Ağaca Bağlanmış Hayat

Gece Gündüz
A A

Ağaca Bağlanmış Hayat

Ağacın altına gitti yine, hafif bir rüzgar esti ve yapraklardan birkaçı yüzüne çarpıp yere düştü. Sarıldı ağaca başladı ağlamaya, her damla gözyaşı yaprakları ıslattı. ağaçla birlikte o da tükenmişti…

İlker 9 yaşında iken annesi ile birlikte bahçede küçük bir fidan ekti, annesi ona “ben bir gün yanında olmazsam hiç üzülme, bu ağaç yaşadığı sürece seninle olacağım” dedi. İlker anlamamıştı, fidanına su verip annesinin söylediklerini düşünüyordu.. 5 sene geçti, İlker’le birlikte ağaç da büyüdü. Yemyeşil yaprakları arasından güneş ışınları İlker’in yüzünü aydınlatıyordu, annesi ve ağacı ile çok mutluydu.

4 sene daha geçti, İlker artık okulunu ve askerliğini bitirmişti. Eve dönme, annesine kavuşma zamanı gelmişti. Taksi evin önünde durdu, İlker heyecanla bahçe kapısını araladı. Ağacının heybeti gözlerini kamaştırdı, yapraksız kalması ağacın güzelliğinden hiçbir şey çalmamıştı. Sonbahardı ya, yaprakların toprakla buluşma vaktiydi, İlker derin bir nefes aldıktan sonra eve koştu. Annesini çağırdı ama ortalıkta kimse yoktu, İlker odaları tek tek gezip annesini çağırmaya başladı.

– Anne! Neredeysen çık lütfen! Bak oğlun geldi, sürprizin zamanı değil seni çok özledim!

Sessizliğin verdiği tedirginlik İlker’in sesini titretmeye başladı.

– Ha.. Hadi ama daha çocuk değilim! Bırak oyunu ben geldim!

Annesinin odasına geçti, masasının üzerinde bir mektup buldu.

“Gideceğim için huzurluyum ama seni bırakmak istemiyorum, aslında bırakmış sayılmam. Hatırlıyor musun birlikte diktiğimiz fidanı? Ona iyi bak, ölmesine izin verme. Gideceğimi sana söylemedim diye kızgınsındır bana, hatta bunu okurken ağlıyorsun biliyorum. Beni görmek çok daha acı verirdi emin ol, gözyaşlarını görmek ölmekten daha beter oğlum inan bana. Sesin kulağımda hep, bak beni de duygulandırdın.. Ben hep mutluydum, sen de mutlu ol”

Mektubu yırtıp avucunda sıktı önce, sonra bahçeye inip ağacına baktı. Yağmur gözyaşlarına karışıp İlker’i kedere boğmuştu..

– Neden böyle gittin!! Neden bir vedayı bana çok gördün? Beni yalnız bırakıp bu aptal ağacı hediye ettin, niye? Benim sana ihtiyacım var anne ağaca değil!! Son kez tüm gücü ile bağırıp ağacın yanına çöktü, yağmur dinince etraf sakinleşti. İlker’in acısı hala yüreğini yakmaya devam ediyordu, eşyalarını toplayıp acısı ile birlikte yeni bir şehirde yeni bir hayata başlamak için yola çıktı.

10 sene geçti.. İlker yenilgilerin, ayrılıkların enkazına dönmüş. Saçları dökülmeye yüz tutmuş, gözlerindeki o kıvılcım sönmüş. Yaşı 28 daha.. Ne aşkı bulmuş ne de hayatı, Oradan oraya savrulan sonbahar yaprağı gibi çürümeye yüz tutmuş.

Annesinin doğum günü. Eski evine dönüyor şimdi, gittiği acı ile birlikte geri dönüyor. Tek fark acısının çok daha fazla olması. 10 yılın etkisi ve bakımsızlık bahçeyi tanınmaz hale getirmiş, ağaç kırılmış yeşilliğini gücünü kaybetmiş. Yazın büyüsü bile işe yaramıyor, güneşin ışınları eskisi gibi güzellik katmıyor. Aksine ağacı kabuklarından sıyırıp öldürüyor, tıpkı İlker de ağacı gibi çürümenin eşiğinde. İki eski dostun buluşması bu kadar yıkıcı olmamalıydı..

Ağacın altına gitti yine, dolu gözlerle bağırmaya başladı.

– Anne beni duyuyor musun? Sensiz başaramadım.. görüyor musun o günden beri ağlıyorum! Bana bıraktığın ağaç ölüyor! Benim gibi o da ömrünün baharında çürüyor anne! Yoksun çünkü, yokum çünkü.. yorgunluğun verdiği güçsüzlüğe daha fazla dayanamadı, rüzgar estikçe yapraklar üzerine düşmeye başladı, vücudunu gizleyecek kadar yaprak örttü üstünü. Anne dokunuşu gibi huzurlu ve zarif…

Güneş Aydın

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...