İstanbul, Bir Varmış Bir Yokmuş

Gece Gündüz
A A

Bugün İstanbul’da yağmur vardı. Şüphesiz dünyada yağmurun en yakıştığı şehirlerden biridir İstanbul. Bunu, öylesine süslü bir cümle zannetmeyin. Dünyanın neredeyse tamamına yakınını gezdim. Her iki yarım kürede de sırılsıklam ıslandım. Nerede ıslanırsam ıslanayım, hemen “Ya evde yoksan.” diye mırıldanmaya başladığıma göre, uzakta düşen her damlada evimin damlalarını özledim.

Bugün İstanbul’da yağmur vardı. Üstelik Haziran’ın 19’unda. Birçokları için can sıkıcı olabilir ama şehri gezmek için bulunmaz bir fırsattı. İstanbul, hep biraz hüzünlüdür. Teoman’ın da dediği gibi işte: “Ağlamış yine, rimelleri akıyor.”

Kadıköy’den çıkıp Levent’e, oradan çıkıp Taksim’e, Taksim’den Şişhane’ye ve sonra da Galata yokuşundan inip Karaköy’e… Önden ufak tefek işleri halledip sonrasında aylakça dolandığım, herhangi bir tur işte.

Çoğunu yürüdüğüm, azında kendimi taşıttığım bu turu yazarken Boğaz’dan, Mevlevihane önünde bekleşen kedilerden, Arnavut kaldırımlarından, İstiklal Caddesi’nden, tramvaydan, Tünel’den, Karaköy’de olta atanlardan, iskeleye yan yan yanaşan vapura kıyı uçuşan martılardan bahsederim diye düşünmüştüm. Oysa İstanbul, ben aylak aylak turlamayalı çok değişmiş. Yine de sizler için gördüğüm İstanbul’u anlatmayı deneyeceğim.

Bugün İstanbul’da yağmur vardı. Alüminyum sandviç panellerle çevrilmiş inşaatlar, Arnavut kaldırımlarını tonluk tekerleriyle ezip geçen hafriyat kamyonları, göğe yükselen kule vinçler, beton mikserleri ve yağmurlu bir İstanbul günü, boğazın griliğini kıskandıracak denli gri betonlarla bezenmiş meydanlar…

Olmadı değil mi? Olmadı. Zaten bugün İstanbul’da yağmur da yoktu. Düşününce aslında, zaten İstanbul yoktu. İstanbul bugün, sanki uzaktan görülüp benzetilen, yanına varıp başkası olduğu anlaşılınca da insanın gülümsemesini yüzünde donduran bir yabancıydı.

Bugün İstanbul’da yağmur yoktu. Sonradan atıştırmaya başladı. Ne yapayım ben de işte? Havanın serinliğinden istifade; şarabım kırmızı, eski bir aşkın acısı yüreğimi yeniden ince ince kanatsın diye İstanbul şarkıları söylüyorum. Arada susuyorum, şarabımdan bir yudum alıp “İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.” Uzaklardan sesi geliyor ta çocukluğumdan, gençliğimden. Özlüyor tabii insan. Nasıl özlemesin? Ne uzaklardan kalkıp geliyorsun kocaman burun direği sızıları eşliğinde. Gidip de dönememek hep var da dönüp de bulamamak var ya? O, her şeyden beter.

İstanbul’da bugün yağmur yoktu. Sonradan yağdı. Yağdı ama aslında yağmur, İstanbul’a yağmadı. İstanbul, bir zamanlar vardı; bugün, artık yoktu. İstanbul, çok özlenen eski bir masaldı; ne zaman anlatılsa yağmurlar yağan.

İlker Eroğlu

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...