İnsanın Kendi Karanlığı

Gece Gündüz
A A

Ellerini cebine sokmuş, karanlık bir gecede kaldırımda yürüyordu. Dükkânlar kapalı olmasına rağmen, üstlerindeki hayata küsmüş neon ışıklar, soluk birer mum alevi gibiydiler. Kimisi bir yanıp bir sönüyordu. Kendisi gibi.

Saçları, hafif esinti sebebiyle dalgalanıyordu. Ne kendisiyle ne hayatla ne de insanlarla anlaşabiliyordu. Şimdiye dek arkasından konuşulan, hakaret edilen, küçük düşürülüp rencide edilen, dayak yiyen kişi hep o olmuştu. Bu senaryosuz hayat oyununda ona, böyle bir rol bahşedilmişti dünyalılar tarafından.

Sokaktan bir tek araba dahi geçmiyordu. Ay, onu izliyordu. Bir türlü gözlerini üzerinden çekmiyordu, sanki o anda dışarıda yalnızca o vardı. Kızmaya başladı, Ay’ı yok etmek istedi. Bu şehrin daha da karanlık olmasını, hatta tüm yaşayanların o an camlarından dışarı fışkıran bütün ışıkları söndürmelerini istedi. Ama bir şeyin olması için istemek yeterli değildi. Bu dünyaya gelmeden önce, nasılsa herkes dokuz ay boyunca karanlığa alışıyordu. Bir anda aydınlığa -gerçek olmayan, floresan ve suni bir aydınlığa- gelince bu küçük insanlar gözlerini kapıyordu. Etrafa açık gözlerle bakamıyordu. Karanlığa dönmek istiyorlardı lakin artık çok geçti.

Bu yapay aydınlığa alışana kadar, hep bir isyan içindeydi insan. Kimisi çabuk alıştı bu aydınlığa. Kendini daldırdı. Fark etmedi gerçek aydınlığı ve karanlığı. Bazıları ise hep yabancıydı. Karanlığı istediği her an isyan etti ve ağladı. Sarıldı, alışamadığı bu yalancı aydınlığın bir parçası olan kendi karanlığına. Karanlığın içindeki bir başka karanlığı emip kendine katmayı denedi birçok defa. Olmadı. Olmayacağını anladı. Karanlığı içine sokamayınca kendisi, başka karanlıkların içinde yaşamak istedi. Onu da yapamadı. Çünkü ışıklar gözlerini alıyordu; sanki bu suni aydınlıklar, tenine değdiği her an onu daha da çok parçalıyordu. Işıklar, insanın düşünmesini engelliyordu. Kendi benlikleri içindeki kaosu değil, dünyadaki maddeleri gösteriyordu insanlara. Sözde aydınlatıyordu dünyayı. Hayır. Dünyayı asıl aydınlatacak olan karanlıklardı.

“Ama o zaman da benliğimi, buz kütleleri içinde bile eritmeyi başarabilen defterimi göremem.” diye düşündü. Sonra aniden, “O zaman ben de karanlıkta yazabilmek için gerçek aydınlığa ulaşmış cümleleri yazarım!” diye mırıldandı.

Onu bunu bırakın. Işıkları kapatın ve doğmadan önceki karanlığınıza dönün…

Hanım Zeliha Göksu

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...