Botlar ve Montlar

Gece Gündüz
A A

Botlar ve Montlar

Mevsimlerin en delikanlısı kış. Botlar ve montlar bütün laubaliliğini gizliyor insanların. Doğayı tezatla sentezlemenin keyfine varıyoruz, elbette ki sahil kasabası her daim çekicidir sıkılanlar için. Ancak burada beyaz kum yok, birkaç çakıl taşı. Marina olsa olsa güzel bir İspanyol güzelinin ismi olabilir yalnızca. Yat değil, balıkçı tekneleri var manzarada. Eh biraz varoş, yine de deniz.

Oturup derin maviyi seyretmek çok eşsiz olduğunu düşündüğümüz hayatlarımız için tatsız bir klişe hissi yaratıyorsa bünyede, tırmanırız biz de öyleyse, malum kış. Yükseklikler beyazlamıştır zira, öyleyse yukarıdaki maviye doğru yollanabiliriz. Hem zaten oturmak neden, ayrılmak gerekiyor bazen. Sonra umut dediğin, gitmek dağının zirvesi değil midir?

Şüphesiz ki bahsi geçen hazların peşine düşmek için doğaya duyarlı kimseler olmak da gerekmiyor. Hüzün ve huzurun birlikteliğinden doğan o eşsiz ve isimsiz keyfi sürmek büyük şehirlerin küçük hayatlarına sahne olan mimari yapılarda da mümkün zira. Donkişotlar azaldığında değirmenler bu duruma sevinmişlerdi, çevreciler azaldığında da termik santrallerin memnuniyetleri yüzlerinden okunabilecektir keza. Ancak bahsedilen mimari bu değil ki, sevgili okur, konuyu nerelere getiriyorsun yahu?

Derin ve yüksek maviden geçtik, balıkçı teknelerinden ve yatlardan sıyrıldık. Doğa şöyle bir dursun iki dakika kenarda, iyi bir ressam kendisi fakat tek değil. Nem olmadığı için lezzetsiz ve burun tıkayan kuru bir havayı solurken, bir köprüden refüjü kar tutmuş olan bir otoyol manzarasını izlemek. Bahsetmeye çalıştığım mimari buydu, köprü, otoyol, refüj, gelip geçen yaşamların sahneleri.

Velhasıl yaz, kış, ve bahar kardeşler demeden haddimizi bilmemiz gerekiyor. Yağmurdan gelmeyiz, bir ömür çiseliyoruz. Bazen, üç dört dakikalık sağanak ataklarımız oluyor. Sonra pişman olsak ne fayda, yerler çoktan ıslanmış, paçalarımız ıslanmış, botlarımızdan “şap şap” sesleri yükseliyor, montlarımız bizi daha çok üşütüyor, burnumuz kızarıyor. Soğuktan kulaklarımız yanıyor, tezatlıklar kolumuza giriyor, edebi terimler el ediyor, ironi yakın dostumuz oluyor. Gel de sevme kışı şimdi, yazı bekle öylemi? Yo, bu mevsim benim başımı döndürüyor. Aptal gibi aşığım kışa.

Gökay Sarı

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...