Bir Akşam Vapuru ve Kervancı – Maziden İzler

Gece Gündüz
A A

Bir Akşam Vapuru ve Kervancı – Maziden İzler

11.02.2014
20.00 Vapuru Eminönü – Üsküdar

Ne yapıyorum ben şu an bu vapurda? Sanırım buradaki tek amaçsız insan benim…

Ellerim is kokuyor. Sanki yangınımın dumanı sinmiş üzerlerine. Etrafta ise damla sakızı kokuyor… Kahve içmek istiyorum. Başım hâlâ bir tuhaf, dumanlı, kör, dar… Dönüyor…

Bir Patso… Belki bir Patso yerim. Eski günlerdeki gibi he?

Geldik sanırım. Şimdi ne olacak? Soruyorum sana GNR? Başım gerçekten tuhaf…

Kendimi Kız Kulesi’nin karşısında otururken buluyorum ve…

“İkimiz de acemi birer âşıktık aslında. Ve çoğu zaman ne yapacağımızı bilmeden serseri dolaşırdık sokaklarda…” N. Rençber

Bu ayakkabıları ve parlaklıklarını unutmuşum. Bir an gözüm ilişti de yürürken az önce… Ve kahvem de geldi. Nedense tarçın kokuyor…

Yapamadık bir şey… İnsan ne tuhaf. Öyle acımasızca harcıyor ki zamanını… İnatlara, kırgınlıklara, kızgınlıklara harcıyor. Zaman, bunlarla geçip oyalanırken aslında hep hayali kurulan şeyler, imkan olmasına rağmen yapılamıyor.

Bir de şu var ki: Ne yaparsak yapalım; hep yapılmamış, hayalde, planda kalmış şeylerimiz mutlaka olacak. Koşsak böyle zamanın ardından: “Boş ver şunu da yapalım, boş ver şuraya gidelim…” Ama yapılmıyor değil mi o da? Yapılsa da sorunlar olduğu gibi kalıyor. Belki de birikiyor susa susa, erteleye erteleye… Peki ya bu sorunlar böyle çözülüyor mu ki? Hayır… Hayır, maalesef… Maalesef çözülmüyor. Ne yapıyoruz o halde?

“Ey Sâreban?”
Ey kervancı, zamanımızı nereye götürüyorsun?
Bizler, birbirimizi bu kadar severken
Gençliğimizi böyle hırs ve inatla nereye götürüyorsun?
Ellerimiz böyle tahassür ile uzanırken umutlara
Sen, yakınlığımızı neden kızgınlıkla ayırıyorsun?

Kim bu kervancı? Mekândan aşkın biri mi? Biri mi, birileri mi? Bir şey mi, şeyler mi? Biz mi? Kafamızda var olduklarını sandıklarımız mı? Konuştuğumuz hani; en yalnız ve en kalabalıkta konuştuğumuz içten içe… Yürüyen bir kervan… Nereye kadar alıp götürecek? Durduramazsın bu kervanı… “Artık kervancı yok.” da diyemezsin. Kervan da kervancı da; yol da duraklar da; bu elimizde olduğuna sevinmekle üzülmek arasında kaldığımız: İrademiz… İrademizde kilitli…

Sürekli konuşuyor bir şeyler içimde. Ne çok zaman oldu kulak vermeyeli kendime. Ne düşünüyorum, habersizdim uzun zamandır. Düşüncelerime, umutlarıma, isteklerime, beklentilerime, sevinçlerime, üzüntülerime hep bir sansür koydum kalıp kalıp… Duvar duvar geçirdim üzerlerine, yanlarına…

Kalkmak istedim birden. Daraldım yine. Nefes almıyor içimdekiler, ellerim sanki… Prangalı bileklerim… Ellerim sanki kelepçede. Damarlarım sıkışıyor. Kalkmalıyım buradan.

Bir zamanlar Kırmızı Power Ranger’dım sokaklarda. Küçüktüm. Herkesi dövebilme gücüm vardı bir de. Şimdilerde bir bıçağın arkasına sığınarak yürüyorum. Karşıma çıkan kedileri falan seviyorum (bir an “Kesiyorum.” diyeceğimi sandınız, biliyorum.) Ve yeni kapılar fark ediyorum. Oz’a gidiyorlardır belki. O, Kara Kule… Oz’a açılan o, belki de bu kapıdır?

Gözdenur Atilla

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...