Biyomimetik – Doğanın Üstün Gücü

Gece Gündüz
A A

Biyomimetik – Doğanın Üstün Gücü

Daha önce hiç belgesel izlediniz mi? Bu da soru mu dediğinizi duyar gibiyim. O halde mutlaka bu belgesellerde anlatılan canlılardan en azından birkaç tanesine hayranlık duymuşsunuzdur. Örneğin rengarenk kuşlar ya da tüm ihtişamıyla ormanın kralı diye tabir edilen aslanlar. Peki ya hiç bu canlıların yaptıkları işlerde nasıl bu kadar iyi olduklarını merak ettiniz mi? Buna da örnek vermek gerekirse kuş dediğimizde aklımıza ilk gelen vasfı uçmasıdır. İnsan dediğimizde ise aklınıza ilk gelen aklı ve mantığıdır. Bunlar bilimin bir basamağı olan evrimin canlılar üzerine etkileridir. Zaman geçtikçe bazı canlılar yaşadıkları bölgedeki diğer canlılardan kaçmak ve onlara av olmamak için koşma yetilerini veya korunmak için yüzey yapılarını(dikenli bitkiler) değiştirmek durumunda kalmışlardır. Bu da onları kendi alanlarında diğerlerinden daha iyi yapmıştır. Peki ya insanlar neden uçamasın? İşte bu soru Biyomimetik biliminin başlangıcı gibidir. Grim Kardeşler bizler için bu sorunu çözmüş ve kuşlardan ilham alarak uçağın temellerini atmışlardır. İnsanoğlu ise durur mu? Tabii ki hayır. Her geçen gün bir başkası temele katkı yaparak günümüzde kullandığımız uçakları geliştirmişlerdir. Yani Biyomimetik aslen doğayı taklittir…

Doğayı taklit etmişiz etmesine de doğa anayı taklit etmek maalesef o kadar da kolay değildir. Örümceğe bir göz atalım. Örümceklerin ağları kendi boyutlarındaki çelik yelekten çok daha dayanıklı olmasının yanı sıra daha hafiftir de. Bizlerse henüz bu teknolojiye ulaşamadık ve şuan için örümceğin de bizlere öğretmeye pek niyeti yok gibi. Bunun dışında Su Ayısı denilen bir su altı canlısı ise uzayda hiçbir takviye olmadan yaşayabiliyor. 2007’de bir uzay aracı ile boşluğa gönderilen bu canlı çok yüksek radyasyon seviyelerine rağmen üremeye devam edip en dayanıklı canlılar arasında yerini almıştır. Bizler bunu kısmen de olsa taklit edebiliyoruz ancak bu canlıların yaşayabilecekleri ısı değerleri -273 ile 151 santigrat dereceler olması nedeniyle yaptığımız uzay giysilerinden üstünler.

Görülebileceği üzere bizim şimdilik kullandığımız en basit doğayı taklit dulavrat otundan ilham alınarak yapılan cırt cırt; en karmaşık olanı ise bana kalırsa yarasalardan ve yunuslardan ilham alınan radarlardır. Buradan yola çıkarak henüz doğanın yüksek yıkım gücünü taklit edemediğimizi dolayısıyla yapay tsunami veya depremler oluşturamayacağımızı söylemek pek de zor değil. Çoğu insan internet üzerinden birçok komplo teorisi ve bunun benzeri zırvalar yayınlamaktadır. Bu olağan bir durum ancak bu tip şeylere inanmak için arkasında güçlü kanıtlar olmalıdır ki ikna edebilsin bizleri. Örneğin H.A.A.R.P. Projesi dediğimiz olay bu tip gizli bir silah değil, tam tersine halka açık araştırmalar yürüten ve hava olayları ile ilgilenen bir projedir. Burada halka kapalı olan tek kısım projenin yürütüldüğü yapıdaki yüksek gerilimli bölgelere girmektir. Bu ise tahmin edebileceğiniz üzere bu kadar elektrik yükünün insanı anında öldürebilmesinden, yani tehlikeli olmasından kaynaklanır.

Burada “Peki bu proje neden bu kadar ilgi topladı ve hakkında neden bu kadar çok söylenti var?” diye sorabilirsiniz. Bunun asıl nedeni projenin Nikola Tesla‘nın elinden çıkmış olmasıdır. Nikola Tesla günümüzde en çok merak edilen bilim adamıdır. Bu da birçok hurafeyi beraberinde getiriyor haliyle. Depremi bile henüz yeni ölçebilmeye başlamışken onu üretmek şuan için uçuk bir şeydir. Ancak gelecek için imkansız olmadığı da bilinmelidir…

Furkan Güleç

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...