İçiyorum Votkayı, Öpüyorum Anna Karenina’yı

Gece Gündüz
A A

İçiyorum Votkayı, Öpüyorum Anna Karenina’yı

Soğuklar çok zorlayıcı olabilir ama orta kuşak ve dört mevsimin gerekliliğinden şüphe duyuyorum insanlar için. Keşke hep kış olsaydı, sıcak olan yalnızca içimiz olsaydı. Her fırsatta bir şeyin ambalajına hiç de önem vermediğinden falan bahseden milyarlarca âdemoğlunun; kırk altı mı, etek altı mı artık bilmem kaç kromozomlu bu mahlukatın arasında var olma mücadelesi veriyorum. Hepimiz gibi.

Yirmi beş yıldır gittiğim her yerde karmaşa vardı. Yanımda hiçliğimden başka hiçbir şey götürmesem de gittiğim her yer çoktan karışmıştı, gittiğim yerlere insanlar karışmıştı. İnsanların kafası karışmıştı, birkaç bin yıldır herkes bir takım sıfatların peşine düşmüştü. Birisi, birilerinin yerine “Düşünür” olmuştu, kimisi doktor olmuştu, kimisi moda ikonu olmuştu, kimi komutan, bazısı mahallenin güzel kızı, bir başkası da mahallenin sıska kızı, sıska kızın delikanlı gibi sevgilisi, bizim delikanlının dalyan gibi babası; böyle gidiyor bu, herkes bir sıfatın peşine düşmüş, herkes isminin önüne bir sıfat kondurmak için bir ömür harcıyordu, harcıyor işte…

Hiçbiri yalnızca kendi isimleri ile var olmaya niyetli değilmiş gibiydi. Evlenen kadınlar kocalarının soyadlarını alırlardı, bazıları hem babalarının soyadını hem de eşlerinin soyadını alırlardı. Meksikalı vatandaşın ismine benziyor bazı kimselerin ismi artık ülkemde; iki ad, iki soyad, bu ne lan! “José Armando Hérnandez Felipie Rogerio Da Silva” gibi… Sanırım insanlar şöyle olumlusundan bir sıfatı alsınlar da; adının önüne mi sonuna mı koyacağını pek de umursamıyorlardı.

Yirmi beş yıldır gittiğim her yerde, hiç kimse birey olarak var olmak istemiyordu sanki; herkeste bir birliktelik aşkı, kolektif ruhu var gibiydi. Yalanla da böyle tanıştım, kaynaştım ve sevdim. Zira, geninden, hormonundan, “Bıdıbıdı”sından, zamazingosundan ve bilmem nesinden dolayı insanoğlu ki; dünyanın en bencil varlığı olarak, nasıl da sürekli bir kolektife dahil olmanın peşinden koşuyor bir türlü anlayamıyordum. Böylesine bencil olup da bireysel olarak var olma mücadelesine hiç girişmeyen insanları anlayamadım gitti. Ben de birkaç sıfat taşıyorum, hiçbirini de kendim seçmedim. Ancak en çok üstüme yakışan “Bencil” oldu, gururla taşıyorum, dış güzelliğe de önem veriyorum, sık sık küfür de ediyorum.

Evlenme olgusunu anlayamamış olmam şöyle dursun, çocuk yapma arsızlığını da bünyem almıyor. Belki yine genimizden, hormonumuzdan, “Bıdıbıdı”mızdan, zamazingomuzdan ve bilmem nemizden dolayı ilerleyen yaşlarda anlayabilir ve dumur olurum; ancak an itibariyle kabullenemiyorum bu durumu. On üç yaşında bir kız kardeşim var. Geleceğini düşündükçe aklım çıkıyor, zira kendi geçmişim ensemde, yine hepimiz gibi. Öyle başıma mayhoş şeyler de gelmedi, yoksulluk da çekmedim ancak ona rağmen bu karmaşadan zarar görmediğimi iddia etmek; sevgili dostum yalanın elini sıkıca kavramak olacaktır.

Yani, bir bireye; “Bak, dünya diye bir karmaşa var, insanlar falan var, böyle baya müthiş bir kaos ortamı var, seni oraya getireceğiz, gelmek ister misin?” diye sormadan nasıl kendisini bu cümbüşün ortasına atabiliyorlar, bu hakkı onlara kim veriyor, anlamıyorum, anlayacağımı da sanmıyorum.

Velhasıl “Büyük laf etmemek 101” isimli dersin en kralını alıp “AA” ile geçtiğim için, keskinliğim ve netliğim ancak dandik ve kullanılmış bir analog fotoğraf makinesininkine benziyor. Fikirlerim ve söylemlerim hep buğulu, çözünürlüğüm düşük. Ancak diyaframım sonuna kadar açık. İçimde film oldukça öyle ya da böyle akıl dediğim deklanşörüme basmaya devam edeceğim, olması gerektiği gibi.

Gökay Sarı

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...