Pollock – 2000

Gece Gündüz
A A

Pollock – 2000

Pollock; 2000 yapımı bir Biyografi/Dram filmidir.

Son zamanlarda adı Westworld dizisiyle dillerden düşmeyen Ed Harris, bu filmde yönetmen performansıyla da oyunculuğuyla da tatmin etmeyi başardı. Film, izleyenleri başından sonuna içine çekmeyi başarıyor. Lee Krasner’i canlandıran Marcia Gay Harden da performansıyla göz doldurdu. Pollock’un sıradan bir ressamdan nasıl yükselişe geçtiğini işleyen bu biyografik film, dram yönüyle de insana dokunmayı başarıyor.

-Spoiler-

İlk sahneden de anlaşılacağı üzere Pollock’un alkol sorunu var ve hayatı boyunca da peşini bırakmıyor. Kendini devamlı Picasso ile kıyaslayıp onun yanında hiçbir değerinin olmadığını düşünen sanatçı, damlatma yöntemini keşfetmesinden sonraki çıkışında verdiği bir röportajında en sevdiği sanatçılar arasında da Picasso’yu saymıyor. Henüz toy bir sanatçıyken Lee Krasner ile tanışıyor ve o günden sonra zor hayatlarına rağmen ayrılmıyorlar. Hayatlarını inceleyince Lee, Pollock’un en büyük hayranı ve destekçisi. Öyle ki Pollock’un sayısız ihanetlerine rağmen Pollock’u terk etmiyor.

Diğer yandan Peggy Guggenheim dönemin önemli galericilerinden Peggy ile çalışan Howard Putzel’in, bir gün Pollock ve Lee’nin evine gidip eserleri beğenmesinden sonra Pollock’un önü açıldı diyebiliriz. İlk kişisel sergisi de Peggy sayesinde gerçekleşiyor. İzleyiciler resimlerini anlamayıp sanattan saymıyorlar. Dolayısıyla o sergide başarı sağlanamıyor. Bir gün Peggy, Pollock’tan evinin girişi için bir resim yapmasını istiyor; bütün duvarı kaplayan bir resim… Pollock haftalarca odasından çıkmayıp duvara serdiği tuvale bakıyor. Ne yapacağını anladığı zaman 1 günde boyayarak bitiriyor tabloyu. Damlatma tekniğini keşfi New York’tan taşınıp küçük bir kasabaya yerleştikleri dönemde oluyor. Yere serdiği tuval bezlerinin üzerinde adeta dans eden Pollock özgün sanatını keşfediyor. Modern sanatın tanımını; içinde bulunduğumuz çağdaş devrin amaçlarını ifade etmekten başka bir şey olarak görmüyor Pollock. Yeni yarattığı teknikten sonra hayatının akışı değişiyor ve herkes tarafından bilinen bir sanatçı oluyor. Picasso ile kıyaslayanların Pollock’u üstün bulduğu bir döneme giriyor. Bir dergiye verdiği makalede; en sevdiği sanatçıları De Kooning, Kandinsky, El Greco, Goya ve Rembrandt olarak sayıyor. İlerleyen zamanlarda hakkında bir film çekilmek isteniyor. Kameranın önünde resim yapması gerektiği zaman, kameraman Pollock’un direkt boyamaya başlaması üzerine biraz düşünüyormuş ya da hayal ediyormuş gibi gözükmesi gerektiğini söylemesiyle; Pollock sanatını sorgulamaya ve kendini sahtekârmış gibi hissetmeye başlıyor. O filmle beraber her şeyi sorgulamaya başlayan Pollock’un ruh sağlığı gitgide kötüleşiyor, daha çok alkol tüketiyor. Bu dönemlerin hepsinde her zaman yanında olan ve onun sanatına inanan Lee’ye ihanet etmeye başlıyor ve sanatını da kaybetmeye başlıyor. Alkollüyken sevgilisinin de içinde bulunduğu bir arabada kaza yaparak hayatını kaybediyor.

-Spoiler-

“Hiçbir şey olmadan soyutlama yapamazsın. Yalnızca yaşamı soyutlayabilirsin.”
Lee Krasner

Gülfem Dikici

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...