Abluka

Gece Gündüz
A A

Abluka

Adam masadaydı. Dirseklerini dayadığı bu yuvarlak cam masa daha oluşunu ortaya sermeden bir başka adam geldi. Masa tedirgindi. Birincil ihtiyacın daima “Ayırt etmek” olduğunu, kimliğini bir başkasına uzatırken takındığı o yarı görünürlükle aklından geçirdi. Adamları birbirinden ayırt etmek ihtiyacıyla zeminden gövdesini doğrultmaya çalıştı ki tam bu sırada üçüncü bir adam çıkıp geldi. Masa “Biliyor olmanın” hararetiyle gizlice dönmeye başladı. “Kesintisizlik herkesi ürkütür.” dedi adamlardan biri bakışlarını iyice koyulaştırarak. Masa buz kesilmişti. “Durağanlık da…” diye ekledi bir başka adam. Ve üçüncüsü konuşmak için acele etmedi, tükenmiş bir hasta gibi kendini masaya bıraktı önce. Masanın masa kılınışındaki gizi arttırdığı bir sessizlikti, tok bir kumaş sesi duyuldu, sonra ince bir hapşırık, perdeye bir perde daha eklendi. Bu, aklın ilk gizlenişiydi. Üçüncü adam “Beni bilmeyen şey beni ürkütmez.” dedi geçici bir sarhoşlukla ve aynı anda bir yumruk geçirdi masaya. Bu yumruk masanın hacminin çok ötesinde, bilmenin en arka planında yatan bir çarkı çalıştırmış ve masa kendinden olmayan bir cesaretin şişkinliğiyle kıpırdanmıştı. Aslında bu an, masanın dilediği her şeyi gerçekleştirebileceği bir andı. İsteseydi bu ablukadan bile sıyrılabilirdi. Fakat o nedensiz bir öncelikle adamları isimlendirmeyi seçti. İlk adam Sabah, ikincisi Akşam ve üçüncüsü ise Öğle isimlerini aldıklarında isimlendirilmenin renksiz ağırlığında eril bir uykunun içerisinde olacaklardı. Ta ki Akşam’ın masayı titreten bağırışına dek…

“Bu boş.” diye bağırdı Akşam. “Bir masa ancak üzerinde bir şey taşıyarak masalığını kanıtlar oysa bunun üzerinde hiçbir şey yok!” Sabah ve Öğle gömülü bir gerçeği fark edercesine masaya doğru eğildiler. Masa gizli dönüşünü şiddetlendirdi. “Doğru.” dedi Sabah, “O halde sahte bir masa ancak tuzla buz olmayı hak eder.” “Kesinlikle öyle!” diye atıldı Akşam fakat Öğle, gürültüyle ayağa kalktı. Bu noktada masanın dengesi eksiliyor ve oluşsal sancılar çekiyorsa da, bir diğer yandan bu ablukanın son bulacağı ana dek gereken gücü doğru bir sıraya dizmenin uğraşını veriyordu. “Şimdi anlayacağız.” dedi Sabah ve metal kol saatini bileğinden çıkararak masanın üzerine koydu. Masa öylesine terlemişti ki kol saati bu görünmez terin üzerinden kayarak yere düştü. Sabah işaret parmağıyla masayı göstererek “İşte!” dedi, “Görüyorsunuz, bu masa masalığı hak etmiyor!” Öğle’nin büyüyen öfkesi Sabah’ın sözünü kesmeye yetti. “Yanılıyorsunuz! Meyve vermeyen her ağacın odun olmayı hak ettiğini düşünen bir ormancının öfkesiyle dolmuşsunuz. Güzel kokmayan her bitkiyi bahçeden söküp atan bir bahçıvanın ruhu bu. Böyle bir bahçede dolaşmak anlamlı değil.” “Neler söylüyorsun Öğle.” diye atıldı Akşam. “Büyülenmişsin sen.” Sabah da aynı kanıda olmanın rahatlığıyla arkasına yaslandı. O esnada bir şey oldu, ne masa ne de bu üç adamın kavrayabildiği bir şey… Sabah ve Akşam kaybolmuş, yerineyse masayı çevreleyen beyaz kıyafetiyle gizemli bir kadın gelmişti. Bu, aklın ikinci gizlenişiydi. Öğle, irileşen gözleriyle masanın da merakını giderecek ilk varlığın ikinci varlığa sorduğu o daimi soruyu sordu. “Kimsin sen?” Kadına baktıkça yatıştığını hissediyordu. Öğle düşündü, ardından düşünmeyi ayıkladı, deliksiz düşününce bir avuç cümle kaldı elinde. Söylemedi, utandı. Kadının bakışları sessizliği niteliksizlikle suçlayınca konuşmaya devam etti. “Sabah ve Akşam, onlar neredeler?” Kadın sessizliğini bozdu. “Onlar aynı şeyi düşündüler. Aynı anda ve aynı şekilde… Bu onların birleşme sözleşmesiydi, isteyerek imzaladılar.” Kadın ayağa kalkarak masadan uzaklaşmaya başladı. Öğle’nin merakı halen diriydi. “Peki senin adın ne? Sen de masayı gerçek bir masa olmamakla suçlamayacak mısın?” Kadın durdu. “Adım Gece.” dedi. “Ve hayır, ben masayı terk etmek için geldim, abluka böyle başlar.” Masa dönüşünü hafifletmiş ve neredeyse durma noktasına gelmişti. Öğle, büyük bir heyecanla Gece’nin arkasından koşarak masadan uzaklaştı. Akşam’ı ve Sabah’ı isimlendiren masa, doğuşunu mümkün kıldığı Gece tarafından isimlendirilmişti artık. Masa tüm bu olanları düşünürken birdenbire durdu. Vücuduna değen bir fincanı hissetti önce, sonra yanına iyice yaklaşmış olan adamı. Fincan düşmedi. Bu, aklın üçüncü gizlenişiydi.

Halil

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...