Sefil Adam

Gece Gündüz
A A

Sefil Adam

İstanbul’da, bir sahil kenarında; sabahın ilk Güneş ışıkları, yoksul bir adamın yüzüne vuruyordu. Göz kapakları, bu sıcağa karşı hemen açıldı. Adam, şaşkınlık içinde yattığı yerden doğruldu; etrafına bakındı ve daha çok bakındı. Sanki birisini arar gibi bir hâli vardı… Sonra, buraya nasıl geldiğini düşündü. Kim olduğuna bir bakmak isterken tırnak aralarında biriken kirleri fark etti. Yüzünde kendinden iğrenen bir ifade belirdi. Ve ardından pantolon ve gömleğine baktı. Toprağın tozları ile karıncalar vardı. Kendi kendine: “Hiç öyle rol yapmayayım; burada yıllardır sefillik içinde olan benim…” dedi.

Tam da bu sırada, hemen arkasında yoldan geçen bir araba, havalimanına yetişmek için hızlı gidiyordu. Bu yüzden, adamın üzerine doğru çamurlu su sıçradı. Adam, ne kadar ayağa kalkıp sinirlense de araba çoktan uzaklaşmıştı. Etrafında, onun öfkesini görebilecek kimse yoktu. Biraz söylendikten sonra, kaşları çatık bir şekilde çimenlerin üzerine bağdaş kurup oturdu. Oturur oturmaz ise yanında birkaç kitabın olduğunu fark etti. Onlardan birinde bir karıncanın, sayfa arasında can çekiştiğini gördü. Hemen onu kurtardı ve sayfasını açarak şöyle dedi: “Bakalım karınca kardeş, hangi sayfayı okuyordun…”

Elli dördüncü sayfaydı bu. Adam sesli şekilde okumaya başladı:

“Bir garip denizciyim, uzun yolculuklara çıkan. Upuzun yolculuklarda özleyeni olmayan…

Dümen başında yapayalnız hayaller kuran ve hayallerine bile yalnızlık bulaştıran…

Her sabah Güneşle dost olan yine benim! Limanlarda, yani uğradığım şehirlerde Güneş, kimsenin umurunda olmadı! Bir telaş var ki orada; durup da ona değil, birbirlerine dahi gülümseyecek vakit bulamıyorlar!

Benim gibi safları, şehirde bir tutam insan olarak kalmışlar; azınlıktalar… Çoğunluğun, birbirlerine yaptıkları kötülükleri görüyorum; şehir üzerime yıkılacak ve altında kalacakmış gibi hissediyorum!

Oysaki onlara, Güneşe benim kadar nasıl sevdalı olunur, utanmadan gösterirdim! Onlara, çiçeklerin insanlarla konuşmasının, tümüyle gerçek olduğunu gösterirdim…

Lakin yine bir başka şehirden, onlara istediğim hiçbir şeyi anlatamadan ayrılıyorum. Giderken bu beton şehre ve ölü, beton insancıklara son kez bakıyorum… Zaten deniz, beni bekler!”

Açtığı sayfanın son sözcükleri böyle bitiyordu. Adam, kitaba gömülü kafasını sahile bakmak için kaldırdı. Bir gemi gördü; sonra, kitabın ön kapağında yazarın kim olduğuna baktı. Arka kapakta ise karşıda gördüğü gemi ile aynı şekilde bir gemi olduğunu gördü. Heyecanla, “Durun bakalım; bu, sakın o olmasın?” dedi.

Gemi, yaklaştıkça yaklaşıyordu kıyaya. Adam, ayağa kalktı ve üstündeki tozlar ve böceklerle birlikte ona doğru yürüdü. Bir kayaya oturdu. Karşılaşacakları zaman ona nasıl hitap edeceğini ve ne diyeceğini düşündü.

“Merhaba, ben Sefil Adam. Sizin hissettiklerinizin tıpkısı bende de var. Bırakın denizci olmamı, yüzmeyi bile bilmem ki ben! Sizin gibi kaçamam suratsız şehirden!” diye konuşacağı cümleler için hazırlık yaptı.

Sonra gözlerini, yeni uyanmışlığın verdiği sersemlikle ovdu. Gözlerini açtığındaysa, o gemiyi tekrar göremedi. Baktı denizin her tarafına. Arkasını dönüp çimenlere bile baktı… Hiçbir yerde yoktu. Eline baktı, okuduğu kitap da hâlâ elindeydi.

Gömleğindeki içki kokusunu kokladı: “Ah, bunlar hep içkiden oluyor!” dedi. Tekrar uyuma isteği, tüm vücudunu sardı. Esneyerek çimenlere, eski yerine doğru sendeleyerek yürüdü; boyunca serdiği kartona uzandı ve oracıkta, denizcinin yalnızlığını düşündü. Derin bir nefes aldı ve uykuya daldı.

Hilal Okur

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...