Ay Işığı

Gece Gündüz
A A

Ay Işığı

Duygular Konseyi, topluma uyum sağlayamadıklarından ötürü şikâyet edilen, hislerine düşkün bazı düş insanlarını yargılamak için ayda bir kez toplanan bir konseydi… Haklarında yakalama emri çıkartılan bu kişileri; teker teker beklenmedikleri bir anda bulur, külüstür bir araba ile yanlarına yaklaşır, zorla arabaya alır ve amansız yollardan geçip şehrin haberi olmadan, orman denebilecek bir yerde yargılarlardı.

İstisnasız her yargılanacak kişi, arabaya binmeden önce direnirdi! Kimisi açık havada hararetle metin yazarken yakalanır ve orada yargıçla kavga eder, birkaç sayfalık eseri uçar giderdi… Kimisi bir bankta yakalanırdı; elindeki kitabın karakteri için gözyaşı dökerken yargıçlar tarafından arabaya alındığı sırada o gözyaşı coşku olur, çığlığa dönüşürdü! Kimisi şiir yazma becerisine yoksunluğundan yakınıp gece gözüne uyku girmezken yakalandığında, yargıcın suratına eline ne gelirse fırlatırdı; fakat bu öfke, hiçbir şekilde isabet edemiyordu. Edemezdi… Bu insanlar, göremedikleri bir şeye nasıl şiddet uygulayabilirlerdi ki!

Bu yargıç, onları konseye götürmek için bir kara bulutun içinden çıkar ve bir duman görünümünde sokağa inerdi. Ve orada saptadığı kişiye sinsice yaklaşır, gövdesini nefes alamayacağı şekilde sarardı! Buna dayanamayıp önce hepsi oldukları yere yığılır, sonra da savunmaya kalkarlardı; ardından kendilerini külüstür bir arabanın içinde bulmak kaçınılmazdı! Bindiklerinde hâlâ çıkmak için uğraşan kişilerin, etrafa savurdukları yumruklardan elleri kanardı; bu akan kanlar ile arabanın rengi, canlı bir kırmızı renge bürünürdü.

Ormanın derinliklerindeki bu konsey, birçok yargıçtan oluşuyordu. Orada hepsi, istediği görevden sorumlu olabiliyordu.

Yargıçlardan biri kürsüde, yeni gelen bir şikâyeti tüm konseye okumaya başladı:

“Sayın çok üstün makam; metinde bahsi geçen kişi benim kiracımdır. Her gece bizim eve gelir ve çocuklarımıza kendi yazdığı masalları okur. En büyük hayali masal kitabı çıkarmakmış! Bizim dört aydır kiramızı ödemedi. Aşağıda tüm apartmanın toplu imzası bulunmaktadır. Dışarıda ve evde ne zaman görsem gülümsüyor. Bu durumdan rahatsız oluyorum. Aşağıda ev ve işyeri, hatta -bulmanız kolay olsun diye- sık sık gittiği kitapçının da adresini ilginize sunarım. Bu taleple ilgili gerekenin ivedilikle yapılmasını arz ederim.”

Kürsüde okuması biten yargıç, etrafa şöyle bir göz gezdirdi. Herkes yeni bir iş için çok heyecanlı görünüyordu. Fakat kürsüdeki yargıç, tereddüt ettiğini gizleyerek düşünüyordu: “Acaba, masal ne demek?” Hayatında daha önce hiç duymamıştı. Sonra endişelendi: “Bu kişiyi huzuruma çağırıp yargıladığımda, masalın tanımını bilmiyorum diye utanç verici bir duruma düşeceğim!”

Daha sonra bir diğer yargıç, gözleri fal taşı gibi açılmış hâlde karşıdan ona seslendi: “Ben bulutlara haber saldım; hedefteki kişi de birkaç saate burada olur!”

