Leonardo da Vinci’nin Bakış Açısından Bilim ve Sanat

Gece Gündüz
A A

Leonardo da Vinci, 15 Nisan 1452 ile 2 Mayıs 1519 tarihleri arasında ve Rönesans döneminde yaşamış olan; bir mucit, filozof, astronom, mimar, mühendis, matematikçi, müzisyen, heykeltıraş, ressam ve daha pek çok şeydir. Pek çok farklı disiplinde derin bilgi sahibi olduğundan, kendisi aynı zamanda bir Polimat/Hezârfen’dir. Birçok kişinin bildiği en tanınmış eserleri “Mona Lisa” ve “Son Akşam Yemeği”dir. Su götürmeyen bir gerçek varsa o da hem belirtilen eserleriyle hem de ilgi görmemiş uçuk hayalleri ile birlikte, çok büyük bir deha ve sanatkârdır.

Kendisinin hayatından biraz bahsedecek olursak; her müthiş akıl gibi onun hayatının ardında da büyük acılar olduğu görülecektir. Yasak bir aşkın evlilik dışı çocuğu olan Leonardo’nun babası; bir noter, Sör Piero da Vinci’dir. Annesi ise muhtemelen bir çiftçinin kızı olan Caterina’dır. Piero, Caterina’yla evlenmemiştir çünkü Caterina, Ortadoğulu bir köledir. Leonardo’nun doğduğu yıl Piero, Albiera isimli bir kadınla evlenir. Başlarda Leonardo’ya annesi baksa da kısa zamanda komşu kasabadan biriyle evlendirilerek oradan uzaklaştırılır. Bunun üzerine babası, Leonardo’yu zaten pek de uğramadığı büyükbabasının yanına gönderir. Ailesinde ona sıcak davranan tek kişi ise amcası Francesco’dur.

14 yaşına kadar büyükbabasının evinde yaşayan Leonardo, onların ölümüyle birlikte babasının yanına döner ve birlikte Floransa’ya giderler. Ancak zorluklar peşini burada da bırakmaz; zira evlilik dışı çocukların üniversiteye gitmeleri yasaktır. Yine de güzel çizimler yapabilen Leonardo, babası sayesinde zamanının ünlü bir sanatçısı olan Andrea del Verrocchio’nun yanında çıraklığa başlar. Daha sonraları sadece sanatla yetinmez ve mimariden silah tasarımına kadar her türlü dala merak sarar. Hatta sırf bu yüzden başladığı işlerin çoğunu bitiremediği söylenir. Zamanla tecrübe sahibi bir sanatçıya dönüşür ve Floransa’dan ayrılarak Milano’da yaşamaya ve Milano Dükü için çeşitli tasarımlar yapmaya başlar. 17 sene gibi uzun bir süre burada çalışır. Milano, Fransızlar tarafından ele geçirildiğinde işinden olur. Bunun ardından pek çok kişi için çalışır ve çoğu eserini yarım bırakır. Mona Lisa’ya da 1503 senesinde başladığı söylenir. Bu tabloya ayrı bir önem vermiş, yanından hiç eksik etmemiştir.

1504’te babasının ölümüyle Floransa’ya geri döner. Miras hakkı için ailesiyle tartışsa da bir sonuç elde edemez. Yine de amcası, tüm mirasını Leonardo’ya bırakır. 1516’da ise Kral 1. Francis’ten, Amboise’deki sarayın hemen yanındaki konağa yerleşmesi için davet alır; çünkü kral, Leonardo’ya hayrandır. Sık sık ziyaretine giderek onunla sohbet eder.

Bir zaman sonra felç geçiren Leonardo, sanattan çok bilimsel çalışmalarına ağırlık vermeye başlar. Durumu gittikçe ağırlaşan Leonardo, 2 Mayıs 1519’da, 67 yaşında iken hayata gözlerini yumar.

