Öyle Turist Gibi Değil

Gece Gündüz
A A

Öyle Turist Gibi Değil

Kulaklarımı kapatıyorum otobüs tekerleklerinin tıkırtılarına, koridor tarafındaki koltuğumdan cama dönüp şöyle bir bakıyorum Haziran’ın yüzüne doğru. Çok yakışıklı ve iyi niyetli ama yine de kendisine güvenilmez, romantizmi karmaşık beyaz tenli bir kadını andıran bahar geçip gidiyor, tüm rahatlığı ve laubaliliğiyle yaz geliyor. Ah beni heyecanlandıran rengarenk, aromalı soğuk içecekler ve tırnak aralarındaki kum taneleri değil. Öyle bir ince giyinmek ki, maddenin üçüncü hali kadar hafiflemek hatta, dost canlısı sıcak bir yaz rüzgarı tarafından bile ürpertilebilmek, beklenmedik serin bir dokunuşa omuzlarındaki kısacık tüylerinin tepki vermesi tahta iskeledeki sarı ve kullanılmış minderde otururken sen, denizin aslında o kadar da ‘mavi’ olmadığını iddia ediyormuş gibi görünen masmavi gözlerini o yüzen tatlı klişelerden, yaşlanmış balıkçı teknelerinden öte yana, günün her saatinde rengi değişmekte olan sahile doğru çevirip, az daha gerideki mavi pencereli beyaz, iki katlı yapıya, yazlığa gitmeyi aklından geçirmen, üstüne fermuarlı ince bir polar almak için. Sadece yaz günlerinde dışarı çıkmakta olan o poların, güneşin yalnızca en tutkulu haliyle tanışabildiği için rengi artık siyahtan griye doğru olan dönüşümünü kendinden emin bir şekilde belli etmesi. İlk karşılaştığımız yerdeki kararlılığı ve korumacılığı ince omuzlarının üzerinde sergilediği! Sonra göremeyeceğim bir yerden gönlümün efendisi, melek sesli muavin fısıldıyor, “Sayın yolcularımız, Bodrum Otogarı’na varmış bulunuyoruz, bizi tercih ettiğiniz için teşekkürler.”

Bu ilçe hakkında çok az konuşacağım elbette, Mazhar Abi’nin söylediklerine katılıyorum bu konuda. Ben ki burayı pek çok defa, şu günlerdeki Kurban Bayramlarına ev sahipliği yapmakta olan yakın dostum kış mevsiminde de ziyaret ettim. Bodrum, Haziran-Temmuz-Ağustos hiyerarşisinin bir ürünü değil sadece. Burası her mevsimde, Güvercinlik kasabasından başlayarak, bir büyü, burası babasını hiç tanımamış bir delikanlının oğlu olacağını öğrendiğinde hissettiği duygunun ta kendisi. Elinde, Iğdır elmasından daha kırmızı bir elbiseye bulanmış bir kadının taşımakta olduğu parıldayan bir şarap kadehi. Burası orta yaşlı, gür ve kır saçlarını uzatmış sakallı esmer bir adamın kırmızı kamyonetiyle dolaşıp çok iyi tanıdığı ama hiç tanışamadığı kadınla karşılaşmayı umduğu yer. Hayır, yaz mevsimine borçlu olduğu hiçbir şey yok Bodrum’un.

Sana borçlu olduğu tek bir şey vardır belki, benim adıma borçlandığı. Kefilimdir Halikarnas, Tut o koca burunlu büstünden ve yapış kulağına, sor sorabilirsen Cevat Şakir’e. Benim adıma sana borçlanmıştır bir tek bu tuhaf beyaz ev kalabalığı. Çünkü ben üşümelerin en güzelini burada yaşadım. Ben yaz mevsimini, kızgın güneşin altında serinleyebildiğim zaman sevdim sadece ve coğrafyam kötüdür benim. Yüksek basıncın mevkisini torpille mi kazandığını ya da alçak basıncın ne kadar alçakla davranışlarda bulunduğu sorunsalını merak edebileceğim kadar kötüdür hem de. Rüzgarın hangi yönden estiği, azami hız sınırını aşmasının sebebinin Alçak basınç tarafından azmettirilmesi olabileceğini ve cezasına saygıdeğer Yüksek Basıncın karar vereceğine inandığım bir coğrafi geçmişim oldu. Anlamadım ve sevemedim ki bu yüzden hiç de s*kimde değil, ben havanın sürüklenmesiyle üşüyemeyecek kadar heyecanlanıyorum çünkü Yokuşbaşı’na geldiğimde. Yine de, üşümelerin en güzelini burada yaşadım ben. Öyle bir serinlikti ki güven verip, güneşi çıplak ellerimle yumruklasam yine de bir damla ter dökmezmişim gibi gelmişti tam da iyi şair Şakir’in “Merhaba!” diye selamladığı Yokuşbaşı’nda, saçlarını kulaklarının arkasına atışını gördüğümde. Yalnızca tek kalp atımı kadar kısa bir süre için bile olsa, hiç doğmamış, var olmamış kadar güvende hissetmiştim kendimi o an Bodrum’da. O yüzden bu ilçe, benim adıma, sadece ve sadece sana seni borçlu.

Gökay Sarı

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...