Dikiş

Gece Gündüz
A A

Zaman, avucundaki kum tanelerini acımasızca savuruyor. Pervasızca akan zaman; elimizde sökülmüş umutlar, yırtılmış hayaller bıraktı. Yamalı hayatlar; pejmürde kostümlü palyaço sevinçleri ile asık yüzleri, iki parmak yardımıyla gülen suratlara çevirmek bile koskoca bir iş. Dikiş tutmayan sözlere açık ağızlar. Sor kendine: Dikilmeye ihtiyacı olan kaç yarım hayal saklıyorsun dolaplarında? Erteledin, neyselere bıraktın, mecbur bırakıldın. Herkesin elinden alınmış “hayatının bir kısmı” vardı. Susmak zorunda kaldın. Hayallerin yarım kaldı. Katladın kaldırdın belki ya da tamamen kesip biçtin ve attın onu.

Esasında her insan, kendi hayal atölyesinde bir terzidir. Kendi söküğünü dik. Başkalarınınkini de. Ama ne yazık ki başkalarının söküğünü dikmek yerine herkes, herkesin düşlerini yırtar olmuş. Kendi küçük dünyasında, kendine göre en büyük hayali bir çiçekçi açmak olan bir insan, hayalini birisiyle paylaştığı anda; hayalindeki dükkanının camları taşlanıyor. Başına yıkılıyor her şey. Çiçek yaprakları paramparça ediliyor. Neden cesaretlendirmez ki kimse kimseyi?

İşte en çok da tek bir sözcükle masum düşleri yıkan hayal yiyicilerin ağızlarını dikmek istiyorum. Topluma büyük bir katkı sağlar. Bırakın hayal kursun insanlar. Gerçekleşmeyecek bile olsa. Umut değil midir ayakta tutan insanı? O günün geleceğine dair büyüyen inanç ve yapılan imajinasyonlarla tutunuyorsak hayata… İzin vermemeliyiz kimsenin yıkmasına.

Hayat parkurunda koştun, düştün, kalktın, kazandın, kaybettin. Belki de en çok düş’tün. En az kayıplarla atlattığın olası kırıklarını bile düşlerinle affettin. Şimdi düş’tüğün kuyulardan çıkma zamanı. Sağır edici sığ çığlıklara kulaklarını kapat ve düş önüme.

Fatma Hilal Kantarcıgil

Bunu neden başkaları da okumasın ki?
Paylaşmak güzeldir...

Bak bir de bu var...
Kasvetli Oda
Kasvetli Oda

En küçük parçacığın tesirindeyim. Tüm gücüm, hüzünlü bir bahçe gibi yeşermiş çiğler açan içimde. Aynada baktığım gözlerde büyüyen bir tane

Kapat