Kaptan

Gece Gündüz
A A

Beyaz saçlı, beyaz sakallı, böyle bildiğin filmlerdeki tekne kaptanı… Ancak Anadolu motifi işlenmiş yine de, göbekli falan. Gülüşü çatallı, Noel Baba figürüne benziyor. Kırmızı elmacık kemikleri falan var. Rakı kokuyor, Trabzonlu. İyi adam aslında, yani çok da tanıyamıyor insan arada yaş farkı olunca. İçiyor paso, ilk tanıştığım günden son gördüğüm güne kadar içiyordu. Bir ara ben adadan ayrılmıştım, haberini aldım beyin ameliyatı olmuş galiba. Herkes Facebook’ta iyi dileklerini, dualarını falan paylaşıyor. Sonraki yaz yine geldim adaya bara çalışmaya, saçının belli bir bölümü yok, değişen tek şey o.

İçiyor paso. Sarhoş oluyor, çatallı sesi ile gülüyor ve sürekli “Ben kimseye kötülük yapmam.” diyor. “Sevgi” diyor. Neşeli görünüyor ama hüzünlü belli, şarkı gibi bir adam işte. “Kalp” diyor, “Arkadaşlık” diyor sürekli. Nasıl bir geçmişi var bilemiyor insan, soramıyor da çünkü bir şey anlatmıyor genelde. “Sevgi” diyor, “İyilik” diyor, “Kaptan kimseye kötülük yapmaz.” diyor, “Kalp” diyor. Bir şeyin kefaretini mi ödüyor, yoksa gerçekten de kaptan sevgiden oluşmuş ve kimseye kötülük yapmayan bir varlık mı insan merak ediyor doğrusu.

Güneşli bir günde, denizden rakı parası tutuyor. Bazen bir ufak yakalıyor, büyük yakalarsa değmeyin keyfine, akşama sevgiden bahseder durur. Rakıyı nerede içiyor bilmiyorum, bizim bara geldiğinde genelde kendi gecesinin sonunu getirmiş oluyor. Beş liradan veriyoruz ona birayı, veresiye de yapıyoruz. Çünkü “Kalp” diyor, “Sevgi” diyor. Biz barı kapatana kadar oturuyor bazen dışarıda. İçeride oturursa işler karışıyor, kilitliyor bizim barmeni. Eleman ne kadar içki satılmış, neler eksik, hesaplar tam mı diye kontrol ederken bir yandan da Kaptan’ın kimseye kötülük yapmadığını, sevginin önemini falan dinliyor. O da nasıl barmense, robot gibi. Hesap alıyor, bulaşık yıkıyor, kokteyl hazırlıyor, arada servise çıkıyor, sevgi nedir onu dinliyor, içkileri sayıyor, biraları sayıyor, Kaptan’ı dinliyor, eksik listesi hazırlıyor. Çok amaçlı herif, iyi çocuk, ben çok severim. Aynı evde falan da kaldık onla, biraz puşt ama…

Baya puşt aslında, hiç sevgiden bahsetmiyor. İnsanlara kötülük de yapıyor bazen. Patronun kızını s*kmiş bu. O da öyle seviyor. Neyse, iyi çocuk işte. Bir de iyi çalışıyor, her işe yetişiyor. Yakışıklı da hem, yumurta gibi valla… Yüzü güzel yani, yoksa bir ara patlıcan gibi vücudu vardı, şekilsizdi. Zayıflamış şimdilerde, toparlamış epey. Gideri var yani. Neyse, yine böyle gecelerden bir tanesinde, sadece ben varım. Bizim barmenle diğer servis elemanı gittiler. Bana kilitlediler kapanışı. Okey, sıkıntı yok, ağır ağır yaparım. Velhasıl sonra kaptan geldi, kapıyı kapatmayan aklımı s*keyim.

Bira vardı elinde, “Rakı versene bana.” dedi. Tek rakı koydum buna, duble içer normalde de işim gücüm var, aklıma gelmedi. Rakı isteyen belirtmez ise tek koyuyoruz standart olarak. Çünkü sonra “Ben duble istiyorum” derse ekleyebiliriz, ancak “Yaa ben tek istemiştim.” derse rakıyı götümüze sokmamız gerekir. O hengâmede geri şişeye mi dolduracağız bir de. Neyse, tek rakı verdim buna. Baktı baktı suratıma, kızgın ve öfkeli bakıyor. Aldı rakıyı birasının içine döktü, birayı da dikti kafasına bitirdi. Sonra “Sevgi” dedi, “İyilik” ve “Kalp” dedi. Manyak.

Bir daha istedi rakı, verdim dublesini. Hesap kitap yok tabii, aklıma yazıyorum. Darlamıyoruz onu para mara diye. Parası olunca ödüyor zaten, taksit taksit. Ben bitirdim işleri, saat sabahın dört buçuğu ve Salı gecesi. Dünyada daha çirkin bir gece olamaz. Gecelerin en çirkini Salı gecesidir. Neyse, “Kaptan.” dedim. “Hadi gidelim, eve bırakayım seni.” O da “Tamam” dedi, vurdu dublesini bitirdi. Bardakları mardakları da barın üstünde bıraktım. Normalde, ertesi gün bizim barmen orada o bardakları görse y**rak kürek konuşur, adamı hayatından bezdirir. Fakat puştlar barı kapatma işini bana kilitleyip gittiler, hiçbir şey diyemediler haliyle ertesi gün. Keşke barın tezgahına sıçsaydım, “Kaptan size sevgilerini iletti.” deseydim.

Bereketsizlik, inanılmaz yorgunum. Bir an önce eve varıp, yüzyılın icadı olan vantilatörün karşısına geçip serinleyerek uyumak istiyorum. Normalde benim ev on dakikalık yürüme mesafesinde, kaptanınki ise çok daha yakın. Bir saatte gidebildim eve. Adam yürümüyor ki! “Sevgi” diyor duruyor, “Kalp” diyor duruyor. İki adım atıyor duruyor. O ne lan! Hayır, adamı da seviyorum, bir şey de diyemiyorum. Düşer gibi oluyor arada, bırakmıyorum hiç kolunu. Şişman bir de, güçlü. Çekiştirince de gelmiyor ki. Yönetemiyorsun yani. On dakikalık mesafeyi bir saatte yürüdük. Saat beş buçuk olmuştu ve artık Çarşamba sabahıydı.

Dünyadaki sabahların da en çirkini Çarşamba sabahlarıdır. Çarşamba, bok gibi bir gündür affedersiniz. Çarşamba günleri ve geceleri, iyi bir şey olmaz. Bunun evinin önüne geldik, sonra s*kerim vicdanını dedim bıraktım evin önünde. Girmiyordu eve, çünkü “Sevgi” diyordu. Gittim eve, yattım uyudum. Daha sonra çok geceler kaptan kapanışa kadar kaldı, dürüst olmak gerekirse bir daha hiç teklif etmedim eve bırakayım diye. O da çok umursamıyordu aslında. Biz barın kapısını kilitlediğimizde, dışarıda bıraktığımız tek masada oturuyordu genelde. “Biz gidiyoruz kaptan.” diyordum. “Sevgi” deyip el sallıyordu. İlginç adam işte, çok yaşlı görünüyor ama elli küsur yaşında falanmış aslında. Yıpranmış epey. Son olarak, “Sevgi” diyorum.

Gökay Sarı

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...