Z’den El Salladım Görmedin

Gece Gündüz
A A

Z’den El Salladım Görmedin

Dünya gibi alttan ve üstten basılmış, üst üste dizilmiş bir düzine “Z” harfinin içinde öleceğim kimin aklına gelirdi? Aslında fena sayılmaz zira binanın tuğladan örülmüş duvarlarını seviyorum. Bu yangın merdiveninde doğmamıştım ama burada var oldum. Doğmak ve var olmak farklı şeyler. Serinin en tutulan filmi ise üçüncüsü, ‘yaşamak’. Az tutulanın adıysa ‘ölmek’. Yönetmeni Tanrı olan üç filmlik bir sözleşme imzalıyorsun, bütçeni ise bir torbadan rastgele çekiyorsun. Şansına göre ya yaşamakta figüransın ya da ölmekte başrol.

Bu yangın merdiveninde öleceğim kimin aklına gelirdi? 27 yaşında bir rock yıldızı gibi ölebilirdim, küveti kırmızıya boyayabilir ya da kusmuğumda boğulabilirdim. “Hmms hmms gençlik ruhu kokuyor hmms hmms!” deyip pompalı tüfek fişeğinin süratini ezberler, beynime kazıyabilirdim. Beynimi de duvara elbette. Kalifornikasyon!

Fakat burası L.A. değil ve bir zikzağın içinde ölüyorum. Bu filmde, sadece filmlerde olan tek bir şey var, o da bu Amerikancı yangın merdiveni. Saymaya üşeneceğim epey basamak var ayaklarımın altında, bir adım atıyorum şimdi. Yukarı, yukarı.

Sokağına nam salmış, yerel bir restoranda garsonluk yapıyordu o. Bin yıldır onu bu merdivenlerden seyrederim. Restoranın önünde sigara içmeye çıktığında, sigara içerim. Bin yıldır göz göze geliyoruz. Müşteri olarak gidip onunla konuşabilirdim ama böylesi daha iyi. Bin yıldır gözlerine bakıyorum, konuştuktan sonra ya bakamazsam eğer. Utanırsam? Utanırım. Şimdiyse bin yıllık bir arsızım! Gözlerimi gözlerine dikiyorum, fark etmediğinden emin olarak bir gün fark edeceğini umarak.

Bir adım daha atıyorum yukarı, hala saymaya üşeniyorum. Sonsuz bir Z’nin içindeyim.

Tabii uzaktan pek göremiyorum. Bir gün yeşil, bir gün kahverengi bakışları olduğunu hayal ediyorum. Onu ilk gördüğümde 19 yaşındaydım, o da 19. Bin yıl geçti, o hala 19 yaşında. Ben mi? Ne fark eder, ben birazdan öleceğim. Size biraz onu anlatayım, ismi Kar.

Bir adım daha yukarı, yukarı. Aşağısı gittikçe yükseliyor. Aşağısı adım adım uzaklaşıyor, zamanım daralıyor.

Kar, 16 yaşındayken evden ayrılıyor; liseli o oğlanla, aşkıyla. Arkadaşları Kar’ın delirdiğini düşünüyor, o annesine “Güle güle!” diyor, kadın ağlıyor. Babası mı? Babası mı? Hadi ama.

Bir basamak daha yukarıdayım.

Garson olarak iş bulması hiç zor olmuyor. Saf, güzel suratıyla ve sahip olduğu ‘bir çocuk aklı’ ile zorlanmadan işçi oluyor Kar. Sonra oğlan onu hamile bırakıyor. Kar “Aldıralım.” diyor, çocuk “Hayır, altından kalkarız.” diyor. Kar bir kez daha aşık oluyor. Sonra oğlan yeni, başka bir kar tanesi buluyor, siktirip gidiyor. Kar, aşık ve ağlıyor. Yalnız ve ağlıyor. Aldatılmış, terk edilmiş ve ağlıyor. Kar, anne ve ağlıyor! İçinde bir piç büyüyor.

Aşağıda çok basamak var; gittikçe yükseğe, düşüşe, ölüme, müziğe yaklaşıyorum. Ah evet, müziği duyuyorum.

Müziği duyuyorum, vokalleri Kar yapıyor. “Nazik ol!” diyor.

“19 Yaşına geldim anne! Giderken ben sadece bir çocuktum! Anne şimdi de çocuğu olan bir çocuğum. Nazik ol.”

Annesi düete eşlik etmiyor, adına açılmış mikrofonda boşluğun cızırtısından başka bir ses duyulmuyor.

“Anne ben gittim. Anne, ben anne oldum ve yeni doğmuş kızıma karşı oldukça naziğim. Sen de bana nazik ol ve beni eve geri al! Anlaşmasız ayrılığımıza rağmen beni eve geri al.” diyor. Bir kız çocuğu evine geri dönmek istiyor!

Bir basamak daha yükseliyorum Z’nin içinde. Müzik devam ediyor, cızırtıyı iliklerimde hissediyorum ve boş mikrofona uzanıyorum.

“Kar!” diyorum.

“Yapacak bir şeyin yok, ikinizin de yapacak bir şeyi yok. Sen ve piçin ilk iki filmde rol alamadınız, üçüncünün setindesiniz.”

Ben de çatıdayım.

“Kar!” diyorum.

“Hayatın gri olduğunu iddia eden o edebi yavşaklara kulak asma! Sen sadece bir çocuktun, sen çocuğu olan bir çocuksun. İki kişilik yiyeceksin veya iki kişilik aç kalacaksın. Annen sana karşı nazik olmayacak. Kar, Londra ya da Gaziantep, yağmur ya da güneş, hepsi aynı! Hayat gri falan değil Kar, her şey aynı! Her şey net! Kar sen yaşamakta bir figüransın, bense ölmekte başrolüm, Çünkü bu sefer adımımı yukarı değil, boşluğa atıyorum.”

Ve düşüyorum.

Ve düşerken gözlerini düşünüyorum.

Yeşil mi yoksa kahverengi mi?

Neden sonra anlıyorum, edebiyat haklı çıkıyor, yanılıyorum.

Ve düşerken gözlerini görüyorum,

Gri.

Gökay Sarı

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...