Korkaklar ve Ölüler – IV

Gece Gündüz
A A

Korkaklar ve Ölüler – IV

Bu hâli beni daha çok sinirlendirdi. “Ne bakıyorsun?” diye bağırdım; “Eserine mi bakıyorsun?”

Biraları şangır şungur dolaba yerleştirdim. İçlerinden bir tanesini alıp dolabın kapağını sertçe kapattım. Birayı açıp kafama diktim. Elimde bira, söylenmeye devam ediyordum. “Götün başın oynarsa,” dedim; “Öyle her girdiğin yerde, adam asılır, normal.”

Ezgi oturduğu yerden fırlayıp “Ne diyorsun sen be!” diye bağırdı.

“Ne var lan?” dedim; “Artistlik mi yapıyorsun bir de?”

Gözlerinden birer damla yaş süzülürken “Ben öyle bir şey yapmadım, tamam mı?” dedi. “Götüm başım oynamıyor.” da diyebilirdi. Normalde küfür etmeyen bir hatun değildi fakat belli ki bu itham, o kadar kalbini kırmıştı ki tekrar ederek canının acısını daha da arttırmak istemiyordu.

Yanaklarından boncuk boncuk süzülüp damla damla düşen yaşlar içimi acıttı, fakat nedense canını daha çok acıtma isteğime engel olamıyordum. Hem içmeye hem de söylenmeye devam ettim. Ben coştukça Ezgi sustu. Ezgi sustukça ben daha çok coştum. Bir ara yerinden kalkıp yatak odasına geçmek istedi. “Nereye?” gibisinden göz kırpıp gözlerinin içine dik dik baktım. Mimiklerim tıpkı Necmi’nin az önceki mimikleri gibiydi. Gördüğü manzaradan ürkmüş olacak, yerine geri oturup sessiz sessiz ağlamaya devam etti. Kalbinde açtığım yaranın acısına daha fazla dayanamamış olacak, kendini koltukta yana doğru attı. Elleriyle yüzüne kapattı, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Küçük bir çocuk gibi hıçkırıyor, arada içini çekiyordu.

Şu an o hıçkırıklar hâlen kulaklarımda. Aslına bakarsanız, kulaklarımdan hiç gitmiyor. Sadece bazen alçalıyor ama hep orada, beynimin ta içinde… Bazen geceleri uyanıp hıçkırıkları susturmak için koğuşta kafamı duvarlara vuruyorum. Yüzüm gözüm kan içinde kalıyor. O zaman hıçkırıklar bir süreliğine kesiliyor. Sonra revirde uyanıyorum, tekrar başlıyor.

Neyse…

Kaçıncı biramı içtiğimi hatırlamıyorum, yatağa nasıl gittiğimi de… Sabah gözlerimi açtığımda kısa bir şaşkınlık yaşadım. “Ne ara yatağa gitmiştim? Bugün günlerden neydi?”

Yanıma döndüm, Ezgi yoktu. Kavga mı etmiştik? Etmiştik… Bağırıyordum ya dün. Bas bas bağırırken her şey çok mantıklı geliyordu ama şimdi çok utanıyordum. Ezgi’ye kendimi affettirebilecek miydim? O beni affederdi. Kanepede yatıyor olmalıydı. Şimdi kalkar bir kahvaltı hazırlardım. Yerken önce biraz somurtur, sonra gülmesine engel olamaz, karşılıklı gülüşür, barışırdık.

Ellerimde yapış yapış bir his vardı. Neydi ki bu? Avuç içlerime baktım, kan içindeydi. Dün gece elim mi kesilmişti? Elimin üstündeki kanlar kurumuştu, eklem yerlerinde de yara bereler vardı. Anlık bir ışık parlamasıyla, dün gece Ezgi’ye vurduğumu hatırladım. Hemen gözlerimi kapattım. Sanki gözlerimi yeterince sıkı kapatabilirsem gerçeği silebilecektim. Yüz üstü dönüp kafamı yastığa gömdüm. Sanki kafamı yastığa gömersem gözlerimi daha sıkı kapatabilecektim. Tekrar sırt üstü dönüp kesik kesik nefes almaya başladım. Ezgi’ye vurmuş olamazdım. Bunlar hep içkiden oluyordu. Çok içmiştim ve kâbus görmüştüm. Gece aslında elimi duvara vurmuştum, fakat kâbusumda Ezgi’ye vurduğumu görmüştüm. Hatırladığım o an, gerçek değil kâbustu.

Nefes nefese yataktan doğruldum. Sanki ciğerlerimde ufalanmış cam parçaları vardı ve her nefes alışverişimde, dokularıma batıp kanatarak ciğerlerimi kanla dolduruyordu. Kalktım ve koridora doğru yürüdüm…

(Devam Edecek)

İlker Eroğlu

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...