Koştum ve Tekerlekli Sandalyeme Atladığım Gibi…

Gece Gündüz
A A

Koştum ve Tekerlekli Sandalyeme Atladığım Gibi…

Kar yağıyor, uzunca bir süredir hem de. Tutmuyor, yerler yağmur sonrası kahverengisi, belki biraz olgunluk karizması var üzerlerinde, hafif bi’ beyazlık. Belki. Bilgisayarım öleli çok oldu, yine de internet tarayıcısını açıyor. Seyyar kitapçı Ahmet’ten de kablosuz ağ zımbırtısı aldım. Üst kattaki ibnelerden çekiyorum interneti. Lazım oluyor, elektronik postalar olmasa kimseyle haberleşemem. Telefon kullanmıyorum. Yani, bir numaram yok. Son olaydan sonra kartı kırıp atmak zorunda kaldım, boş duran telefonu da ucuza sattım. Onun parasının üzerine biraz yalakalık yapıp güç bela aldım Ahmet’ten adaptörü. Posta kutum dolmuş, taşmış…

Saçma sapan bir sürü şey… “Üç ayda yedi santim” büyüten haplardan, kaygan suni vajinalara kadar oldukça bilgilendirici postalar almıştım. Hayatımda nerede karşıma çıksa her zaman sinir krizleri geçirdiğim +99(ya da herhangi bir sayı) ibaresiyle karşılaştım. Başlıklarından eleye eleye, sayfaları geçtim. Aradığım organlarımın boyutunu değiştirmek veya oturduğum yerden 10.000$ kazanmakla ilgili değildi. O’nun postasını arıyordum…

Sekizinci sayfada anca bulabildim. Açtım, açılması için yaklaşık bir dakika beklemem gerekiyordu. Sonuçta, bilgisayarım ölmüştü. Kar, beyaz bir yalan gibi yağmaya devam ediyordu, doğru söylemediğini anlamak güç değildi, zira yerlere tutunamıyordu, düştüğü gibi yok olması, buna rağmen yağması tam bir yalancılık örneğiydi. Hava şartları, yağış olayları, coğrafyagiller insanoğlunu her daim kandırmışlardır. Ne dersen de, ben sadece postayı okumak için sabırsızlanıyorum… Açıldı en sonunda, ortalanmış, koyu mavi renkte bir başlık var “Koştum ve Tekerlekli Sandalyeme Atladığım Gibi…” diye. İşte, benim ruh hastası mektup arkadaşım. Onu hiç görmedim, görmek istemiyorum. Dinlemek istiyorum, okuyarak evet. O’na cevap yazmıyorum, bunu istemiyorum. Sadece okuduğumu bilmesi için ona “L” harfi yazıp gönderiyorum. Neden “L” olduğunu en az ben de senin gibi merak ediyorum, herhangi bir açıklaması yok bünyemde.

Bu, bana gönderdiği yedinci e-posta. “L”yi sormuyor, “Beğendin mi ?” diye sormuyor. Göndermeye devam ediyor, ona hayranım, manyak gibi hayranım. Bu postadaki metin oldukça uzun ve karmaşık, üşeniyorum. Size anlatamam, hem zaten paylaşmak da istemiyorum. Tek bildiğim her postasının sonunda “Kararsızım, 10. Hikayemi de gönderirsem sana eğer…” yazdığı… Umutlara, saçmalıklara sürükleyen çok bilinmeyenli bir gizem. Bilgisayar kilitlenmeden onu kapatsam iyi olacak. Belki daha sonra size anlatacağım bir hikayem olmasını istemekle, istememek arasındaki düşüncelerimle sevişmeliyim, zira onuncu postadan sonra ne olacağını bir tek o biliyor.

Gökay Sarı

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...