Döngü

Gece Gündüz
A A

Döngü

Odanın ortasına, koyu renkli perdenin altından usulca düşmüştü sabah güneşi. Odada her şey tam bir düzen içindeydi. Duvarı boydan boya kaplayan ahşap raflara, yayınevlerine göre özenle dizilmiş kitaplar; köşede duran aynanın önüne düzgünce yerleştirilmiş birkaç parfüm şişesi; bir küçük takı kutusu ve alelade bırakılmış bir çift küpe ve de kapının sağında duran uzun gövdeli abajur; sanki beyaz örtüler içinde sessizce uyuyan kadının uyanmasını ve bir an önce perdeyi açmasını bekliyorlardı.

Yatağın başucundaki komodinin üzerinde duran telefondan yumuşak bir alarm sesi yükselmeye başladığı anda kadın, beyaz örtünün altında yavaşça kıpırdandı. Uzanıp alarmı tek tuşla susturunca gerinerek attı örtüyü üstünden. Yatağın yanına bırakılmış yumuşak tabanlı terliklerini ayaklarına geçirdi. İki adım atıp pencerenin önünde durdu, perdeyi sağa doğru hızla çekerek açtı. Sabah güneşi gözlerine dolunca bir anlığına gözlerini kapatıp gülümseyerek güneşe döndü yüzünü. Pencerenin ardındaki baharı daha yakından izlemeliydi. İçinde kıpırdanan heyecan, onu kolundan çekiştirip gardırobunun önüne getirmiş, en sevdiği su yeşili elbisesini hızlıca giydirmişti. Hiç düşünmeden, henüz geçen hafta aldığı ayakkabılarını ayaklarına geçirdi, aynanın önündeki bir çift küpeyi kulaklarına taktı, çantasını ve ceketini koluna astığı gibi kendini dışarı attı.

Nereye gittiğini düşünmeden, hatta sabah kalktığından beri hiçbir şey yemediğini aklına dahi getirmeden, yeni pabuçlarına teslim etti kendini. Sokağın ucundaki pastanenin önünden geçerken aniden durdu, dışarıdaki iki kişilik süslü masalardan birine oturuverdi. Sabahın erken saatleri olduğundan birkaç öğrenciden başka kimse yoktu pastanede. Yüzündeki toyluğundan on beş yaşlarında olduğu anlaşılan garsona bir demli çay ve iki dereotlu poğaça siparişi verdi. “Çay,” dedi; “İnce belli bardakta olsun, lütfen.”

Oturduğu rahat sandalyeden etrafı incelemeye koyuldu. O, siparişini verirken sağ köşedeki masaya bir liseli çift yerleşmiş, konuşup gülüşüyorlardı. Büyükçe bir bebek arabasıyla içeriye giren açık tenli kadının, bir tepsi su böreği istediğini, “Öğlene yetişmesi lazım.” dediğini işitti. Yoldan gelip geçen arabalar, çocuklarının ellerinden tutmuş okullara koşturan anneler, işe yetişmeye çalışan takım elbiseliler, sokağın başında duran çöp arabası… Hepsinin telaşına ortak oldu bir anlığına ve kimsenin baharın gelişiyle ilgilenememesine üzüldü içten içe. Çantasına uzanıp küçük cebinden ayırmadığı not defterini ve tükenmez kalemi çıkardı. Bu ana dair hislerini dökmek için yeni bir sayfa açmıştı ki garson elinde tepsiyle yaklaştı. Tepsidekileri gelişigüzel bıraktı masanın üzerine ve adisyonu, ortadaki şekerliğin altına sıkıştırıp hızlıca işine döndü.

