Adsızlık

Gece Gündüz
A A

Adsızlık

Merhaba.

Ben, yirmi üç yaşında sıradan bir erkeğim. Tutkuları olan… Size söyleyecek bir adım yok; aslında henüz onu hak etmedim. Yaşadığım yerde insanları derinden sarsan bir kahramanlığınız, bölgedekilerin işlerini kolaylaştıracak önemli bir keşfiniz, büyük bir icadınız ya da onların ruhunu besleyen şiirleriniz, hikâyeleriniz, bir hizmetiniz yoksa henüz bir ada sahip olmayı hak etmiyorsunuz demektir. Burada herkes bir süre adsız yaşar; bazıları çok kısa bir süre sonra adını kazanmayı hak eder, bazıları ise ölene dek bir ada sahip olamazlar; onları işaret eden bir adı hak etmemiş olmanın saklı utancıyla, adsızlar mezarlığına defnedilirler.

Bereket Amca, bana buradan çok uzaklarda, insanların doğar doğmaz isimlendirildiğini söyledi; o ismi hak etmek için hiçbir çaba sarf etmeden. Bu, oldukça garip bir fikirdi. Beni böyle bir mektup yazmaya yönelten şey de bu fikrin ta kendisiydi. Doğar doğmaz “Barış” adının verildiği bir çocuk, büyüdüğünde savaşın ve karanlığın sembolüne dönüşebilirdi ya da Barış adını zaten elde etmiş olmanın ağırlığıyla, barışa hizmet etmek konusunda çok da özverili olmayabilirdi. Peki ya adının dışında bir yaşama sahip olsaydı? Adları, sadece insanları birbirinden ayırmaya yarayan kelimelere alçaltmış olmak, onlara ihanet değil miydi? Bu durumda ne olacaktı? Bu nedenle ilk duyduğum andan itibaren toplum düzeni için bir tehdit, bir tür kargaşa sebebi olarak gördüm bunu. Belki merak edersiniz diye söylüyorum: Bereket Amca’ya “Bereket” isminin verilmesinin sebebi, tarlalara kolayca su ulaştıran yöntemi bulmasından ve bizleri, elde edilen mahsuller konusunda kötü sürprizlerden uzak tutmasından geliyor.

Bana gelince… Ben, neredeyse her akşam meydanda gösterisi olan çadır tiyatrosunun metinlerini yazıyorum. Bölge halkı yazdıklarımı çok sevdi; bu nedenle adsızlığımın son günlerini yaşadığım söylenilebilir. Adlandırılmam her ne kadar yazar oluşumla ilgili olacaksa da tam olarak nasıl bir ada kavuşacağımı bilmiyorum. Bir dakika… Eğer burada, birisinin artık bir ada sahip olması gerektiği hükmünü veren ve onun adını belirleyen bir tür resmi kurul gibi bir şey hayal ediyorsanız doğru değil bu, vazgeçin. Aslında sahip olacağınız adı, etrafınızda oluşturduğunuz o çemberin büyüsü belirliyor. Birikimlerinizden, insanlara hissettirdiğiniz şeylerden türeyen, harekete geçeceği anı içten içe bilen doğaç bir adlandırılma bu…

Bu yazdıklarım, sizin gibi adını hiçbir çaba sarf etmeden kazanan insanların eline geçtiğinde, sizlerin asıl merak edeceği şeyi tahmin etmiyor değilim. Nasıl çağırılıyoruz? Sizin gözünüzden bakmaya çalıştığımda işler biraz tuhaflaşıyor, kabul ediyorum. Bir usta adsız, çırağına nasıl sesleniyor, bilmek istiyorsunuz. Bizi adlandırılmanın, bir tür kazanım olduğu fikrine iten şey de bu. Tahmin etmek zor değil; usta, çoğunlukla kişi zamirlerini kullanıyor. Bir çırağı için “Sen.” diyor, diğeri için “O.” Bazen “Hey!” gibi ünlemler de çıkıyor ağzından, bazen ise sinirlendiğinde “Adsız!” diye sesleniyor –ki bu aynı zamanda büyük bir küfürdür- ve bazen de onlara dokunmayı tercih ediyor; evet, dokunmayı da öğreniyoruz. İletişim için vazgeçilmez bir öge olan adın olmaması, iletişim kanalındaki alışverişi zora soksa da herkesin farkında olduğu bu durum, bir süre sonra adlandırılma gerekliliğini kendiliğinden doğuruyor. Bölgedekiler, bilgisi ve deneyimiyle fark yaratan birisinden bahsederken ya da ona seslenirken onun, artık bir ada ihtiyaç duyduğunu güçlü bir biçimde seziyorlar. Bunun dışında, kendi içerisinde örgütlenip üye olmak isteyenleri el altından kaydeden yasadışı gruplar da yok değil tabii. Bu tür gruplar, üyelerine istedikleri adları bir çırpıda veriyor ve artık kendi aralarında o kişiye, o adla sesleniyorlar. Fakat arkadaşlarının adlarını ortalık yerde ağızlarından kaçırmaları neticesinde cezaya çarptırılıyor, adsızlık süreleri uzatılıyor.

Her ne olursa olsun, burada insanların bir isme sahip olmak için verdikleri çabayı görmenizi öyle isterdim ki. Öğrenme ve öğretme arzusuna sarılı tertemiz öğrenciler, yaşamını adayacağı sanatı arayan heyecanlı gençler, yaşamları değiştirme yolunda bir tek dalı budamanın öneminin bile farkında olan ince yürekler, sahip olacağı adı düşleyerek geleceğini inşa etmek isteyen toy bakışlar… Bütün bunları görmenizi isterdim, hepsini.

Bu mektubu yazdıktan sonra, adını doğduğunda direkt elde etmiş birilerinin eline geçmesi umuduyla bir şişeye koyarak denize bırakacağım. Eğer gerçekten varsanız bu satırları okumanızı ve bir yerlerde olduğumuzu bilmeniz için… Adsızlığın yükünü tanımanız için… Kazanılmamış adlarla yaşama devam etmek, bir hediye midir yoksa bir lanet mi, karar vermeniz için…

Hoşça kalın.

Halil

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...