Kütle Çekim Kuvveti

Gece Gündüz
A A

Fizik, insan evladının merak ettiği her alanda karşımıza çıkan temel disiplinlerden biridir. Fiziğin temel olması gibi fiziğin de kendi içinde barındırdığı bazı temel terimler vardır. Örneğin “kütle” temel bir terimken “kuvvet” türetilmiş bir terimdir. Türetilmiş terimler diğer terimlere bağlıdırlar ve diğer terimler kullanılarak bulunurlar. Mesela kuvvet, kütle ile ivmenin çarpımına eşittir. Burada görülebileceği üzere kuvvet, diğer terimlerle açıklandığı için değişebilen bir değerken kütle, temel bir büyüklük olduğundan dolayı değişmez.

Kütle çekimi, adı üstünde kütlesi olan her şeyin birbirlerini çekmesi temeline dayanır. “Kütlesi olan her şey” terimini biraz açmak gerekirse evinizde, etrafınızda görebileceğiniz herhangi bir nesneden tutun da küçük uydular, gezegenler veya galaksiler bile buna dahil edilir. Tabii ki bir gezegenin sahip olduğu kütleyle küçük bir objenin sahip olduğu kütle denk olmadığından bunların çekim kuvvetleri de denk değildir. Küçük objelerin çekim kuvvetini hissetmememiz, çekim kuvvetlerinin olmadığı anlamına gelmez. Ayrıca kütle, enerjiye denk olduğundan bu terime “ışık” da dâhildir. Işık, en çok kara delik ufkuna girdiğinde kara deliğin çekim kuvvetinden etkilenir ve karşı koyamayarak çaresizce kara deliğe çekilir. Kara delik yakınındayken kaderine boyun eğen ışık, Dünya’daki çekim kuvveti bir kara deliğe oranla çok az olduğu için yine çok az sapar.

Yerçekimi kuvveti de Dünya’nın kütle çekimine verilen bir diğer isimdir. Kütlelerin bu çekimden etkilenmesi olayıyla birlikte ağırlık ortaya çıkar. İşte bu yüzden ağırlığımız, her gezegenin çekim kuvvetine bağlı olarak değişir, lakin kütlemiz ise aynıdır (Dünya’daki Yerçekimi: 9,8066 m/s^2).

Boşlukta gözlemlediğimiz tüm cisimler de bizler gibi bazı kütle çekimlerinin etkisindedirler. Bu çekim etkisiyle, küçüğüyle büyüğüyle kütlesi olan her şey kendisini çeken daha büyük kütleli cisme yaklaşır. Eğer çekim gücü yeterince büyük ve sürdürülebilir ise sonunda çekim gücünden etkilenen her şey, çekim alanını oluşturan cisme tehlikeli derecede yaklaşmak ve dışında atmosfer gibi koruyucu bir alan yoksa ona çarpmak zorundadır. Bir gezegen, bir yıldız vb. yapıların hem oluşumu hem de tekrar ortaya çıkması işte bu döngüyle sağlanır.

Örneğin Dünya’yı ele alalım. Dünya şimdiki yaşam şartları oluşmadan önce, başka bir yapıdan koptuğunda çok sıcaktı ve üzerinde yaşam yoktu. Daha sonra yüzeyi yavaşça soğumaya başladı ve böylece yavaş yavaş (gerçekten çok yavaş, milyonlarca yıl kadar) yaşam koşullarına yaklaşmayı başardı. Günün birinde eğer ki Dünya’ya bir göktaşı çarpacak olursa ve Dünya parçalara ayrılırsa farklı yapıların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Ay, hâlihazırda bu tür Dünya’dan kopmuş olabileceği düşünülen ve çok somut kanıtları da olan yapılardan biridir. Ayrıca Ay yüzeyi kraterlerle dolu bir yerdir. Bunun nedeni ise yine göktaşlarının hiçbir engele takılmadan Ay’ın yüzeyine düşebilmesidir çünkü Ay’ın Dünya gibi onu koruyacak bir atmosferi yoktur.

Dünya’nın bulunduğu sistemdeki Güneş de günün birinde patlayacaktır; çünkü yıldızların doğası budur. Doğarlar, soğurlar, patlarlar ve yeni sistemlere doğru yol alır veya onları yine kendileri oluştururlar. Belki de bu Güneş’ten kopan parçalardan biri, tıpkı Dünya gibi şartları sağlayacak ve uzaya yeni bir soluk getirmiş olacak. Belki de ben bunu yazarken siz bunu okurken boşluğun hiç ummadığımız yerlerinde yaşamın tohumları atıldı.

Son olarak kendinize hiç “Uzayda gördüğüm şeyler neden hep bir yuvarlağı anımsatıyor?” diye sordunuz mu? Bunun cevabında da kütle çekimini bulmak mümkün. İlk başta dönmeyen ve yuvarlak olmayan bir cisim ele alalım. Bu cisim o kadar büyük olsun ki göktaşlarını kendine çekiversin. Göktaşları bu cisme çarptığında ister istemez farklı açılarla çarpacak ve bu cismin dönmesine neden olacaklardır. Dünya’da bir topu döndürdüğünüzde top bir süre sonra durur çünkü Dünya’da sürtünme vardır ve sürtünme, harekete engel olan yegâne şeydir. Uzayda ise sürtünme denen şey yoktur. Dolayısıyla uzayda dönmeye başlayan bir şey, dışarıdan başka bir etki olmadığı sürece duramaz, yavaşlayamaz, dönmeye devam eder. Hâl böyle olunca uzaydaki her şey yuvarlağa benzeme eğilimindedir. Yani uzayın herhangi bir yerinde düz ya da daha farklı bir yapı bulmanız biraz zor…

Furkan Güleç

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...