Günümüz Çağında Sosyoloji ve Geçmiş Devinimler

Gece Gündüz
A A

Günümüz Çağında Sosyoloji ve Geçmiş Devinimler

Sosyolojinin, psikoloji ve antropoloji arasına sıkışıp kalmış bir bilim dalı olduğunu Trevanian bize çok uzun yıllar önce söylemişti. Peki, sosyoloji genel hatları ile yalnızca toplum bilimi miydi?

Geride kalan zamanda isteyen her bir bireyi insanlık tarihinin en başına kadar götürebileceğine halde, maksimum 18. Yüzyılın ortalarına kadar uzatılabilen bir olguyu barındıran bu bilim dalı, 18. Yüzyıl öncesine dair her türlü toplum bilimi çıkarımları geçmişe dönük çıkarımlardır. Ve bu durumda insanlar ister istemez ilgili çağın paradigmaları ile geçmişe analiz etme hatasına düşüyor. Ya da düşme tehlikesi yaşamak zorunda kalıyor, hatta düşüyor. Dikkat, kaymayın!

Eğer bir örnek gerekli ise -ki gerekli olduğunu düşünüp- derhal bir örnek vererek; kafamda bir soru işareti, asılı kalan soru işaretlerini ortalık yere fırlatmak ve belki birilerinin de bu soru işaretime ortak olmasını istiyor olabilirim. Örneğin; Fransız Devrimi ile ortaya çıkan tüm o değerler, ekoller ve düşünce kalıplarını da yanımıza alıp Büyük Roma İmparatorluğu’nu değerlendirecek olur isek; tam olarak bu boşluğa düşmüş oluruz. En tehlikelisi ise, bahse değer konu değerler o derece kalıplaşmış ve katılaşmış şeyler ki; bu kronolojiyi kullanan birey sorgulama ihtiyacı dahi hissetmiyor. Ki öğretilmeye çalışılan tüm o öğretiler bunu bireye hissettirmiyor da. İşin garibi de o!

Oysa insanlığın bugün onlarsız düşünemediğimiz tüm o belirgin kalıplara ulaşması için yüzyıllar boyunca süregelmiş maceralar içerebiliyor da. Çünkü tarih, elbette ki en genel ve kuşatıcı ilkeleri arama telaşı bulunan sosyolojinin çalışma alanı olacak, ama evrensel ve zaman ötesi ilkelerini belirleyip onlar ile çalışabiliyor olmak göründüğü kadar basit bir şey de değildir zannımca.

Durkheim tarafınca ilk sosyoloji bölümü kurulmuştu. Ve Durkheim demiş iken, bunun dışında elbette sosyolog olmasalar da Marx ve Weber de Durkheim ile birlikte kurucu üstatları olarak bilinirler, ama benzeri felsefe, tarih gibi bölümler ile birlikte revize edilmesi gereken bir disiplin olduğuna şüphesiz inanırız. Ve Marksizm’in Marx ile başlayarak, Post-Marksist’ler ile bittiğini de söylemeden edemiyorum. Ve kimin ne yaptığı aleni bir şekilde belirli gibi ama yine de en azından ve hiç yoktan cehalet yayılmamalıdır.

Ve gerekliliği tartışılır. Ki tartışmaların da ucu açıktır. Bir diğer yandan bakılır ise de; öyle olmak zorunda değil tabii ki ama tutturdunuz “Dünya çapında bir sosyolog olacağım!” dediniz. İşte o zaman öğrenin. Ne bir ne de iki. Alabildiğiniz kadar ders alın. Ekonometri alın. Correlation nedir merak edin. Data nasıl yorumlanmaktadır, bunu öğrenin. Yoksa çağın içerisinde, çağın gerisinde kalır, üretim yapamazsınız. Emekler boşa gider ve korkarım ki su verilmeyen çiçekler gibi kurur, kalırsınız. Benden söylemesi.

Ki bireye en büyük faydası görünene çok daha farklı açılardan bakabilme, şartları ve sonuçlarını bir süzgeçten geçirip, çok yönlü olarak anlayabilme yetisi kazandırmak olan bu uçsuz bucaksız bilim dalının hak ettiği değere sözümüz yok. Ama düşünen, araştıran, öğrenen, öğreten ve asla öğrenmekten erinmeyen bireylerin günümüz şartlarında tüm bu olaylar zincirini çok ince eleyip, pek sık dokuması gerektiğini bilmesi gerektiğini umuyoruz ki; toplum bilimi hak ettiği değerlerde ölçülebilinirlik kazansın. Bir de unutmadan; öğrenilen rasyonel bilgilerle yaşadığımız toplumu incelediğimizde insanı dehşete düşürmektedir. Her şeye rağmen eğer buna gönül verdi iseniz; gerçekten tabak ile çanak kırıp, eller kızarıncaya dek alkışlanmayı hak ettiniz!

Güney Güneyan

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...