Fare Çemberi

Gece Gündüz
A A

“İnsan doğar, büyür, yaşar ve ölür.” derler. Acaba gerçekten böyle mi? Yani her şey bu kadar basit mi? Bana soracak olursanız, bundan daha da basit. İnsan doğar ve ölür. Yaşamak denilen şey, anne rahminden başlayan ve doğanın rahmi olan toprakta sonlanan bir yolculuktur. Yani hayat, yalnızca bir yoldur aslında. İnsan, yalnızca bir yolcudur.

Her yolcu özgür olmalıdır. Varacağı yere giderken istediği yolu seçme konusunda serbest bırakılmalıdır. Bu, yolun da yolculuğun da doğasında vardır. Üstelik hayat, tek istikametli bir yoldur. Yolu ne yöne yürüseniz yürüyün, çıkacağınız yer eninde sonunda duraktır. Sağa, sola, yukarı, aşağıya, çapraza yürüyebilirsiniz. Yol, yalnızca geriye doğru yürünmez çünkü attığınız her adımda, bir adım önce yürüdüğünüz yol yoktur artık orada.

Her doğan insan özgür doğmalıdır. Etrafındaki dünyayı algılamaya başladığı andan itibaren o, artık özgür bir yolcu olmalıdır. Peki, böyle midir hayat? Özgür bir yolcu mudur insan? Daha da önemlisi yol özgür müdür? Değildir. İnsan özgür doğmaz. Bir yolcu değildir insan, tutsaktır. Özgür değildir yol, tutanı vardır.

Her insan köle olarak doğar, gözlerini köle olarak açar. Yürümeye başladığında ilerlediği yol özgür değildir. Tutulmuştur yollar. Uzun ince bir iğne deliği olarak uzatılmıştır yola paralel. Bir ucundan girer insan iğne deliğinin, diğer ucundan bir fare çemberine çıkar.

Yaşı yetti mi okula alırlar. Okulda işe; yaratıcılığını, iradesini, benliğini kırarak başlarlar. Yarışmayı, rekabeti, güçsüzü ezmeyi öğreterek devam ederler. Her insanın eşit olduğu ve doğanın sunduklarından eşit pay sahibi olduğu gerçeğini, bükerek yerleştirirler zihinlere, herkesin farklı bir geleceği olduğunu.

İşe alırlar okul bitince. Sabaha saatler kurulmaya başlar. Henüz gün doğmadan uyanılır, yollara düşülür; ellerde, yağı kese kâğıdına geçmiş poğaçalar. Ruhsuz binalara ulaşılır, içleri tutsak ruhlarla dolan. Fotokopi makinesi, bilgisayar klavyesi, yazıcı sesleri birbirine karışır yükselir gün boyu. Yükselir, yükselir ve yükselir. Tek bir sese dönüşür sonra; dönmekte olan bir fare çemberi sesi, kulakları tırmalar.

Akşam olur, gelinen yol geriye dönülür. Herkes, hücresinde yerini alır. Ekranlar açılır. Ne yapılması, ne düşünülmesi, neyin tercih edilmesi gerektiği tekrar tekrar -ta ki beyinler tamamen uyuşup her söylenen koşulsuz kabul edilene kadar- izlenir. Işıklar söner sonra duyulmayan bir gürültüyle, yataklara geçilir.

Her gün, bir önceki günün tekrarıdır. Bir sonraki gün de bugünü tekrar edecektir. Sabah çalan alarm, poğaçalar, ruhsuz binalarda tutsak ruhlar, hücreler, ekranlar, sönen ışıklar ve fonda hep belli belirsiz bir fare çemberi sesi.

İçinde dönüp durdukça, adımların yavaşlamaya başlar. Sonra bir gün fare çemberi savurur atar seni. Düştüğün yer, aslında hiç yürümediğin o yolun son durağı olacaktır.

İlker Eroğlu

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...