Sokağın Ucunda

Gece Gündüz
A A

Yağmurlu bir Ankara günüydü. Bugün de diğerlerinden farklı olmayacaktı, belliydi. Yine aynı; sıradan, mucizesiz, belki biraz hüzünlü, belki biraz daha yalnız… Bu yalnızlık hissi de yeni peyda olmuştu. Kendini her sabah bu ruhsuz kaldırım taşlarını izlerken buluyordu. Uyanır uyanmaz sokağın uzak bir köşesine gözlerini dikiyordu gri perdenin ardından. Zaten bu garip his yüzünden başlamıştı evde sigara içmeye de ondan grileşmişti perdeler. İçindeki koyuvermek isteğini görmezden gelemiyor, bir şekilde bu isteğe teslim olmuş olmaktan rahatlık duyuyordu. Aklına düşünce odanın köşesindeki masanın üstünde duran pakete dikti gözlerini. Üşendi iki adım atıp uzanmaya, hem çakmak da mutfaktaydı. Derin bir nefes alıp alnını soğuk cama dayadı. Kaldırımda o hayali gördü yine sonra. Şu her sabah içindeki yalnızlıkla bir olup içini sıkıştıran, kafasını karıştıran hayali…

Puslu havanın içinde bekleyen bu silueti gözlerini ayırmadan izledi bir süre. İçinde ona uzanmak hissiyle yanıyor, o beyaz avuçlara sıkı sıkıya sarılmak için anlamsız bir istek duyuyordu. Bu adamı gerçekten tanıyor muydu? Onu ilk kez rüyasında gördüğünü sanıyordu. Gerçekte kimdi, böyle biri gerçekten var mıydı; bilmiyordu. İnsan hiç bilmediği, üstelik yalnızca hayal olan birine böylesi bir özlem duyabilir miydi? Ona asla erişemeyeceğine, onu asla tanıyamayacağına böylesine içerler miydi? Bilmiyordu. Sadece her sabah aynı yerde belirmesini anlayamıyordu. O koyu kahverengi gözlerindeki hüzünlü bakışı anlayamıyordu. Hem bu kadar uzakta durup hem bunca canlı ve net oluşunu anlayamıyordu. Bu adamı mutlaka bir yerden tanıyor olmalıydı; bu bakışı bir yerde yakalamış olmalıydı. Yoksa içindeki bu kuyu gibi yalnızlık daha da derinleşecekti. Bu adamda onu çeken başka bir şeyler vardı. Daha önce hiçbir yerde rastlamadığı, kimsede görmediği ama hep beklediği -belki aradığı- bambaşka şeyler… Seyrettikçe içinde çoğalan, onu her sabah bu pencere önünde içli içli ağlatan bir şeyler…

Önceleri ona kızdı; karşısına rüyasında çıktı diye, gerçek olmaktan bu kadar uzak diye… Bir yerlerde onu bekliyor muydu, yoksa çoktan onu tanıyor muydu? Bu bilinmezliklere öfkelendiyse de sonraları kendinden nefret etti bir hayale tutunduğu için; içindeki yalnızlığı bir rüyayla örtmeye çalıştığı için. Ama bu öfkenin sonu yoktu, vardığı hiçbir yer yoktu.

Gözlerini kapatıp karşısına aldı onu; o hüzünlü bakışlarını seyre daldı. Sesini hayal etmeye çalıştı; öylesine merak ediyordu ki… Keşke onunla her şeyi konuşabilseydi, bir kez sesini duyabilseydi, içinde ne varsa anlatabilseydi. Fakat ne vakit bu istekle dolsa onun bir hayal oluşuna daha da çok içerliyordu. Gözlerinden süzülen iki damla yaşı silip koşar adım mutfaktan çakmağını aldı, odaya dönüp pencerenin önünde bir sigara yaktı. Perdeyi sonuna kadar çekip camı araladı. Dirseklerini pencere pervazına dayayıp sokağın ucuna dikti gözlerini tekrar. Adam hâlâ orada bekliyordu. Bu sabah gitmeye pek niyeti yok gibiydi. Sigarasını dudaklarına götürdü, zehrin acı tadı dilini yaktı. İçine çektiği nefesi bir süre içinde tutup ağır ağır üfledi dumanı soğuk havaya. Esasen böyle ciğerlerine çekerek içmek pek alışkanlığı değildi. Nefesi verirken kesik kesik öksürdü; duman, hafiften başını döndürmüştü. Kendini bu sersemletici dumana teslim edip yavaş yavaş içti sigarasını; bakışlarını sokağın ucundaki siluetten ayırmadan.

İkinci sigarayı yakmak için içeri girdi. Bir eliyle bitmiş sigarasını masanın üzerindeki küllükte söndürürken diğer eliyle paketten bir sigara daha çıkarıp pencereye döndü. Ama hemen sokağın ucuna bakmadı; nasıl olsa adamın hâlâ orada durduğunu biliyordu. Gözlerini gelip geçen insanlara daldırdı biraz da; arabalara, üst üste binmiş koyu renkli bulutlara… Hiçbir şey düşünmeden çiseleyen yağmurun ferahlığına bıraktı zihnini.

Sigarası iyice tükenince içeri girmek için geri çekilmişti ki adamın orada olmadığını fark etti. Bir an duraklayıp boşluğa bakakaldı; demin orada canlı gibi duran varlığından geriye kalan boşluğu seyretti bir süre.

Yağmurlu bir Ankara günüydü. Bugün de diğerlerinden farklı başlamamıştı.

Feyza Ünal

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...