Anın Muhteşemliği

Gece Gündüz
A A

Anın Muhteşemliği

Bu akşam yalnızca kendim için yazıyorum. Yazmanın içimde yarattığı tarifsiz huzur ve mutluluk için.

Bu yazı daha önce yazdığım hiçbir yazı gibi olmayacak. Bu, benim yazdığım en muhteşem yazı olacak. Bu muhteşemliğin içeriğe dair olmadığının farkına daha şimdiden varmış olmalısınız; o yüzden bunu anlatmak için gereksiz yere harf tüketmeyeceğim.

Bu akşam yalnızca kendim için yazıyorum. Dışarıda ara ara atıştıran yağmurla nemlenmiş bir sonbahar, pencereden içeriye kafasını uzatmış; arkam dönük yazdığım bu yazıya göz atıyor, hissediyorum. Arkamı döndüğümde çoktan sokağa dönmüş, şehre karışmış oluyor ama ardında bıraktığı nemli duvarlar, ıslak kaldırımlar, saçak altına saklanmış kuşlar, arabaların altına gizlenmiş kediler; az önce burada olduğunu hemen ele veriyor.

Bu akşam yalnızca kendim için yazıyorum. Bu akşam, diğer akşamlardan başka… Üstelik bu güzel hava, güzel bir şişe kırmızı şarabı da hak ediyor. O nedenle bir yandan yazıyorum, bir yandan içiyorum. Oysa normalde kesinlikle ağzıma sürmem yazarken. Yazmak, ciddi bir iştir çünkü gerçek, samimi, içten bir iştir. Zihninizde yan yana gelen harfleri puslandıramazsınız, uyuşturamazsınız… Bu, yazdıklarınızı da puslandırıp uyuşturur. Baksanıza, yoksa neden okuduklarınızın puslu ve uyuşuk harfler olduğunu itiraf edeyim? Dedim ya bu akşam yalnızca kendim için yazıyorum.

Eh… Az çok şartları ve durumları belirlediğimize göre artık yazmaya başlayabilirim fakat unutmayın, yalnızca kendim için yazıyorum.

İnsan yaşlandıkça; özellikle otuz beşin ardına geçince beğenileri, tercihleri başkalaşıyor. Mesela baharı ve yazı seven biriyken her sonbaharda huysuzlanıp mutsuzlaşan; hatta mutlaka buna dair bir şeyler yazıp çizerken birazdan size sonbaharı öveceğim. Hem de hayatımda ilk defa.

Şimdi siz diyorsunuz ki: “E hani kendine yazıyordun?”

E ben kendime yazıyorum ama siz de okuyorsunuz, okumuyor musunuz?

Sonbaharı sevdiren hüznü değil bence, karanlığı… Karanlığının verdiği huzuru. Hüzün zannedilen huzur, sonbaharı bu kadar sevdiren. Soğuk değil ama sıcak da değil, tam kararında sonbahar. Belki de huzur bu kararındalıktan. (Evet, doğru; böyle bir kelime yok. Ben uydurdum. Çok yaratıcı olduğum söylenemez, biliyorum ama ben yaratıcı olduğumu iddia etmedim, yalnızca yazacağımı söyledim.)

Sonbahar gelince yalnızca kararmıyor ortalık, sessizleşiyor da. Bu sessizlik, sevdiren sonbaharı. İç sesin duyulur oluyor birden, kendini duymaya başlıyorsun. Kendini duymaya başlayınca insan, kendini de anlamaya başlıyor. Bu, işte o huzurun kaynağı; insanın kendisine mutlak bir şekilde, dikkat dağıtan hiçbir şey olmaksızın dönüp kendisiyle kucaklaşması. Sonbaharın, içeriye kafasını uzatıp yazdıklarıma bakması da zaten bu kucaklaşmanın görülmeye değerliği.

Bu güzel havanın tek hak ettiği kırmızı şarap olmamalı ki derinden derinden Thievery Corporation çalıyor, ilk albümü… Diyeceksiniz ki: “Müzik peki, bastırmaz mı iç sesini?”

“Müzik,” derim size, “Bir anahtardır; önemli olan kendinize giden yolun kapısındaki kilide uyup uymadığı.”

Ben bu akşam kendim için yazdım, kendim için içtim, kendim için dinledim ve kendim için kendime dönüp sarıldım. Bu anın muhteşemliği, sonbaharı pencereden kafasını uzatıp içeri baktıran. Sadece bu anın muhteşemliği. Bu anın, şimdinin…

İlker Eroğlu

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...