Leonardo’nun pek çok kimliği vardı ve “sanatçı” olan, bunlardan sadece bir tanesiydi. “Bilim adamı” yönüyle dahi günümüzde pek çok kişiyi büyülemeyi başaran bir dahiydi. Anatomiye olan bu ilgisi sanatıyla da ilgiliydi. Çizdiği şey bir canlı figürü ise o figürün, olabilecek en doğal şekilde görünmesine gayret gösterirdi. Onun için anatomi, sadece canlının yapısı değil; aynı zamanda eklemlerin birbirleri ile olan ilişkisi, kasların kemiklere nasıl eşlik ettiği ve bu bağlantıların tuvale en gerçekçi nasıl aktarılabileceğiydi. Yani başlarda anatomi, sanatı için sadece bir araçtı. Buna rağmen tıp dünyasına büyük katkıları olmuş ve bu alanda pek çok çalışma yapan insanların esin kaynağı olmuştur. Daha sonra ise anatomiyi takıntı hâline getirmiş ve uzun zamanlar harcadığı bir ilgi alanına dönüştürmüştür.

Da Vinci, özellikle insana, çok iyi tasarlanmış bir makine muamelesi yapmıştır. Bir canlının anatomisini, sanatçı kimliğiyle bakarak resmetmeye çalışırken aynı zamanda bilim adamı kimliğiyle de bakarak derin analizler yapıyordu ki bu, gerçekten bir şeyi anlamaya çalışırken yapılabilecek en iyi yöntemdir.

Bir zaman sonra bunun üzerine o kadar ustalaşmıştı ki anne karnındaki bebeğin anatomisi için kadavra kullanmak yerine, farklı canlıları gözlemleyip (özellikle inek) bu canlılardan çıkarım yaparak ve tahmin yürüterek, az hata payıyla resmetmeyi başarmıştır.

Da Vinci’nin hayran olduğu başka bir canlı ise kuşlardı. Kuşları izleyerek o meşhur not defterine notlar alırdı. Uzun gözlemler sonucu ise “Ornithopter” dediği bir icat yapmak istedi. Bu icat, temelde kuş gibi kanat çırparak uçmaya yarayan bir aletti. Ancak kullanışsız olma nedenlerinin başında, kanatların kol gücüyle çalışması gelse de bu aletin aerodinamiği, havada kalmak ve süzülmek için çok iyiydi. Lakin bu icadını hayata geçiremedi.

Çok bilinen bir diğer icadı ise ilk görüldüğünde kaplumbağayı andıran gövdesiyle ağır zırhlı bir tanktı. Tankın hareketi, içinde bulunan 8 kişi tarafından gerçekleştiriliyordu. Etrafında konumlandırılmış pek çok silahla da yakınına gelmeye çalışan düşman askerlerini uzak tutacak cinstendi. Ancak bu icadın da maalesef zayıf yönleri vardı. Hatta yanlış desek belki daha doğru olur. Öncelikle çok yavaştı ve bir savaş sırasında ilerlemeyi zorlaştırabilirdi. Yanlış olan kısmı ise ön tekerlerindeydi. Öndeki tekerleri, yanlış yöne gitmesine neden olacak hatalar içeriyordu. Bu hatalar, Da Vinci gibi zeki bir adamdan beklenmediği için; günümüzde, Da Vinci’nin savaşı sevmediği için böyle bir tasarım yaptığı, yahut düşman ordunun eline geçmesi durumunda bir tedbir olarak, bilerek yanlış çizdiği düşünülüyor.

Tüm bu fikirler ve çizimler not defterinde bulunsa da maalesef önemli bir kısmını hayata aktaramamıştır. Bilimle gerçekten ilgilenmeye çok geç başlaması da bunun nedenlerinden biridir. Her ne kadar sırf bu yüzden bazı kesimler Da Vinci’nin bir mucit değil de sadece bir kaçık olduğunu düşünse de bilim camiasının Jules Verne’i olmak bile yetenek gerektirir.

Furkan Güleç

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...