Ağlamana Dayanamazdım

Gece Gündüz
A A

Ağlamana Dayanamazdım

tears-in-eyes-hd-wallpapers

 

Bölüm 1

Hiç dayanamadım ağlamana…
Dayanamazdım…
Hiçbir şey yokken ortada, birden başlayıverirdin ağlamaya…
Küçük bir tartışma sırasında, geçmişten bir şey geldiğinde aklına…
En çok da fotoğraflara bakarken…
Saçındaki ilk beyazı fark ettiğinde, nasıl da ağlamıştın: “Yaşlanıyorum galiba artık” demiştin. Oysa çok gençtin daha, başındaydın hayatın…
En fazla, anneni kaybettiğin gün ağlamıştın, günlerce, durmaksınız. Sağlığında iyi geçinemezdin onunla. Hatta kızardın ona, küçük görürdün onu. Okumadığı için, eğitimin ve işini babana duyduğu o sonsuz aşkın uğruna bir kenara bıraktığı için, babanın seni ve onu seneler önce terk etmesine izin verdiği için. Aslında ne iyi bir kadındı, nasıl da düşünürdü seni. Üzerine titrerdi hep. Hayattaki tek varlığı sendin çünkü ve de tek dayanağı.
Ve bir gün ansızın gidiverdi annen yanından. Bir gece uyudu ve hiç uyanmadı. Bir haziran günüydü, tam 45 sene önce. Bunu hiç düşünmemiştin, o gidince şok geçirdin sanki. Ağladın, saatlerce, günlerce ağladın.
Bir gün, ölümü sordun bana: Ne olacaktık ölünce? Gerçekten yaşam var mıydı ölümde sonra? Yani kitaplarda yazdığı gibi, birisi diriltecek miydi bizi? İnanmazdın sen bunlara, sıkı bir ateisttin çünkü. Bu yüzden ne çok tartışmıştık seninle en başlarda. Ama sonunda pes etmek zorunda bırakmıştın beni. Kendince haklı sebeplerin vardı ve ben de kabul etmesem de, bunlara saygı duymalıydım. Senin inançsızlığın bile güzeldi çünkü.
Hep ağlardın.
Ve ben ağlamana dayanamazdım…
Önce yüzünü buruştururdun, sonra dolmaya başlardı gözlerin ve birden koyuverirdin gözyaşlarını nerede olursan ol. Makyajın akardı, kıpkırmızı olurdu gözlerin ağlamaktan. Hızlı hızlı burnunu çekerdin ellerinle gözyaşlarını silerken.
Bu halini ne çok severdim bilsen…
Ağlamanı…
Buna dayanamasam bile severdim…
Ağlamayı hiç beceremediğim için belki…
Ya da belki, senin kadar cesur olamadığım için…
Ağlamak da bir cesarettir çünkü…
Ağlamanı severdim…
Ağlamana dayanamasam bile severdim…
Oysaki ben de ne çok isterdim ağlamayı…
Ama ağlayamazdım…
Küçükken, bir saka kuşum vardı ve bir tek o öldüğünde ağlamıştım hıçkıra hıçkıra. O zaman, annem bana kızmıştı ve susmamı istemişti. Çünkü ben erkektim, çünkü yaşları ne olursa olsun erkekler ağlamazdı. Çaresiz susmuştum ve hiç ağlamadım sonra…
Ağlamanı severdim, ama gülüşün de öylesine güzeldi ki…
Öylesine güzel gülerdin ki…
Çevrendeki herkes de gülerdi seninle…
Gülünce gamzelerin belirginleşirdi iyice ve daha da güzelleşirdi yüzün. Hele gözlerin yok mu? Gülmeye başlayınca nasıl da pırıl pırıl parlardı…
Gülmeyi severdin, ağladığın zamanlar güldüklerinden fazla olsa da severdin..
Dakikalarca güldüğün olurdu kahkahalarla. Herkes şaşırırdı buna ve ne olduğunu anlamadan, sırf sen gülüyorsun diye gülerlerdi.
Espri anlayışlarımız çok farklıydı seninle. Sen absürt şeylerden hoşlanır ve bunlara katıla katıla gülerdin. Bir gün hiç unutmuyorum, bir fıkra öğrenmiştin bir yerden. Yanıma koşa koşa gelip “Bu fıkrayı sana anlatmazsam ölürüm” demiştin. Hayatımda duyduğum en saçma sapan, en anlamsız fıkraydı. Anlatırken devamlı gülüyordun ve ben, sırf sen gülüyorsun diye anlamadan, hoşlanmadan seninle gülmeye başlamıştım. O gün saatlerce gülmüştük, gözlerimizden yaşlar gelmiş, kasıklarımıza ağrılar girmişti…
Ağlamana dayanamazdım ama…
Gülmene bayılırdım…
Öylesine güzel gülerdin ki…
Gülmek öylesine yakışırdı ki sana…

