Evrim Teorisi

Gece Gündüz
A A

Evrim Teorisi

Evrim denen olay keşfedildiğinden bu yana uzun ve bitmek bilmez bir tartışma konusu olmuştur. Bu tartışma tahmin edebileceğiniz üzere en çok da bilim adamları ve din adamları arasında gerçekleşmiştir. Evrim teorisi ilk keşfedildiğinde çokça taşlanmıştır. Günümüzde de bu taşlama devam etmektedir. Ancak yine günümüzde evrim teorisi altın çağını yaşamaktadır.

Evrim Teorisi, “Teori” kisvesi altında adlandırıldığı için aklı kurcalayan en önemli soru kimilerine göre şöyledir; “Madem Evrim gerçekten var, o zaman neden bu kadar zamandır halen daha teori deniyor?” Burada temel yanlışlık “Teori” kelimesinin anlamının “Hipotez” ile karıştırılmasından kaynaklanır. Teori; uzun zamanlı, çok yönlü gözlem ve incelemeler sonucu elde edilenlerin “Neden?” ve “Nasıl?” sorularını yanıtlayabilen bilgi bütünü anlamına gelir. Kökenine indiğimizde de bunu görebiliriz. Antik Yunanistan’da kuram (teori) “dikkatlice bakmak/seyretmek” anlamına gelir. Yani aslında Evrim bir doğa yasasıdır.

Evrim Teorisinin günümüzde ne kadar kabul gördüğüne dönelim. Öncelikle bu oran en çok Avrupa’dadır. İzlanda’da %80’in üzerindeyken; Fransa ve İngiltere gibi ülkelerde bu oran %80’e yakındır. Türkiye’de ise bu oran %27 olmasına rağmen kabul etmeyenlerin oranı %22’dir. Geriye kalan %51’lik kısım ise emin olmadığını ifade etmiştir (Deneyler belli denek sayısıyla yapıldığı için oranlar kesin değildir). Dini inançlara göre bu oranları incelemek istersek; pek çok dini bir arada barındıran ABD’ye bakmak yerinde bir karar olacaktır. Budist, Hindu ve Museviler %80 civarında iken Hıristiyanlar ortalama %55, Müslümanlar ise %45 orana sahiptir.

Evrim, temelde canlıların zaman içinde genlerinin değişimi ve bu değişimin üreme ile nesilden nesle aktarımı olarak tanımlanabilir. Ayrıca Evrim durağan bir şey değildir. Değişen şartlara göre canlılar da değişir. Bunun en bariz örneği bazı köpek türlerinin yaklaşık 100 senelik bir dilimde bile değişime uğradıklarını gösteren fotoğraflardır. Köpek türlerinin eski fotoğrafları ile günümüzdekileri mukayese edecek olursanız bunu fark edeceksiniz.

Evrim işinin yaparken doğal seçilim yolunu kullanır. Peki ama nedir bu doğal seçilim? Doğal seçilim adı üstünde bir “seçme” olayıdır. Seçilen yaşar, güçsüz olanlar ise ölür. Dolayısıyla güçsüz canlıların genleri ileriki nesillere aktarılmayacağından da yaşam sağlam temellere kurulmuş olur.

(Doğal Seçilim)

Bir canlı ortamı düşünün. İlk başta bu ortamda herkese yetecek kadar av olsun. Ancak zamanla üye sayısı artışından kaynaklı olarak av sayısı azalsın. İşte bu gibi durumlar doğal seçilimin işini layığı ile yaptığı durumlardır. Canlıların arasındaki mücadele sadece ve sadece güçlü genlere sahip olanlara şans tanır.

Aslında güçlü genler denince akla sadece kas gücü gelmemelidir. Bunun yanında zekâ ve dayanıklılık gibi unsurlar da bulunabilmektedir. Örneğin Afrika Kıtasındaki insanların siyahî olmalarının sebebi ciltlerinin Güneş ışığı sebebiyle fazla Melanin salgılamasıdır. Yani bir nevi Güneşin zararlarından korunmak üzere vücudun aldığı bir önlemdir.

