı. Her sabah uyandığımda, nerede olduğumu fark edip neden orada olduğumu hatırladığımda; gözlerimi sımsıkı yummak ve açtığımda evde uyanmak, içeriden burnuma peynirli omlet kokusu gelirken kulaklarıma da Ezgi’nin şarkı söyleyen sesinin çalınması isteğiydi vicdan azabı dedikleri. Bir göz açıp kapama süresiydi yani. Sonrası hıçkırıklar… Beynimin duvarlarına çarpa çarpa yankılanan hıçkırıklar.

Böyle işte…

Bir jilet geçirdim burada elime. Bu gece herkes yattıktan sonra, iki bileğimi de boydan boya keseceğim ve hıçkırıkların, kesik damarlarımdan akarak vücudumu terk etmesini bekleyeceğim. Umarım, bu kez kurtulurum onlardan.

Bu arada siz… Siz, ne yaparsanız yapın ama sakın korkmayın.

 

-SON-

İlker Eroğlu

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...