 

Bölüm 2

“Amma çok soru soruyorsun be çocuk!”
Kızınca hep karşındakine “Çocuk” derdin. Sana arka arkaya ahiret soruları sorulmasından hoşlanmazdın çünkü. Benim o gün –bana hayatımın en kötü, en uğursuz anlarını yaşatan o sıcak haziran günü- yaptığım gibi.
Sabah 10 civarı buluştuk seninle. Eline bir bavul vardı. Daha önceden Büyükada’da piknik yapmayı planlamıştık. Bavulu elinde görünce sordum:
-Piknik için fazla değil mi bunlar? Orada yatıya mı kalacağız yoksa?
-Gidiyorum ben!
-Gidiyor musun, nereye?
-Balıkesir’de yaşayan bir teyzem var benim, yanına çağırdı beni. Bir süre onlarda kalacağım.
-Balıkesir’de yaşayan bir teyze mi? Bu da nereden çıktı? Hani yaşayan bir akraban yoktu senin?
-Ben de yeni öğrendim, sağlığında görüşmezlermiş annemle. Bir şekilde öldüğünü öğrenmiş annemin, adresimi bulmuş uzun arayışlardan sonra. Bir mektup gönderdi bana, telefonunu vermiş. Aradım geçenlerde, “Ne olur” gel dedi, kıramadım.
-Şimdi mi gidiyorsun?
-Evet, otobüs saat 12:00’da kalkacak. Ancak giderim.
-Ne zaman geleceksin peki?
-Bilmem ki. Belki birkaç gün, birkaç hafta, birkaç ay. Hem sana ne benim orada ne kadar kalacağımdan?
-Bana ne demek? Söylesene bana sen, ne biçim bir teyze ki bu, yıllar sonra ortaya çıkıp seni görmek istiyor?
-Amma çok soru soruyorsun be çocuk! Yeter artık, ben gidiyorum!
-Bari otogara kadar bırakayım seni, olmaz mı?
-Bırakmak mı? Neyle bırakacaksın, son model arabanla mı? Şuradan bir taksi çevirir giderim ben.
-Bu kadar kırıcı olmak zorunda değilsin, öyle değil mi?
-Affet beni Seni böyle kırmak istemezdim. Öyle gerginim ki, ne olur anla beni, lütfen! Gelince her şeyi anlatırım sana, tamam mı?
-Tamam, çabuk gel ama!
-Geleceğim, söz! Otobüsten iner inmez arayacağım seni. Hem de sana en güzel hediyeleri getireceğim oradan.
Bir taksi çevirdik yoldan, sıkıca sarıldın bana. Ağlamaya başladık ikimiz de.
-Ağlama ne olur! Hadi hoşça kal!
-Güle güle! İner inmez ara beni!
-Arayacağım, söz!
Taksiye bindin ve gözden kayboluncaya kadar el salladın bana ağlayarak…
Hayatımda ilk kez bu kadar ağlamak gelmişti içimden ve hayatımda ilk kez bu kadar ağlamıştım o haberi aldıktan sonra…
Gece 23:00 civarı acı acı çalan bir telefon sesi uyandırdı beni. Senden ayrıldıktan sonra birkaç saat dolaşmış ve eve gelmiştim. Üzüntüden ve yorgunluktan uyuya kalmıştım o saate kadar. Hemen kalkıp telefonu açtım. Arayan C’ydi, o da iyi bir dostumuzdu. Sesi üzgün geliyordu ve ağlıyordu. Kötü bir şeyler olduğunu anlamıştım. Tanrım! Yoksa korktuğum başıma mı gelecekti?
-Ne oldu?
-O, ölmüş!
-Ölmüş mü, ama nasıl?
-Otobüsü şarampole yuvarlanmış. Onunla birlikte en az 10 ölü varmış.
Dondum kaldım. Telefonu kapattıktan sonra öylece durdum hiçbir şey düşünmeden ve hıçkırıklarla ağlamaya başladım.
İnanmak mümkün değildi, inanamadım.
Ölüm seni ellerimden almıştı, öyle mi?
Ağladım, saatlerce, durmaksızın ağladım…
Ertesi gün cenazeni ben aldım morgdan Teyzen olduğunu söylediğin kadın da oradaydı. Keşke görseydin, sana ve annene o kadar benziyordu ki. Ayakta zor duruyordu. Camide bulunan birkaç kişiyle kıldık cenaze namazını. Hep beraber taşıdık tabutunu omuzlarımızda, seni ben indirdim mezarına. Bembeyaz kefenini açmak ve yüzünü görmek geldi içimden, ama kefenine kan bulaşmıştı. Cesaret edemedim bu yüzden. Mezarından çıktım ve ilk toprağı ben attım yüzüne. Baş ucunda ilk duanı ben okudum…
Belki yarın öleceğiz,
Belki az sonra.
Belki yirmi yıl daha sürecek ömrümüz,
Belki 40 yıl, 60 yıl.
Belki yalnız,
Belki bir sevenin yanında öleceğiz.
Ölmek için gelmişiz bu dünyaya,
Ölmek için yaşıyoruz öyleyse.
Ağlamak ve gülmek ölmek içinse, ne fark eder
Ha yarın ölmüşüm,
Ha az sonra?
Ha 20 yıl daha sürecekmiş ömrüm,
Ha 40 yıl, ha 60 yıl.
Yalnız olmayayım yeter!
Yalnız ölmek istemiyorum çünkü!
Sen yazmıştın bu şiiri. Annenin öldüğü gece, bana ölüm hakkında sorular sormaya başladığın gece. Hayatında yazdığın ilk ve tek şiirdi bu…
Yalnız başınayken ölmüştün.
Kimse yoktu yanında sevdiklerinden…
Ben yoktum, yalnızdın…
Korktun mu ölümden, peki ağladın mı?
Peki ya gülmek geldi mi içinden?