Akılları kurcalayan en büyük sorulardan bir tanesi de insanların maymundan gelip gelmediğidir. Öncelikle şunu söylemek gerekir ki Evrim olayı sadece insan üzerinde olmaz; yani sadece buna takılıp kalmayın. Ayrıca maymun demek insana bir hakaret gibi de görülmemelidir. Sonuçta buradaki maymunun anlamı şebeklik yapan anlamında değildir. Sorunun cevabına gelirsek; evet, insan maymunlardan evirilmiştir denebilir. Kuyruksuz maymun türlerinin de varlığı bilinmektedir. İnsanlar için de genelde kuyruksuz maymun ya da maymunumsu terimleri kullanılır. İngilizcede de sıkça kullanılan “Ape” sözcüğünün de maymunumsu anlamında kullanıldığı yerler vardır. Bazı insanlar, maymunlar ile insanların sadece ortak atası bulunduğunu söyler ancak bu yanlıştır.

Tarihte yeterince geriye gidildiğinde maymunların da bir başka canlı türünden evirildiği görülebilir. Bizler nasıl bazı miraslar taşıyorsak maymunlar da önceki canlılardan miraslar taşıyorlardır. Misal insanlarda kuyruk sokumu denen körelmiş bir kuyruk yatağı vardır. Yunusların ataları ise memeli kara canlılarıdır ve bu yunusların da su altındaki nadir memeli türlerinden oluşunu açıklar. Ya da örneğin balinalar. Balinalar da yunuslar gibi dört ayaklı memeli kara canlılarından evrimleşmişlerdir. Bunun en büyük kanıtı da deniz canlılarının balinalar gibi memeliler hariç her birinin soğukkanlı olmasıdır. Denizaltı dünyasında soğukkanlılık çok önemli iken balinalar sıcakkanlı davranırlar. Ayrıca balinaların anatomilerine baktığınızda; kuyruk tarafına yakın bölgede küçük körelmiş kemikler göreceksiniz. Bu kemikler karada yaşayan canlıların bacak kemiği yapısının üst düzeyde körelmiş halleridirler.

Bence bunlardan daha önemlisi ise balinaların solungaç yerine bizler gibi bir çift akciğer bulundurmalarıdır. Akciğerlerini yine bizler gibi bir çift delikten doldururlar. Yunuslar da embriyo iken tıpkı bizler gibi bir çift burun deliğine sahiptirler fakat embriyo geliştikçe bu delikler yukarı doğru yerleşir ve klasik deniz memelisi görünümünü alır. Ayrıca balinaların kılları da vardır. Bunun yanında yine anatomilerine baktığınızda; yüzgeç kemikleri birçok kara memelisindeki gibi kol, bilek, el ve parmak kemiklerinden oluşur ve tabii ki bu kemikler de zamanla körelmiş kemiklerdir. Bu yüzden dışarıdan bakılınca bir kol değil yüzgeç görürsünüz. Yeterince geriye giderseniz nesli tükenmiş olan Basilosaurus Familyasına ait balinaların yüzgeçlerinin günümüzdeki balinalara oranla daha çok kola benzediğini görürsünüz. Bu durum arka bacak kemiklerinde de aynıdır. Aynı zamanda bu familyaya ait balinalar bir ara geçiş türüdür. Bunu burun deliklerinden anlarız. Kara memelilerinde burun delikleri daha aşağıda iken günümüzdeki deniz memelilerinde kafatasının tepesindedir. Oysa bu ara geçiş türünde burun delikleri iki yerin tam ortasındadır. Bir başka kanıt da balinaların DNA karşılaştırmasıdır. Balina DNA’sı; balıklarla, denizaslanları ile ve daha birçok canlı ile karşılaştırılmıştır. En yakın DNA akrabası ise su aygırları çıkmıştır. Bu da 54 Milyon yıl önce bu iki türün aynı atadan geldiğini gösterir. Şaşırtıcı ancak balina ve su aygırı Dünya üzerindeki vücut içi testislere sahip tek memelilerdir. Bu kadar kanıtın hepsi bizlere aynı şeyi anlatıyor.

(Basilosaurus)

Buna benzer birçok balina benzeri canlının fosili henüz araştırmayı beklemektedir. Bu tip kanıtlar direkt yeraltından çıkarılan fosiller üzerinden araştırılmaktadır.

Sonuç olarak Evrim Teorisi bir hayat gerçeğidir ve sizler bunu okurken bile azar azar değişiyorsunuz. Evrimi durdurmak ve hayvan türlerinin yok olmasını engellemek ise insanoğlu için imkânsız görünüyor.

Furkan Güleç

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...