Düşmedim Daha 2058

Gece Gündüz
A A

2058 yılının soğuk bir sonbahar günüydü. Sabahtan güneşe aldanarak eline bir hırka almadan çıkan Batuhan Bey, şimdi güneş adaların ardından batarken üşüyordu.

Arkasına dönüp yürüdüğü sahil yoluna baktı. Yol boştu. Yanan füzyon lambalarıyla yere vurmaya başlayan fosforlu ışıklara baktı. Gençliğinin sarı ışıklarından aldığı hazzı bulamayınca tadı kaçtı.

Çimenlerin üzerinde insanlar, adalar otobanının üzerinden akıp giden ışık huzmelerine karşı oturmuş, gözlerinde arttırılmış gerçeklik başlıklarıyla farklı dünyalara dalmışlardı.

Batuhan Bey, evinin yolunu tuttu. Yürürken düşünüyordu:

“52 yılımı verdim şirkete… Sabah odayı kaplayan alarm sesi, rüyalarıma kadar sızıp beni uykumun içinden çekip aldı. Yağı kese kâğıdına geçmiş poğaçalarla bekledim sokağın köşesinde. Yanıma yanaşan servis aracının otomatik kapısı açıldığında yüzüme vuran uyku kokusu burnumdan gitmedi hiç. Şu an bile sanki servisin içindeymiş gibi kokuyor… Bilgisayarın başına oturup açma düğmesine bastım, parmaklarım gezindi durdu tuşlarda. Gün boyu hiç durmadan… Akşam oldu, bilgisayarın kapatma düğmesine bastım. Güneş batarken Boğaz’ın ardından, kafam camda titreyerek uyudum dönüş yolunda. Eve vardım, bir sandviç yaptım. Ağzımda büyüyen lokmayı çiğnerken yüzümü aydınlatıyordu bir anlığına televizyonun ışığı sonra karanlığa gömüyordu… Ardından, aydınlatıyordu… Daha uzunca bu kez…”

Batuhan Bey, yokuşa vurup Moda Caddesi’ne vardı. Caddenin başındaki gökdelenlerin arasında sıkışıp kalmış merdivenlerden metroya indi. Gen detektöründen geçip Teleport merdivenlerinden metro durağına geldi. Durakta bekleyen insanlar arttırılmış gerçeklik başlıkları sayesinde nizamlı bir şekilde nükleer trenin gelmesini bekliyorlardı. Batuhan Bey, otomatik nizam oluşturma sistemi olmayan, 65 yaş üstü tüketiciler için ayrılmış sıraya yanaştı. Sırada kendi gibi iki emekli daha bekliyordu. Birbirlerini dikkatlice süzdüler ama konuşmadılar.

Az sonra tren, rayları gündüz gibi aydınlatarak gelip durağa yanaştı. Batuhan Bey, diğer emeklilere öncelik verip arkalarından bindi. Boş modüllerden birine oturdu. Kafasını arttırılmış görüş ekranına dayadı. Ekranda oynayan reklamın parlak sesi yüzüne vuruyordu. Düşünmeye devam etti:

“52 yılımı verdim şirkete… Temel performans göstergeleri, satış rakamları, sürekli iyileştirme hedefleri, Kaizen’ler… 52 yıl! Dile kolay. Her gün ağlamaklı kalktım yataktan, ayaklarım geri gide gide çıktım kapıdan. Bir gün özgürlüğüme kavuşacağımı hayal ederek sabrettim. Bilgisayarların yerini yavaş yavaş hologram makineleri almaya başlarken önce müsaade vardı bilgisayar kullanmaya. Sonra bilgisayarları topladılar. Yeni gelenler hologram makinesi kullanmayı biliyordu. Mecbur öğrendik; baka baka… Sonra bir gün çalışan tüketici kaynaklarından çağırdılar. Tebrik ettiler, hizmetlerim için teşekkür ettiler, mutlu ve sağlıklı bir emeklilik dilediler… Sonra… Sonra da buradayım işte. Hiç tanımadığım, hiç bilmediğim, yabancı bir yerde geçmişimi arıyorum.”

Nükleer tren eski evinin bulunduğu portala geldiğinde Batuhan Bey, oturduğu modülden kalktı ve dağıtım kapsülüne bindi. Az sonra, eski beton evinin kapısının önündeydi. Merdivenleri, yorgun argın çıkarken “Burayı da eritirler yakında…” diye düşündü. Evine girdi. Yatağının altından eski bir bilgisayar çıkardı, masanın üzerine açtı. Hâlâ çalışıyordu. Hüzünle gülümsedi. Müzik klasörünü açtı. Listelenmiş müzik dosyalarından birinin üzerine gelip tıkladı. Müzik başladı. Batuhan Bey, gözlerini kapatıp gülümsedi. Çocukluğunda annesinin dinlediği şarkılardan biri çalıyordu. Sözlerini mırıldamaya başladı: “Ah dar sokak vurgunları, kaldırın düşenleri ağır ağır. Düşmedim daha… Yer gök dört duvar sağır, ağır ağır. Düşmedim daha…”

İlker Eroğlu

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...