 

Bölüm 3

Tam 2 yıl geçti ölümünün üzerinden.
Ağlamana dayanamazdım, ama severdim…
Her şeye ağlardın çünkü…
Gülmeni de severdim…
Gülünce herkesi güldürürdün çünkü.
Ben, gülmeyi ve ağlamayı bilmezken
Hiç kimse öğretmemişken bana bu duygu yansımalarını,
Sen öğretmiştin bana bunları…
Küçükken, bir tek saka kuşum öldüğünde ağlamıştım, annem kızmıştı. Doyasıya gülemezdim de küçükken. Ağlamak ve gülmek bana yasaktı çünkü…
Bugün, dilediğimce gülüp ağlıyorum.
Çünkü seni aklımdan çıkaramıyorum.
Seni düşününce, ilk önce saatlerce ağlıyorum hıçkırıklarla…
Sonra, yine seni düşünüyorum.
Bana anlattığın, ama benim anlamadığım ve sevmediğim o fıkraları hatırlamaya çalışıyorum ve kahkahalarla gülüyorum.
Sesin kulaklarımda çınlıyor…
Hayalin gözlerimden gitmiyor.
Ağlamana dayanamazdım, ama severdim.
Gülmeni de severdim…
Şimdi ben sana gülüyor, sana ağlıyorum.
Seninle gülüyor, seninle ağlıyorum.
Hem ağlamanı, hem ağlamamı seviyorum…
Hem gülmeni, hem gülmemi seviyorum…
Ve seni çok özlüyorum…

Hakan Şevket Telkes

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...