Bir teşekkür etmesine fırsat bile vermemişti. Yüzüne bakmamasına nedense içerler gibi oldu fakat bu çocuğa, daha evvel hiç ehemmiyet vermediğini düşünüp hatayı kendinde buldu; yine de önemsememeye çalıştı. Bu sırada demin su böreği isteyen kadının, elinde poşetlerle bebek arabasını dükkândan dışarı çekiştirdiğini gördü. Arabadan yükselen çığlık sesiyle irkildi ve kadının, telaşla elindekileri atıp bebeğini kucaklayışını garipseyen bir bakışla izledi. Fakat kadının, bebeğin başını sevgiyle, böylesine okşayışı birden boğazına düğümlenivermişti. Ona, “Gerçek sevgiyi göster!” deseler şu anın tarifinden başkası aklına gelmezdi. Dalıp gittiği bu sahneden gözlerini, hızlı hızlı kırpıştırarak tabaktaki poğaçaya çevirdi. İçinden kendine kızdı; ne içindi bu histerik haller şimdi, ne gerek vardı sanki? Aniden poğaçayı bir peçeteye sarıp not defteri ve kalemiyle birlikte çantasına tıkıştırdı ve masanın üzerine 10 lira bırakıp gitti.

Sokakta öylece epey dolaştıktan sonra, en son kendini evinin önünde buldu. Aslında eve girmek istemiyor olmasına rağmen anahtarını çantasından çıkarıp bahçe kapısını araladı. Sanki bir güç, onu yönlendiriyor gibiydi. Apartmanın rutubet kokan merdivenlerini üç kat tırmanıp anahtarı kapının kilidine sokarak kapıyı açtı. Eşikte birkaç saniye durakladı. Kapının hemen ardındaki ufak vestiyere takıldı gözleri. Mor renkli montu asılıydı, bir de yanında kırmızı şemsiyesi. Öyle yalnız, öyle sessiz duruyorlardı ki sanki… Derin bir nefes aldı, kapıyı iyice iterek içeri girdi. Anahtarı vestiyere bırakıp odasına geçti. Sabahki enerjisinden eser kalmamıştı. Sanki duvarlar, bütün o eşyalar, bağıra bağıra sömürüyorlardı yalnızlığını, yaşama hevesini. Aniden, yıllardır hep aynı düzen, aynı sessizlik içinde duran eşyaların bu hâllerine içerledi.

Üzerinden çıkardığı su yeşili elbisesini yatağın üzerine bıraktı. Yeni aldığı ayakkabılarını ise fırlatıp attı bir kenara. Odanın içinde bir iki tur atıp köşedeki aynanın önünde durdu. Parfüm şişelerini kokladı tek tek. Yerlerine koyarken birbirine karıştırdı şişeleri, hiçbirini eski yerine bırakmadı. Takı kutusundan birkaç küpe, yüzük ve kolye denedi. Onları da her zaman yaptığının aksine, tekrar kutuya koymadı. Eline ne geçtiyse yerini değiştirdi. Aynada kendiyle göz göze geldi. Hesap mı soruyordu bu bakış yoksa ne yaptığını anlamaya mı çalışıyordu? “Kendinle bakışıyorsun be, ne hesabı, ne anlaması?” dedi bakışlarını aynadaki yansımasından çekmeden. “Sonunda yalnızlıktan delirdin, delirdin!” diye bağırdı. Sanki odada yankılanmıştı sesi: “Yalnızlıktan!” Saçlarını ellerinin arasına alıp bedenini duvara çarparak yere oturdu. Gülmeye başladı sonra, kahkahaları evin içini doldurdu. Sabahki mutluluğuna gülüyordu; “mutluluk oyunu”na. Sanki yıllardır aynı başlayıp aynı bitmiyormuş gibi günler, bir de kendine kızıyordu. “Yalnızlıktan!” diye yankılandı beyninde sesi, “Delirdin!” Kahkahaları haykırışlara, haykırışları gözyaşlarına dönüştü ve saatler süren bir krizin tam ortasında buldu kendini.

Kendine geldiğinde gece çökmüştü pencerelere. Zayıf bedenini ağır ağır sürükleyerek beyaz çarşaflara attı. Sabah güneşi odasını aydınlatıp yumuşak melodili alarmı çalana dek kıpırdamadan uyudu. Alarm sesi yükselir yükselmez elini atıp telefonu susturdu ve örtüyü üzerine çekip uykusuna devam etti. Bugün oyun oynamayacaktı ve bir daha asla odasını toplamayacaktı.

Feyza Ünal

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...