Doğum Lekesi Geçmiyor Anne

Gece Gündüz
A A

Yatakhanenin yatakları her zamanki gibi çok rahatsız ve çok soğuk. Bu yatakların içleri sanki elyaf ya da yünle değil de dikenlerle doldurulmuş gibi geliyor bana. Soğuk dediğimiz şeyin sadece ısı farkıyla alakalı olmadığını anladığımda 7 yaşındaydım…

Annem hep kederli bir kadındı. Kendini gülmeye zorladığı zamanlarda bile yüzündeki acı bağırır ve sanki susmaya zorlardı onu. Nadiren güldüğü zamanlarda ellerini yüzüne kapatırdı ki aşikar olmasın acı sırları. Hep baskılardı içinde haykırmak istediklerini. Yaşayamadıklarını ve yaşamaması gerekirken yaşadıklarını.

Kederli bir kadın doğurdu beni. Bu yüzden ben de bir yanım kederli olarak geldim dünyaya. Annemin yüzündeki çizgilerin her birinde ayrı ayrı yer eden ıstıraplı anıları da çok küçük yaşlarda okudum. Hatırlayabildiğim bir kısmı ise birer hiyeroglif gibi hala duruyor zihnimin duvarlarında. Bunların tekrarını artık yapmıyorum. Çünkü her yaptığımda sonuçları benim bugünlerime kadar uzanıyor ve çektiğim acıyı artırmaktan başka bir işe yaramıyor.

Bir babam yokmuş benim. Öyle söylemişti annem son kez elimi tuttuğunda. Meğerse o günden sonra bir annemde olmayacakmış. Çocuktum. İdrak edemedim başlarda. O anda idrak etmiş olmam, çocuk kalbimin bir gökdelenin altında kalmış olması olacaktı. Öyledir ya; umut kırıntılarıyla günbegün acıyı sindirir de insan, parça parça alışır acısına bir şeylerin. Ben de öyle yaptım. Yetimhaneye beni bırakan annemin gidişini camdan seyrederken, “Yarın dönecek…” diye düşündüm. Her yarın, bir sonrakini kovalarken ağır ağır kabullendim terk edildiğimi.

Bir çocuğun, annesinin ölmüş olmasını istemesi duygusunu en iyi ben anlatırım. Çünkü beni buraya neden bırakıp gittiğini hiçbir zaman anlamayacağım. Buradaki tüm çocuklarla aynı şartlarda büyüdük. Aynı hüznü soluduk. Aynı eksikliği hissettik. Hatta o kadar aynıydı ki her şey; aramızda sorun olmasın diye hepimize aynı oyuncak alınıyordu. Pembe, suratsız uyku ayıcığını hatırlıyorum mesela. Herkes ona farklılık adına başka isimler koydu. Ben adını “anne” koydum. O da senin gibi konuşmuyor ve gülmüyordu…

Bugün 18 yaşıma basıyorum anne. Beni buradan gönderecekler. Dikenli yatağımda son gecem ve ben, bundan sonra ne yapacağım hiç bilmiyorum. Ben senin vücudundan koparıp attığın virüslü bir parça gibiyim. Suratımda keder, alnımda kader boşluğu ve belirsizliklerle dolu geleceğimin mimarı olan sizlere veryansınlar ederek çıkacağım yola… Bu rutubetli odaların, bu dikenli yatağın izleri elbet geçecek bir gün. Ama doğum lekesi geçmiyor anne!

Fatma Hilal Kantarcıgil

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...