Çürümeyen Kalp

Gece Gündüz
A A

Çürümeyen Kalp

Elleri, ayakları, bacakları ve hatta saçları çamur içindeydi. Yeni doğan bir bebeğin gözlerindeki o masumlukla etrafına bakınarak günlerdir yürüyordu. Yanından geçtiği kediler artık onun ilgisini çekmeye yetmiyor ve de sokak boyunca kedilerin arkasından koştuğu o neşeli günlerine geri dönemiyordu. Yürüdükçe yürüdüğü yollar sanki bir ip misali önünde uzayıp gidiyordu. İnsanların tuhaf bakışlarına hatta fısıldaşmalarına artık alıştığı için aldırış etmemeye başlamış, belki de hissizleşmişti. Ruhen ulaştığı o hissizlik, kendisini tek bir yere götürüyordu. Günlerdir, belki de haftalardır uğramadığı; uğramaktan korktuğu ve tren sesinin duyulduğu, güzel anılarla dolu evine… Ruhu gidip görmek istese de ayakları sanki ona tepki gösteriyor, geri geri gidiyordu.

Sokaklarında bulunan pastanenin önünden geçti. Her zaman gülümsediği insanları gördüğünde bu kez sadece kafasını önüne eğdi. Yürürken yaprakların çıkardığı hışırtıyla irkiliyor, irkildikçe yürüme hızını arttırıyordu. Gidip görmesi gereken kişinin onu bekleyen tek kişi olması, içini buruk bir huzurla doldurmuştu. Sokağı döndüğünde eviyle karşı karşıya kaldı. Önceden renkli görünen her şey artık gitgide siyahlaşmış gibiydi. Sarı boyalı evinin duvarlarını kahverengi görüyordu sanki. Beyaz bahçe kapısının üzerindeki yeşil ot yığınları bile bu kez gözüne sevimli gözükmeye yetmedi. Bahçe kapısının yanına kadar geldiğinde midesinde hissettiği ağır bulantı başını döndürdü. Tren sesini duymasıyla birlikte bütün acıları, yılları ve anıları gözlerinde birikti. Yere doğru çömeldi. Evin yakınlarında bulunan istasyon nedeniyle bu eve taşınmak istememişlerdi. Ancak taşındıktan sonra her saat başı duyulan bu ses eşiyle kendisine arkadaşlık eden bir ses haline gelmiş, bu sesle uyanmaktan bile mutlu olmaya başlamışlardı. Çömeldiği yerden kalktı. Artık ne hali ne de gücü kalmıştı. Bu eve yalnız girmek ona zor geliyor hatta zoruna gidiyordu. Uzunca bahçeyi geçti. Evin anahtarını günlerdir elinde tuttuğu için kapıyı kolayca açtı.

Karanlık salonun derinlerinden yüzüne bir kasvet çarpmıştı bile. Bütün perdelerin çekili olduğu evde sadece birkaç eşyanın üzerine güneş ışığı düşüyordu. Yıllardır kullandıkları aralarında bağ kurdukları eşyaları görmemesi onun daha çok işine geldiği için kapalı olan perdeleri açmadı. Kapının tam karşısında bir kitaplık duruyordu. Güneş birkaç kitabın üzerine düşmüş sanki kendisini izliyordu. Evin içinde yankılanan kahkaha sesleri kulağına geliyor gibiydi. Halbuki evde canlı olan tek şey güneş ışınları ve kendisiydi. Ama bu evde şu an yaşamıyor olsa bile canlı kalan bir şeyler olduğuna emindi. Merdivenin yanına gelerek uzunca düşündükten sonra ağır ağır basamakları çıkmaya başladı. Yukarıya çıktıkça aldığı felaket koku belirginleşiyor ve geri dönüp gitmek isteği uyandırıyordu kendisinde.

Düşüncelerine direndi ve yatak odasının kapısını araladı. Artık koku belli belirsiz olmakla yetinmemiş tüm vücuduna nüfuz etmişti. Kapıyı açtığında gördüğü görüntüyle gözlerini kapattı. O gittiğinden beri birine sarılıp uyumamıştı. Kalbinin olduğu yer kocaman bir boşluğa dönüşmüş çünkü kalbini bu odaya gömmek zorunda kalmıştı. Yatağa doğru ilerledi. Öldüğü günün üzerinden kaç gün geçtiğini unutuyordu. Belki beş, belki on… Yüzü tanınmaz hale gelmiş kıyafetleri bile çürümeye başlamıştı. Sağ kolunun altında kıpırdanan böcekleri ve solucanları oradan uzaklaştırmak istedi. Ağırlaşan kolunu kaldırıp sağa sola sallamasıyla aslında böceklerin o kadar az sayıda olmadığını fark edince titremeye başladı. Onu özleyeceğini bildiği için bu odaya taşıdığı, öldüğünde herkesten sakladığı ilk aşkının belki de iç organlarını yiyen böceklerin karşısında ayakta duruyordu. Ne kokuya ne de böceklere aldırış etti. Yatağa uzanıp eşine sarıldı ve ağladı.

Kendine geldiğinde artık bu hayatta yalnız olduğu yüzüne soğuk bir su gibi çarptı. Onu burada bekletmesi aslında ona yaptığı en büyük saygısızlıktı. Çünkü o artık hissedemiyor, kendisini sevmeye devam etmiyordu. Belki şu anda kalbi bile yerinde değildi. Yine de kendisi onun kalbinin çürümediğine inanmak isteyerek yataktan kalktı. Aynanın karşısına geçip upuzun saçlarına baktı. Haber vermesi gereken herkesi ve her yeri sırasıyla arayarak durumu anlattı, bütün telefonları tepkisizce kapattı. Evden çıktığında ayaklarının onu istasyona götürdüğünü artık çok iyi biliyordu.

Gamze Algül

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...