Bir başka yargıç da ellerini ovuyordu; “Baktım, benzin depomuz dolu; arabayı da ben kullanayım!” dedi. Kürsüdeki yargıç telaşlanarak ve sesinin titrediğinin farkına varmadan, “Yok, ben kullanacağım. Nasıl yapıyorduk?” dedi.

“Tamam, sen acemisin; beni iyi dinle şimdi! Önce araba ile bulunduğu sokağa gidiyorsun. Sonra tepende beliren kara bulutun bir parçası olarak, koyu gri dumanın ile kişinin nefesini kesecek kadar sırtını ve göğsünü sarmalıyorsun. Yere düştüğünde, tekrar yargıç hâline bürünüp onu arabaya bindiriyorsun. Onu buraya getirdiğinde, masal yazmaktan vazgeçmesi gerektiğini söyleyeceğiz. Masala olan tutkusu geçene kadar bu konseyden dışarıya adımını atmayacak. Buna kalkışacaktır; işte o zaman ona, ilk yaptığın gibi kara buluttan tattıracağız… Haydi, sen çık şimdi, getir buraya! Dilim damağım kurudu! Şimdiden bu hedefe aç hissediyorum!” dedi diğer yargıç.

Kürsüden inen yargıç ise arabaya atladığı gibi adresi buldu. Bilmediği bir şeyin üzerine gitmekten korkuyordu. Gittiği evde bulamayınca onu, büyükçe bir parkın yanından geçerken çimenlerin üzerinde uzanmış kitap okur hâlde gördü. Acemi yargıç, arabadan inip usulca yanına yaklaştı. Göz göze geldiklerinde yargıç, onun gözlerini yemyeşil bir fidana benzetmekten kendini alıkoyamadı. Önce “Merhaba!” diyerek selam verdi ve hedefteki kişi, onu sakinlik içinde yanıtladı. Yargıç, onun içtenliğine güvenerek hemen “Baksana, masal neye denir?” diye sordu.

“Masal, geceleri Ay ışığının pencereden masadaki defterime yansıması ve bundan doğaüstü öyküler çıkarmasıdır…” dedi kibar bir ses tonu ile.

Yargıç, gözlerinde Ay ışığı parıltısı olan bu kişiye teşekkür etti. İçinden kendini suçladı, yutkunamadı. Biliyordu ki konseye gittiklerinde bu parıltı tümüyle sönecekti. Ona, buradan uzaklaşması gerektiğini ve çok uzak diyarlarda bir masal karakteri gibi mutlu olacağı bir hayatın mümkün olduğunu söyledi.

“Sen, çok hoş birine benziyorsun. Belki o bahsettiğin diyarlara beni sen götürebilirsin…” diye yanıtladı genç kız. Sonra yargıcın uzattığı eli tutarak ayağa kalktı. Birlikte gözlerini kapattılar; yine birlikte bulutlara yükseldiler! Tüm gün boyunca beyaz bulutun üzerinde, Dünyanın birçok yerini izleyerek kendilerine, yeryüzünden yaşanılası küçük bir yer seçmek istediler…

“Görmediğimiz yer kalmadı. Sen en çok nereyi beğendin?” diye sordu yargıç. Genç kız, “Hiçbir yeri! Buradayken Ay ışığına daha çok yakınız. Bu çok heyecanlı idi benim için. Ben sadece Ay ışığına yakın olmayı sevdim diyebilirim…” diye yanıt verdi.

Yargıç, mahcup görünümü ile “Pekâlâ, anlaşıldı; burada kalıyoruz. Ben, bulutlar üzerinde senin sesinden bir sürü masal dinleyeceğim ve sen de her gece burada, Ay ışığı ile masallar biriktireceksin!”

Genç kız ise şöyle dedi: “Burada inanılmaz mutluyum, büyülenmiş hissediyorum! Bulutların üzerindeyim ya; nasıl derler? Tıpkı masallardaki gibi! Ve ilk masalıma Ay ışığını konu edinerek başlıyorum!”

Hilal Okur

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...